“Fark ettim ki, nerede olursan ol ya da ne yapıyorsan yap, ya da kiminle olursan ol, seni her zaman, dürüstçe, gerçekten, tamamen seveceğim.”
“Saçlarında kayboldum Dudaklarında kavruldum Rüzgarlarında savruldum Gel durdur istersen”
gözünde biriken yaşların her şeyi silikleştirdiği o an,
çocukların üzülmediği tertemiz bir hayat istiyorum.
İnsanın canı isteyince dağları aşması ve canı istemeyince parmağını bile oynatmaması. Canı isteyince diyerek kast ettiğim de, sevince ve sevmeyince.
İçime bir şey oturuyor fotoğrafını severken, bilmiyorsun.
‘’Ne olur çekme ellerini karanlığımdan Bir sen kaldın dünyada güzel bildiğim’’
ölümden korkuyorum. hayallere kavuşamadan, iyi ki yaşamışım bu hayatı demeden ölmekten. bu ne kadar ağır bir şey biliyor musunuz?
Bana dürüstçe açıklama yapıldığında çoğu şeyi tolere edebilirim ama yalan söylenince dünyayı ateşe veresim geliyor. “Ben ne güzel affedecektim seni neden beni aptal yerine koydun” öfkesi.
işte bunu alkışlarım lan ben.
frozen grape dipped in chilled water
OHA ÇOK GÜZEL
Güçlü durup ciddi bir şekilde seni üzen şeyi anlatmaya çalışırken sesinin bir anda boğuklaşıp titremesi ve senin neyse diyip yutkunduğun an. Hiçbir hissi yaşarken bunda olduğu kadar zorlanmıyorum.
Seven insanın sevdiğine gururu olmaz, seven insanın sevdiğine kini olmaz, seven insan başkalarının ne dediğine bakmaz gerçekten seviyorsa kendine yenik düşer, iki insan birbirini gerçekten seviyorsa önünde dağ olsa yine fayda etmez onlar zaten kalben birbirine bağlıdır.
Elimden bir şey gelmiyor, ellerin olmadıkça.






