Hedefinize ulaştığınız da anlarsınız ki aslında istediğiniz o değil, o'nun hayalidir..
"içimdeki seni dağıtmaya yüzüm yok, bıraktığın anılarla savaşmaya gücüm yok."
yaralandıkça ne çok şeyi özlüyor insan...
gerekli, gereksiz ne varsa özlüyor.
çocukluğu değil.
genç günleri değil.
sadece eski evlerin arasında yokuş aşağı yürüdüğü sabahları.
ayaklarına dur diyemediği...
her şeye inandığı...
her şeyin mümkün olduğu sabahları..
bugünü dün, yarını çok önceden yıktıkları bu sabahlara ait değilim ben.
zaman akıyor, su akıyor, annem kapıdan sokağa çıkıyor.
ben evden çıkamıyorum..
bu kayıp sabahlar, benim sabahlarım değil.
büyüdüğünü, hiç yıkılmaz dediğin dağlar kendi kendini yıkınca anlıyormuş insan..
olacak gibi olanlar son anda olmayınca..
olmayacak olanın olmasına çoktan alıştım..
sevmeyi çok özledim...
(bkz: kemal hamamcıoğlu)
Nolur bu evden kimse gitmesin, bu hikayede hiçkimse kimseyi kaybetmesin.
“Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen,
gideni bulacak mı zannediyorsun?”
3 Haziran 1963
umutlu olan yanlarımı yanında bıraktım
güzel günlerin penceresini kapattım
perde çektim yarınlara
kilit vurdum izbe duygulara
bir kapı açtım kendime;
eşiğinde bekliyorum
bir adım attım
kendime gelmeyi bekliyorum
gözümü pencereye iliştiriyorum
pencereden dışarısı ağlıyor
kapıya bakıyorum;
dışarısı güneş
ne yapıcam bilmiyorum
ne pencere açılsın istiyorum
ne de kapı kapansın
bekliyorum, öylece bekliyorum işte.
bütün koşullarda üzülüyoruz, yok mu bunun bi sonu
neden kimse birbirini dinlemiyor






