Yokluğuna alışmak. Yokluğunda nefes almak sanki aşka ayıpmış gibi. Utanıyorum. Elimde olmadan bir şeye mutlu olduğumda hemen kendi kendime "ne yapıyorsun , sen mutlu olamazsın" diyorum. Özlüyorum. Özlemek günden güne insanın içini çürütürmüş gibi. Sabah uyandığımda telefonumda bulduğum mesajları özlüyorum. . Elimde telefon "şimdi arıcak şimdi mesaj atıcak" demeyi özlüyorum. Tam telefonu kapatırken "bir şey diyeceğim” derken araya laf girince söyleyeceğimi unutup seninle buna gülmemizi özlüyorum. Sabaha karşı uyanıp bir sürü mesaj atmayı özlüyorum belki. Hayal kurmayı özlüyorum. Özlüyorum işte. Bize dair ne varsa her anını dolu dolu özlüyorum. Kendi kendime saate bakıp şimdi o şunu yapıyordur diyorum. Bazen o varmış gibi davranıyorum. Uyumadan önce onu düşünüyorum. Belki biraz hayal kuruyorum. Sonra DANK ediyor. Birden bire. Gözlerimi açıyorum. Her yer karanlık oluyor. Gerçek bu diyorum. Gerçek siyah. Gözlerim doluyor ama ağlamıyorum. Sabah oluyor. Sabah her şey daha kolay sanki. Kabullenmişim gibi açıyorum gözlerimi. Saatler geçtikçe kalbim patlar gibi oluyor. En çok gece olunca özlüyorum. Gece insanın yalnızlığını yüzüne yüzüne vuruyor. Gece insanı 78 farklı yerinden bıçaklıyor ama katiyen öldürmüyor..
Sezen Aksu "Haydi gel benimle ol oturup yıldızlardan bakalım dünyada ki neslimize" dediği gibi.Gel, gönlüme şenlik bahçeme bahar olanım, gel canıma can katanım, öyle bir gel ki tüm şarkıları yeniden yazalım.Çirkinim ben, sade sevgim güzel, bir de seni sevişim.. Yoksa ne bilirim ben öyle güzel bakmaları.
Yazarım sayfalarca, dökerim içimi baksan sadece seni yazar gibiyim. Neye baksam sen, neyi sevsem sen, uyumadan önce, uyanınca, hatta rüyalarımda bile hepsi sen. Her yerde.Can yarım yoldaşım, şayet bir gün bir şey olursa sadece bu yazdıklarım kalacak. Bir de sen, her mısrada, her satırda, her başlıkta sadece sen.İçimi döksem ağır geliyor, bir yaslansam sana rahatlarım.Özlüyorum, özledim, özleyeceğim. Ve şey diye bitireyim...Arada bin yol bin hasret gözlerim gözlerine hasret.İki gözümün çiçeği Hasretle selam ederim..
Çok özlemek de kötü bir şey. Sesini özlüyorsun mesela ama arayınca açamıyorsun. Çünkü avutmuyor küçük şeyler. Aksine özlemini arttırıyor. Mesela fotoğraflarına eskisi kadar bakmıyorum. Uyumadan önce uyandıktan sonra kesin söylememe gerek yok bunu. Ama baktıkça özlemin o kadar büyüyor ki içinde... Fotoğrafları ya da kaşlarından öpmek de yetmiyor. Kemiklerini kırana kadar sımsıkı sarılmak, kokunu nefesim kesilene kadar içime çekmek istiyorum. Evet, haklısın. Azalıyor. İnsanın özlemeye tahammülü azalıyor...
"ben son yaprağımı sende döktüm. bağrıma yağmuru olmayan kimseye çiçek açmam bir daha."
bugün nevresimimi değiştiricem duş alıcam yeni pijamalarımı giyinicem yüzüme bakım yapıcam kısaca yeniden başlıyorum yaşamaya😌😌😌😌
gerçekten birinin beni sevebileceğini düşünmüyorum. kusurlarım var, takıntılıyım, travmalarım var, güzel miyim bilmiyorum, kimse için en değilim, yeterli değilim, sevilecek biri değilim, hatalarım var, aşamadığım sözler var, kaldıramadığım yükler var, çürüyen bir ruhum var, kim niye sevsin beni? ben bile kendimi tam anlamıyla sevemiyor ve kabullenemiyorken başkası neden sevsin? sevmezler, kabullen.
