ruhumu yakan bir şeyler var içimde
birisi iyi olmadığımı fark edince ağlayasım geliyor
birkaç ağrı, birkaç sancı.
gitmek istediğin yerde de kimse yok aslında. bu; kendinden gidip kendine gelmek gibi.
bir bütün halindeyken eksilmemek için bir yanını hep eksik bırakanların hikayesi hüzünlü. sen onu dinle.
insan böyle belli belirsiz hissettiği zamanlarda onlarca ölüme şahit olmuş o uçurum bile olmak istiyor.
ağırlığını hissettiğin o ana takılıp kalmışsın. orada, öylece bekliyorsun.
bu hırçın depremlerle sarsılırım, kanarım
söylediğim ve söyleyemediğim cümlelerin ağırlığını her hücremde hissediyorum. bu bir yük gibi değil de daha çok tenime yapışmış bir leke gibi.
kurtulmak istedikçe bir duvar daha. inanmak istedikçe bir kırgınlık daha. yaşamak istedikçe bir intihar daha. bazı şeyler eksik değil, çok fazla.
ama bak uçurumlar değil. içinde sıkışıp söyleyemedikleri intiharıdır insanın.
”Yaşadığını unutma” dedi beyaz saçlı adam, “sen dünyanın üstüne konan bir toz zerresi değilsin!”
gerçekler boğazımı sıktı.



