bu gözlerimin neyi var bilmiyorum, ama biliyorum, baktığım yerden her şeyi ateşe veriyorum. bu ellerimin neyi var bilmiyorum, hiç güzel bir şey yapamıyorlar, neye uzanıp dokunsalar hepsini çürütüp öldürüyorlar. bu sesimin neyi var bilmiyorum, bu ağzımın, bu dilimin, sanki zehir taşıyorlar. bu benim neyim var bilmiyorum, neyim ben, hiç bilmiyorum. gittikçe olmayanlarımla eksiliyorum.
bazen gidiyorum; acelesiz ya da aceleci adımlarla, bazen kaçıyorum; dolaşıyorum, yolu uzatıyorum; sapaklar, yokuşlar, çıkmaz sokaklar, sonra yine aynı yere dönüyorum, çünkü en nihayetinde hem tilki hem dükkan olmak ve içinde başka tilkiler de barındırmak
insan böyle yaşar demiştin, yanlış yaparak. ben de kendi kendime şöyle söylemiştim; çok yanlış yaptım, hatta bazen çok da yanlıştım, o hâlde yaşamış mıydım? yaşamalıydım, biraz daha yanlış yapmalıyım. yaptım. biraz daha ve daha büyük yanlışlar. biraz daha ve daha büyük kayıplar. biraz daha ve daha büyük, her şey daha büyük. ya da ben ufalanıyorum gittikçe. bakıyorum, hayır, bundan fazlası gerekiyor. fazlası mı gerekiyor? halbuki yaşamak gibi bir derdim de yok benim. peki o zaman niye? yalnızca kendimden kurtulmaya çalışıyorum. evet, sürpriiz.
bütün köşe başlarında zarfsız pulsuz bir mektuptum.* ben, adressiz bir kadın oldum.
kötü haber iyiye evrilmedi, hâlâ etten ve kemikten bir yığınım
nasıl sendeler yüzüyle bir insan? nasıl bilmez elleri, ayakları? her yer küf içinde, her yer toz içinde, gözlerinde ipler, bu nasıl yaşamak, soluğum sızlıyor, soluğum soluk aldırmıyor, ben neydim, burası neresi
biz öldük, ölü bir şehir olduk, ellerimiz kan kıyamet, gözlerimiz kan kıyamet, gökyüzü bağrı yırtılır gibi bağırıyor, ay, yıldızlar, tüm galaksi kaldırımlara dökülüyor, tüm galaksi ayaklarımıza bulaşıyor, hani biz öldük ve ölü bir şehir olduk ya, hiç yaşayan yok mu bizde? kuşlar, kuşlar bile mi yok? biz öldük ve hiç yaşayan yok bizde
bakın aslında çok fazla yokum ben, çok fazla yokum ve çok fazla gidiyorum, çok fazla varım ve çok fazla duruyorum öylece, çok fazla, her şey çok fazla, meselâ bazı vakitler anlamıyorum ne oluyor, ben ne yapıyorum, hiç bilmiyorum, hikâyeler, kafamdaki hikâyelerin hiçbirinin başlangıcı yok, öylesine bir yerden başlıyoruz, bazen yarıdan, bazen sondan ama sonlarımız da yok aslında ve mutlu değiliz çoğunlukla, neden bilmiyorum, hikâyelerime mutluluğu uyduramıyorum, uydurduğum mutlulukları tutamıyorum, sonları da bağlayamıyorum, hani olmayan sonları, hiç bağlayamıyorum, benim de kafam karıştı, ne demeliyim şimdi mesela, bilmiyorum, bu yazıyı burada bırakıyorum
oysa bir günahı paylaşabilirim bir gövdeyle. ne zaman başlamıştı suçluların valsi, neydi beni yüzdüren, bir tohumdan ötekine?
oysa hâlâ bir şarkı sanki içimde, başlamak ya da tükenmek —
her denize kıyı olabilir misin?
seninle yasaklar yasal.
tanrım yakamdan ellerini çekmesen bile, yumruklarını gevşet.
Şu hayatta yalnız senin dizlerinde yerim varmış gibi.
Gülümsediğinde yüzünde beliren her çizgiye tutuklu kaldım.
Senin yanındayken bile tenine hasret duyuyor oluşum beni sana aşık etti.
oksijen öyle herkesin nefes ihtiyacını karşılayabilen bir gaz değil. bazı insanların nefes alabilmesi için bir başkasının nefesine ihtiyacı var.
Yanmayalım mı