Kendi fanusundan çıkıp, sonsuz bir okyanusta yer almaya çalışan, ufak bir balıktım sadece...
-Black Pearl 27.03.2023 17.10
Gezdiğim bütün sokaklarda bir gün seninle gezmek dileğiyle...
"Hayat nedir?"
"Hayat ne midir? Hayat, tatlı kaşığıyla verdiği mutluluğu çok geçmeden kepçeyle alan sürtüğün tekidir!"
“I’m not strange, weird, off, nor crazy, my reality is just different from yours."
― Lewis Carroll,'Alice's Adventures In Wonderland
Sen garip bir kadınsın, hiç vazgeçmesini bilmez misin? Onca acına rağmen gülüyorsun. Hiç sevilmemiş birisin fakat sevmekten vazgeçmiyorsun. Ne kadar kırılsan da, kandırılsan da güzel bakmayı bir türlü bırakmıyorsun. Bazı kadınlar çok naif, içleri enkaz, dışları çiçek.
+Sen nasılsın? Nasıl gidiyor her şey?
-İyiyim, çok iyiyim. Her şey yolunda.
Hiç iyi değilim Ada. Seni hiç unutmadım. Bunların olacağını hiç düşünmemiştim. Yarım yamalağım, her şey bombok. Sen atlattın mı? Yoksa benden intikam mı alıyorsun? Gülümsüyorsun, gerçek mi? Hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Senden ayrıldığım ilk günler kuş gibi hissetmiştim kendimi. Sana da kendime de iyilik yaptığımı düşünmüştüm. Ta ki ufacık bir şey beni darmadağın edene kadar… Sana ait ufacık bir toka alay etti benimle o gün. İşte o sabah seni ve neleri kaybettiğimi anladım. Bir daha sen olmayacaktın. Bir daha bunu yaşayamayacaktım ben, bir başkasıyla. Hayat alay etmeye devam etti benimle. Sana benzeyen yüzler, kokuna benzeyen kokular, sesine benzeyen sesler çıkardı karşıma ya da bana mı öyle geldi ne. Bilmem. Biliyor musun, bir gün nerde kaybettiğini bilmediğin o küçücük saç tokası, hâlâ cebimde durur.
-Senin dükkanı emlakçı yapmışlar biliyor musun?
+Aa evet, Sinem söylemişti.
-Ben de geçen gün geçiyordum önünden, o zaman gördüm. İşim vardı o taraflarda.
Hayır Ada, yalan söylüyorum. Ben, zaman zaman gidip bakıyorum o sokağa. Ve her şeyin eskisi gibi olduğunu düşünüyorum. Orada öylece duruyorum. Senin içerde oturduğunu ve hâlâ küçük kahramanlar yaptığını düşünüyorum… Kendimi aldatıyorum. Avunuyorum Ada.
+Annen nasıl iyi mi?
-İyi o da, n’apsın? Torun morun büyütüyor. Geliyor arada bi’ Ben gidiyorum zaman zaman.
+Özledim valla Müzeyyen ablayı. Sözde misafirliğe gidecektim, kısmet olmadı.
Senden hemen sonraydı onu görmeye gidişim. Senin doğduğun eve. Çocukluğunun geçtiği kasabaya, sevgilim. Sana dair küçük bir yolculuk yaptık annenle. Sana söylememesi için yemin ettirdim ona. Bravo, tutmuş sözünü. Büyüdüğün evi, uyuduğun yatağı gördüm sevgilim. Seni, çocukluğunu düşündüm. Sen oradaydın ve bir gün benimle tanışacağını henüz bilmiyordun. Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım sana. Büyüdün. Kafamda bir hikaye. Bilirsin, bunu çok severdim. İkimize bir mutlu son yazdım sonra. O evde seninle birlikte oturduk, sustuk, yanımda durdun sessizce. Burası sondu. Başka bir yaşamdı. Sadece biz vardık. Bana baktın, mavi ve telaşsız. Sustuk, başka bir yaşamda başka bir mutlu son. Biz bunu haketmiştik. Hikayemiz orada bir yerde hep benimle duracak. Dayanabilmemin tek yolu bu çünkü. İnsanın kokusu hep aynı mı kalırmış? Şaşırdım. Sonra sana ait bir şey aldım yanıma. Bi’ küçük beşlik plak. Arda kardeşin masalları. Eve uğrarsan bir gün, o plağın nasıl kaybolduğunu asla bilemeyeceksin. Biliyor musun, sen o küçük plakla ben de, evimdesin hâlâ ve sen bunu bilmiyorsun. Ve gözlerimi kapattığımda, kollarımda başka biri değil sen varsın. Ve sen bunu bilmiyorsun.
