Baudelaire
“Yorgun ve yaşlı istemeye istemeye var olmaya devam ediyorlardı. Çünkü ölmek için yeterince güçlü değillerdi, çünkü ölüm onlara ancak dışarıdan gelebilirdi. Ölümlerini, bir iç zorunluluk gibi kendilerinde sevinçle taşıyan yalnız melodilerdir. Varolan her şey, nedensiz ortaya çıkar, zavallılığı yüzünden varoluşunu sürdürür ve rastgele ölür. Varoluş insanın sıyrılamadığı bir doluluktur.”
rakamlar çokluk ifade ederken ben hiçliğin tanımıyım silik parmak izlerim var tozlu raflarda geçtiğim yerler şimdi nerden baksan virane suskun bir şehir daha o afetin altında
via weheartit
Rüya'larımın ray'dan çıkışını izliyorum. umarım bir tren gelip de kâbus'larıma çarpmaz. çünkü o kâbus'lar da sen varsın.
hâlâ uçurumdan düşmekte olan o trende, kâbuslarımdan anneme olan feryatlarımla uyanıyorum gecenin bir vakti,
hiç duymadılar sesimi ne yazık ki—
-zaten hep böyle oldu, hep kendime haykırdım, hep kendime kaldım başımı yastığa koyduğum her vakit-
Ellerin hiç düzelmicek demişlerdi, inanmamıştım. Bi ara düzelir gibi oldular sonra ise daha derin yanıklar oluştu. Tıpkı ruhumda olduğu gibi.
bir baktım ellerimde kanlar,
geçer sanmıştım izleri,
hâlâ koparmamı istiyor sanki kemiğimden derimi
sonra da somutluğundaki gerçeklik gibi—
ruhumda yer edindi kesikleri.
(parmaklarımı kesmişti ellerim bir zamanlar-kalem tutmama engel olsun, tuttuğumdaysa o yaralar acıtsın istedim canımı. yazmanın zihnime olan zararı gibi bedenimi de acıtsın istedim- am şimdi geçti o yaralar.
–yalnızca birkaç uzun buruşukluk var kopan derinin yerine gelen, onlara değmesin gözüm, durduramam kendimi–)
via weheartit
Dana Wsye, ‘Pills & Remedies’, from the series ‘Jesus Had A Sister Productions’, 1996-2003
Canadian artist creates fictitious pharmaceutical company that uses 60′s retro and kitsch imagery to sell cures and remedies that aim to dissect our utopic quest for perfection.
yalnız yürümüyorum, yalnız yemek yemiyorum, yalnız gülmüyorum, yalnız konuşmuyorum, yalnız değilim.
ancak yalnız ağlıyor, yalnız uyuyorum.
yalnız susuyor ve yalnızca yanıyorum. kimselerin bilmediği vakitlerde ölüyor, kendi hıçkırıklarımı o sessiz karanlığın boğucu gözlerinde kaybediyorum, zincirlerle bağlandığım o acının yalnızca bende olmadığını biliyorum, bencilim ve bu bencilliğim içinde mahvoluyorum.
hatırlatma: insanları kurtaramazsın, onları sadece sevebilirsin.
isterdik ki sevgi nefes versin, uyku versin, gülümsemeler armağan etsin,
elimizi boğulduğumuz kuyudan birkaç sanyeliğine çıkardığımız anda tutmamız için sağlamca bir halat uzatsın,
gözyaşlarımızı silsin,
ancak daha da odunlar yüklüyor benim yangınıma,
büyüdükçe büyüyor,
işte
bunun sonu yok.
neden herkesi bu kadaaar severken. sevebilirken. kendine gelince mızıkçılık yapıyorsun.
kendime geldiğimde gerçeklik gözlerimde dudaklarımda yahut ellerimde birden oluşuyor, ruhuma dönüyorum. gördüğüm çirkin kokulu sokaklar beni düşürüyor, çöplük ruhumdan dolup tenime taşıyor. almak istemediğim her bir nefesimi sigara dumanı olarak verirken buluyorum kendimi, sonrayda tenimi yakmamak için durduruyorum ellerimi. çirkinlik bahsettiğim tüm bu şeylere yol açabilen bir hüküm yaşamımda, kendime olan sevgisizliğim de bu yüzden, mızıkçılığım da bu yüzden.
// Vintage Paintings //
Pray For Me // The Weeknd & Kendrick Lamar
dürer





