Yazılarımı bitirdiğim bir gece. Hoşçakal mı demek gerek yoksa merhaba mı bilmiyorum. Şu hayatım da yapmaktan ve başıma gelmesinden en çok korktuğum şeyi yapıyorum bu gece kesin ve net bir şekilde. Seni kaybediyorum. Ufak itiraflar ufak kabullenmeler bir kaç tane sigara birde buz gibi biram. Sonrası kapanış. Seni tanıdıktan sonra ayık tahammül edemedim dünya düzenine. Kendimi bir türlü yola sokamadım. Uykularıma hasret kaldım. Ben dün diyemeden geçti yarınlar üzerimden. Bense sana hasret kaldım. Bir çok duyguyu seninle öğrendim evet asla inkar edemem. Sevdim sandıklarım vazgeçemem saydıklarım bütün o tarifsiz hisleri bana umutturdun ve yerine herşeyin en ağırını koydun. Bir büyüye hapsolmuş gibi hayatıma devam etmek istedikçe bataklıkta saplandım. Sana ait olamadıkça başkalarında kayboldum. Seni özledikçe kendimde güç bulamadım ve bana uzatılan sahici omuzlarda sen diye ağladım. En rezil hallerede en mükemmel anlarada hep seninle başladım. Değiştim ama büyümeden yaşlandım. Canımın yandığı kadar can yaktım. Acıma özleme ve insancıl bütün duygularımı hep gömdüm. Kaybetme korkumdan zerre eser kalmadı. Kapalı bir kutu oldum. Bütün gün hayattaymış rolü yapıp akşam yatağımda küçük bir çocuk gibi ağladım. Öyle geceler ağladım ki ölüyorum sandım, ölmedim. Öyle özledim ki ciğerlerim söküldü hissedersin sandım, hissetmedin. Öyle yalnızlaştırdım ki kendimi gelir tamamlarsın sandım, görmedin bile. Gecelerce sen uyurken sırtını seyredip gökyüzü çizdim. İlk yemeklerimi sana yaptım ve bütün sadakatimi sana sundum. Tüm şımarıklığımdan sıyrılıp sana geldim, kalbin çok kalabalıktı beni fark etmedin sevgilim. Bana herşeyini çok gördün ama ben sana herşeyimin az geleceğini düşünüp kendimi büyüttüm. Sana dokununca parmak uçlarım uyuştu yaşarken cenneti gördüm. Sabah gözümü seninle açtım gördüğüm en mükemmel manzaraydın bütün sabahlar sana uyanırdı bir şiir yazılırdı ve hatta bir yerlerde bir Zeki Müren şarkısı çalardı. Sen bilmezdin seninle göz göze geldiğimizde benim içimde yıldızlar kayardı. Ama tuttuğum bütün dilekler aynıydı. Bana kendi sahamda yenilmeyi öğrettin. Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra odasında yapayalnız ağlayan bir palyaçoya döndüm. Şimdi içim sökülürcesine ağlamamış gibi sabah en sevdiğim elbisemi giyeceğim en güzel rujumu sürüp en mükemmel ayakkabımı giyeceğim ve sen bunları hiç bilmeden hayatına devam ettiğin bir sabah trafiğine uyanacaksın İstanbul da. Boşuna dememiş Sezen Aksu "Ben sana küsüm aslında haberin yok, koyup gittiğin yerde kötülük çok." diye. Ne hakkım varsa helal olsun ne hakkın varsa helal et. Gecelerce yeminler edip daldığım uykulardan sabah sen diye uyanmalara elveda. Bozmuyorum yeminimi. Bana ayırdığın sürenin sonuna geldik. Bu aşklık da bu kadar. Esen kalın. İyi sabahlar.