-Ah, saat yedi olmuş.
+Evet, yedi seansı başladı. Hadi geç kalıyorsun.
-Yok, ben gitmeyeceğim çünkü çocuk filmi sıkılırım. Başka planlarım vardı zaten daha cazip geldi onlar şimdi.
+Hm, bekleyen biri mi var yoksa?
-Evet, var.
+Güzel, buna sevindim.
-Yok, hiç kimse yok. Sana yalan söylüyorum.
+Biliyorum sevgilim, hiç kimse yok. Olmayacak. Başkalarının çocuklarını, hayatlarını, bedenlerini ödünç alacaksın, geri vermek üzere. Ve hep ıssız kalacaksın.
Ada : Merhaba Alper, nasılsın?
Alper : Ada!. Merhaba. şaşı-şaşırdım ben,biraz.Hay Allah. (sessizlik). Seni aradım bi kaç kere, telefonların, değişmiş tabi.
Ada: İngiltere’ye taşındım, evlendim.
Alper : Öyle mi. (sessizlik) Çok se-evindim senin adına. Eşin?
Ada : Hakan. Orda bi şirkette çalışıyor. Ben meslek aynı işte. Orda da bi dükkan açtık. Öyle gidiyor işte. (sessizlik)
Ada : Sen nasılsın? Nasıl gidiyor her şey? Restoran falan devam di mi?
Alper : İyiyim. Çok iyiyim. Her şey yolunda.
(Alper iç ses) : Hiç iyi değilim Ada. Seni hiç unutmadım. Bunların olacağını hiç düşünmemiştim. Yarım yamalağım. Her şey bombok. Sen atlattın mı, yoksa benden intikam mı alıyorsun. Gülümsüyorsun, gerçek mi? Hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Senden ayrıldığım ilk günler kuş gibi hissetmiştim kendimi. Sana da kendime de iyilik yaptığımı düşünmüştüm. Ta ki ufacık bi şey beni darmadağın edene kadar. Sana ait ufacık bi toka alay etti benimle o gün. İşte o sabah seni ve neleri kaybettiğimi anladım. Bi daha sen olmayacaktın. Bi daha bunu yaşayamayacaktım ben bi başkasıyla. Hayat alay etmeye devam etti benimle. Sana benzeyen yüzler, kokuna benzeyen kokular, sesine benzer sesler çıkardı karşıma. Ya da bana mı öyle geldi ne. Bilmem. Biliyor musun bi gün nerde kaybettiğini bilmediğin o küçücük saç tokası hala cebimde durur.
Alper : İyiyim. Çok iyiyim. (sessizlik). Senin dükkanı emlakçı yapmışlar biliyor musun?
Ada : Aaa evet. Sinem söylemişti.
Alper : Bende geçiyordum geçen gün önünden. O zaman gördüm. İşim vardı o taraflarda.
(Alper iç ses) : Hayır Ada yalan söylüyorum. Ben zaman zaman gidip bakıyorum o sokağa. Her şeyin eskisi gibi olduğunu düşnüyorum. Orda öylece duruyorum. Senin içerde oturduğunu ve hala küçük kahramanlar yaptığını düşünüyorum. Kendimi aldatıyorum. Avunuyorum Ada.
Ada : Annen nasıl iyi mi?
Alper : İyi o da napsın. Torum morun büyütüyor. Geliyor arada bir, ben gidiyorum zaman zaman.
Ada : Özledim valla Müzeyen Ablayı. Söz de misafirliğe gidecektim, kısmet olmadı.
