@dolunayligecee

Zehirli Sarmaşık

sartre, bulantı'da: “iki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor.” diyordu. ait olamamak da tam olarak burada başlıyor.

adım dâhi atamıyorum. her şey çok fazla geliyor. üstesinden gelemiyorum. çok fazla üşüyor, bu aralar çok fazla yutkunuyor ve çok sancı çekiyorum. tükenmek, yenilmek, pes etmek. ne derseniz diyin. ben hâlâ nefes alıyor oluşuma küfredeceğim.

annem bir keresinde çok sevdiği birini kaybetmeyi şey olarak tarif etmişti “bir zaman sonra tat vermiyor hiçbir şey. sen o yemeğe tuzu bas çayına şekerliği boşalt ne yaparsan yap hep eksik geliyor bir şeyler. yemek hep tuzsuz, çay zehir” anlamamıştım o sıralar ne demek istediğini. keşke hiçbir zaman anlamamış olsaydım. 

Şiir dinlesek ya seninle bir gece vakti balkonda sessiz sakin otururken. Ben başımı omzuna yaslasam, yeniden nefes aldığımı hissetsem... ara sıra eşlik etsen ya sende şiire. Sesin bir kez daha ulaşsa kulaklarıma, huzur bulsam yeniden. Şiir dinlesek ya seninle bir gece vakti sessiz sakin, şiir dinlesek...

Aran bozulmasın diye çabaladığın herkes sadece kendini düşünüyor. Zor anında koşarak gidiyorsun, genel olarak sürekli alttan alıp kendinden veriyorsun sonra kendini haklı sanıyor.

etrafımı çevreleyen koca kalabalığın içinde kendimi küçücük ve yalnız hissediyorum, feza.

ben böyle herkese yük olduğumu düşünüyorum. ne bir mutluluğum, ne bir gülüşüm var. sürekli somurturum. insanlarla da pek konuşamam. nefret ederler çokça benden, benim olduğum ortamdan kavga ayrılmaz çünkü. hiçbir insana iyi gelemeyecek oluşum bazen kalbime üç bin hançer saplıyor.