Liseye gidiyordum abi. sıradan, ortalama bir çocuktum işte. hep arka sırada otururdum. hiç arkadaşım yoktu. okuldan nefret ederdim. hep saçlarımı uzatmak isterdim, babam hep keserdi. babamdan da nefret ederdim. ne zaman kafamı kazısa, karaktersiz bir tip olup çıkıveriyordum ortaya. çocukken saçın çıkıyorsa ve sen kelsen herkes seninle dalga geçer abi. sürekli bugün cuma, enseni kapa diye vurup dur…urlardı. babam her kafamı kazıdığında kendimden nefret ederdim. çok salak bir tipim olurdu. ne yapayım, benim de kemik yapım böyle. her neyse işte abi, sınav yaparlardı, ben hep düşük not alırdım. gene böyle bir gün sınav yaptılar, hoca kağıtlarımızı dağıttı kontrol etmemiz için. bende gittim sınıftan çocuklardan sınav kağıdımı karşılaştırdım. aynı şeyleri yazmıştık. onlara on vermiş, bana altı vermiş. sonra ben dayanamadım, gittim hocaya abi, ne iş hoca dedim ya, herkesle aynı şeyleri yazmışım, bana altı vermişsin. kopya çekmişsindir dedi, sana güvenemedim dedi. arka sırada oturan, kel, silik bir tipsen kimse seni dikkate almaz abi. Nazlı bütün bunlara rağmen sevdi beni abi. O sınıfın en güzel kızıydı bence. hep ön sırada otururdu. kimseye aldırış etmezdi. sınıfta bir sürü yakışıklı, varlıklı çocuk vardı. onlara rağmen sevdi beni abi. -Sonra ne oldu la? Aynı mahallede oturuyorduk Nazlı’yla abi. okul çıkışı hep birlikte yürürdük eve. böyle ara bir yol vardı mahalleye. yolu bayağı uzatıyorduk da, tenha oluyordu işte. sonra bir gün gene böyle yürürken, çok acayip bir şey oldu abi. aynı anda birbirimizin elini tuttuk. ne o önce uzattı, ne ben önce uzattım. Birbirimize ima etmedik, yüz yüze bile bakmadık. Öylece el ele tutuşup yürüdük. sonra hep yaptık bunu. Bazen birileri sokağa girerdi, hop bırakırdık ellerimizi, sonra tekrar baştan. -Senin kayış nerede koptu la? Amcam nazlıya tecavüz etti abi. bir gün eve geldim, Nazlı’nın üstü başı yırtıktı, ağlıyordu. beni sormaya eve gelmiş. amcam da evde beklemesini söylemiş, erik vermiş buna. ben eve geldiğimde, orospu çocuğu pantolonunu topluyordu. suratında iğrenç bir ifade vardı. amcam on gün yıkanmasın, kokmazdı abi. Sürekli bütün gün otururdu orada burada, sineklenirdi ama kokmazdı. nazlıya nasıl tecavüz ettiğini odadaki ter kokusundan anladım abi. üzerindeki on günlük kir uyanmıştı resmen! foseptik çukuruna düşmüş gibiydi orospu çocuğu. nazlıya baktım, odadaki kokuyu duymuyordu bile. kendinden o kadar çok tiksiniyordu ki, koku umurunda bile değildi abi. öldürmek istedim orospu çocuğunu. fırladım çıktım gittim, koşabildiğim kadar koştum. cebimdeki çakıyla bütün vücudumu parçaladım. Amcama saldırdım. jandarmalar elimden aldı. amcama el kaldırdım diye babam beni dövdü. Babam da orada bitti zaten. evden kaçtım. amcam mahkemede nazlıyı sevdiğini söylemiş. mahkeme de aileleri birbirleriyle konuşturmuş. nazlıyla evlendi, hapisten de yırttı. Mahalleden kaçtılar, iki üç ay sonra da zaten amcamın ölüm haberi geldi. -Nazlı mı öldürdü? Kaçtıkları yerde amcam nazlıyı satmaya başlamış abi, pezevengi olmuş. Amcamı da hepsini de nazlı hakladı abi. çok sonra, bir gün sordum abi, niye beni öldürmedin diye. seni sevdim dedi abi, anasını sikeyim ben bu dünyanın seni sevdim dedi abi..
Bazı kadınlar, yakalanamaz, durdurulamaz ve kimseye ait olamazlar. Onlar zaten kendilerine bile ait değildir de, o karmaşık bir mesele. O kadınlara yalnızca yakın durulabilir, yakalanıp durdurursan, kendine ait kılarsan... Ölüverirler. Çünkü onlar kuş gibidirler. Böyle uçucu kadınlar, tepeden aşağıya inen bir bisiklet gibi, fren yaptıklarında düşeceklerini pekiyi bilirler. O yüzden belki de hayat boyu kendilerini en sevdiklerinden bile korumak mecburiyetindedirler. Kendilerini durdurup, öldürüverecek şeylere karşı dikkatli olmaları gerektiğini -her nasılsa bilirler. Onlar, insanı ancak frensiz bir seyahate davet edebilirler. Zira fren yaparlarsa artık onlar, o kadınlar değiller. Bozulmuş bir oyuncak gibi kıymetsizler... Kanatlarının altına rüzgârı aldığında uçabilen kuşlar gibi, rüzgârsız kaldığında bir lokma ete dönüşen kadınlar... Ve adamlar, ekseriyetle, kadınları eğitilebilecek kuşlar sanırlar. Bilir misiniz? Eğiticiler, eve dönsünler, uzaklara uçmasın diye önce kuşların kanatlarını biraz kırarlar... Ama kimi kuşlar ve kadınlar, gökyüzü kadar uçmayacaklarsa ölüvermeyi tercih ederler...
Yara bere içinde her yanım. Kaldı yine ismin dilimin ucunda. Senden şair olmaz ama ben şiir bir kadın olarak gidiyorum. Yine de bir gitme tınısı bekleyerek. Kahretsin beni ihtimaller sarhoş olur ben seni yine öperim ki.
Senden kentlerce uzak ve yaşça küçüktüm. Sende olmayan çocuk neşesi bendeydi ve bende olmayan duygular sende idi. Varsın olsun sevme beni. Aşkta herkes kendinden sorumlu değil mi? Ben kanamalı gecelerde ölürken sen ne de iyi biliyordun yaralarının merhemini. Ve nasıl öğrettin bana aşkın seri katilliğini.
