Van Gogh’un Yıldızlı gece eseriyle ruhumun eserinin birleşmesi
hayat ciğerime batıyor. böyle de nefes alınıyor da yaşamak zor geliyor işte... etrafım söyleyemediğim ölü cümlelerle dolu
ne kadar da isterdim bir bahçedeki havuzda, kağıttan gemilerini yüzdüren bir çocuk olmayı.
başımı şu yastıktan, şu bedene, yaşadığım fikrine ve hatta başlı başına hayat fikrine dayanamadığım için gömdüğüm yerden kaldıracak bir duygu mevcut değil.
hangi ay hatırlamıyorum. gün hepten yok. bir şey var...
ama onun da ne olduğu belli değil.
bir gün ölürsem adlı şiirim
eğer bir gün ben ölürsem kim ağlar acaba? kim sabah üzüntüden işe gitmez mesala?
yasımı kim tutacak yıllarla benim? acaba... kim benden sonra deyip gülmeyecek, mutlu olmayacak...
kim arkamca, söylemez ki ; “üzülmek neye gerek, ölenle ölünmüyor”
hangi kısa saçlı kız, unutmayacak acaba beni benden başkasını, ölene kadar sevmez
o gün kim uyumayacak acaba gece gözlerinden akan yaşı sile sile düşünür eğer bir gün ölürsem acaba kim üzülür?
bu nasıl bi baş ağrısı ya uyutmuyor, uyumadıkça daha da artıyor
insanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar.