(Ada iç ses) : Senden hemen sonraydı onu görmeye gidişim. Senin doğduğun eve. Çocukluğunun geçtiği kasabaya sevgilim. Sana dair küçük bi yolculuk yaptık annenle. Sana söylememesi için yemin ettirdim ona. Bravo tutmuş sözünü. Büyüdüğün evi, uyuduğun yatağı gördüm sevgilim. Seni, çocukluğunu düşündüm. Sen ordaydın ve bi gün benimle tanışacağını henüz bilmiyordun. Sen dizime yattın, ben bi hikaye anlattım sana, büyüdün. Kafamda bi hikaye. Bilirsin bunu çok severdim. İkimize bi mutlu son yazdım sonra. O evde seninle birlikte oturduk. Sustuk. Yanımda durdun sessizce. Burası sondu. Başka bi yaşamdı. Sadece biz vardık. Bana baktın, mavi ve telaşsız. Sustuk. Başka bi yaşamda başka bi mutlu son. Biz bunu haketmiştik, hikayemiz orda bi yerde hep benimle duracak. Dayanabilmemin tek yolu bu çünkü. İnsanın kokusu hep aynı mı kalırmış. Şaşırdım. Sonra sana ait bi şey aldım yanıma. Bi küçük 45’lik plak. “Arda Kardeşin Masalları”. Eve uğrarsan bi gün o plağın nasıl kaybolduğunu asla bilemeyeceksin. Biliyor musun sen o küçük plakla bende, evimdesin hala. Ve sen bunu bilmiyorsun. Ve gözlerimi kapattığımda kollarımda başka biri değil sen varsın. Ve sen bunu bilmiyorsun.
Alper : Aaa saat 7 olmuş.
Ada : Evet. 7 seansı başladı. Hadi geç kalıyorsun.
Alper : Yok ben girmeyeceğim. Çünkü çocuk filmi sıkılırım ben. Başka planlarım vardı zaten. Daha cazip geldi onlar şimdi.
Ada : Hmm.. Bekleyen biri mi var yoksa?
Alper : Evet var.
Ada : Güzel. Buna sevindim.
(Alper iç ses) : Yok. Hiç kimse yok. Sana yalan söylüyorum.
(Ada iç ses) : Biliyorum sevgilim. Hiç kimse yok, olmayacak. Başkalarının çocuklarını, hayatlarını, bedenlerini ödünç alacaksın, gerivermek üzere. Ve hep ıssız kalacaksın.
kafam çok dolu bir o kadar da karmakarışık. elimden düşürmediğim kitaplarım olurdu, okurken sabahladıklarım vardı. beni tamamladıklarını ve iyi hissettirdiklerini düşünürdüm. hepsini birilerine dağıttım. kitapların dahi beni anlamadığını anlamış oldum. ya da öyle sandım. her neyse işte. kitaplar evdir, limandır. öyle derler. fakat ben tam olarak öyle diyemiyorum. ben genellikle hep şunu öğrendim. içim acıya acıya kendime bunu öğrettim. ben her evin bir gün başıma yıkılacağını bile bile içerisine giriyorum. o evin yangınını, harabesini, enkazını, göre göre. o evin içinde öleceğimi bile bile giriyorum. yani, giriyordum. sonra bir gece yarısı, duvarları izlerken bir şey fark ettim ve kendimi soru yağmuruna tuttum. 'o evin bir gün başıma yıkılacağını biliyordum, peki neden giriyordum? ne arıyordum ben o evde? ne için o evin küf kokusuna katlanıyordum? istesem çekip gidebilirdim. peki niye gitmedim?' işte bu sorular hep kafamın içinde çaldı durdu. bu soruların cevaplarını bulmam, günler ve haftalar sürdü. o evin içinde ne aradığım hâlâ pek net değil. sadece demek istediğim şu ki. 'doğduğun ev kaderindir.' o evi terk edebilirdim ama yapamadım. o evi ben darmadağın eder yine de o enkazın altında kalmazdım. -demek isterdim fakat o ev de darmadağın olan sadece çocukluğumdu.- her neyse. doğduğumuz evi terk edemeyiz, bunu yapmak istesek de bir şekilde hep hayatımızın parçası olacak. en klasik sorularda bile bu ev bizim karşımıza çıkacak. 'nerede büyüdün?' sorusu o evi tekrar hatırlatır size. fakat 'ben büyüyemedim ki, öldürdüler.' diyemeyeceğiniz için susarsınız. sesiniz çıkmaz. neyse saçmaladım sanırsam. sadece doğduğunuz eve bakın, neden çıkamıyorsunuz oradan, ne sizi orada hâlâ tutuyor? bir bakın. gözden geçirin. oraya hapsolmayın. sadece gözden geçirin. iyi geceler.