Çınlayan topuk sesleri dans ediyor kasıklarımda
Birlikte bir cehennemin köşesinde yanacağız biliyorsun sevgilim. Kolunun üstünde uyuya kaldığım zamanların hatrına.. Ama benim seni gördüğüm gün renkler daha pastel şarkılar daha neşeli yemekler daha lezzetli ve inan bana kar yağsa da hava güneşli. Derin bir mavilik gökyüzü ve ben seni kokladığım zaman bir kademe daha yaklaşıyorum arşa. Kocaman ellerinde minicik ellerimin ısındığı o İstanbul sokaklarında kim bilir kaç aşk başladı ve bitti. Ve o sokaklarda kaç topuk sesi dans etti. Bizim ki ilk değil biliyorum. Ve biliyorsun değil mi seni benim gibi bir tek annen sevmişti.
Yoksun.
Uyandığımda bana bakan suratını özledim. Bana kalırsa bu dünyanın cenneti olan ellerini özledim. He eğer bana kalırsa en başta bana sen kal. Sen bir tek bana kal. Hep benimle kal. İşten dönerken arayıp "ne lazım hatun" demelerini özledim. "Bir şey lazım değil sen gel hemen" dediğimde bile kucak dolusu alışverişlerle gelmeni özledim. Sana yemek yapmayı ertesi gün toplantıda giyeceğin gömleği uyumadan önce ütüleyip sonra yanına uzanıp o huzurun kan can bulmuş haline sarılmayı özledim. Sabah seni yolcu etmeyi , arkadaşlarımızı çağırıp bana son dakika haber verdiğinde deliye dönmemi ve sakinleşmem için tek bir öpücüğün yetmesini özledim. Beraber girdiğimiz tanıdık mekanlarda "bugünde çok mutlusunuz Allah bozmasın" diyen garsona gülümseyen yüzünü ve "sen bize iki Türk kahvesi getir birinin altı şekerli olduğunu kimseye söyleme" demeni özledim. Pazar sabahı bana kahvaltı hazırlamanı gece kalkıp su getirmeni fırtına çıkınca bana sıkı sıkı sarılmanı ve dışarı çıkarken giydiğim kıyafete bakıp "götün yiyorsa giy onu çık kapıdan" demeni özledim. Ve ben seni nerde özlesem sen orada yoksun.
Omzumun üstünden geriye bakmaya gücüm yok.
Senin herkesi sevebilme ihtimalin çok canımı sıkıyor. Benim senden mahrum geçirdiğim gecelerde senin bir yerlerde birinin gülüşüne takılmış olma ihtimalin içimi söküyor. Hani o gün özel bir şey yapmak istersin ya. En sevdiği yemek olsun diye saatlerce tarifler alırsın anneden teyzeden en güzel masaları kurarsın ya hiç yorulmadan evi toparlar çıkıp alışveriş yaparsın ya gülümseyerek. Vanilyalı mumlar şarap. Birde ellerinle kek yaparsın sırf tarçın seviyor diye. Saatlerce bıkmadan en güzel elbiseni en güzel pabucunu ve belki boynunda uyur diye en güzel parfümünü sıkarsın belki ellerini tutar diye en güzel ojeni sürersin belki öper diye boyarsın dudaklarını mis kokan bir ev ve erkeğine kapıyı açmayı bekleyen heyecanlı bir minik kadın. Kapı çalsın diye beklenir. Çalsın ki sevdiği adama açsın evinin kapısını kadın. Çalsın ki kalbin ritmi kendine gelsin. Bir kez aranır sonra bir kez daha ve bir kez daha... Açılmaz. Önce trafik denir sonra işi çıkmıştır denir. Kadın bekler. Yemek soğuk mumlar söner tarçın kokusu kaybolur ayakkabılar çıkar bir kadeh şarap konulur ve açılır hafiften bir şarkı. Şarabın bitmesine yakın açılır kapı kadının omzunun üzerinden bakmaya bile yoktur gücü. Adam gelir masayı görür. Bir kadının yıkılışına sağır olur ve görmez çıt çıkarmadan tuzla buz olduğunu. İşte bütün o kokular şarap mumlar yemekler saçım makyajım ellerimle yaptığım kekler kıçına girsin be adam. Herşeyi mahvetmek senin boş zaman meşgalen ama yapma. Sen benim kahramanımsın kötü sonlarda ki gibi beni öldürmeyi tercih etme ben seni seviyorum.
Yıl 2015 içim 80ler ülkesi. Gel öp beni kalp krizinden bari öleyim.
Bu acı geçer mi?
bu acı geçmez. Sadece kabuk bağlar. Anılar arada bi kabuğu siker ata.. pardon söker atar. Yine kanli sancılı bir gece sonunda sen yine kabuk bağlarsın. Alışırsın sadece. Bu acı geçmez. Acıya dayanmayı acıyla yaşamayı öğretir.
Giden saçlar.
Cece ○-o
I reblog this everytime it is on my dash


