Bir evin içi gibi gözleri.
İnsan içindeki boşluklara beton dökebilmeli bazen. Hani, tepeden manzara çok güzel ama rüzgar çok sert.
Söylediği cümleler göğüs kafesimden girip, sırtımdan çıkıyordu. Bunu açıklayamam. Buna ben bile ağlayamam artık.
Umarım kendimle bile konuşamadığım tüm sessiz savaşları kazanırım.
“Belki farkında değildir” diyerek içimi sana karşı hep sıcak tutabilmek için aklımı kaç kere yok saydığımı bilemezsin.
Ben de güzelliğini kaybetmiş bu dünyada sana şahit oldum..
Öyle güzel bir detaysın ki, asıl ben sana şahit oldum..
Bugün bir belgeselde “Ölmek üzere olan bir bukalemunun ölümün rengini bulmaya çalışırken, bütün renkleri özgür bıraktığına şahit oldum.”
”Şimdi şiir bence senin yüzündür.”
Kirpiklerinde binlerce güneş boncuğu.
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar, hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar.
Rafta bir kitap var. Her gün yanına uğruyorum, buruk bir gülümsemeyle dokunup uzaklaşıyorum.
Arada alıp içinde not var mı diye bakıyorum. Olmalıydı çünkü, yok. Uğramaya devam edeceğim.
Dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyorsun,çocukluğuna. Senin affetmediğin değil; seni affetmeyen çocukluğuna...
İnsan, yitire yitire kazanabilir kendini.
Rafta bir kitap var. Her gün yanına uğruyorum, buruk bir gülümsemeyle dokunup uzaklaşıyorum.
yere çöktüm ağladım, ayakta duramayacak kadar yıktın beni. sana yazıklar olsun.
Bundan sonra şu yıldızlardan birinde ben yaşıyor, ben gülüyor olacağım.
Kaburgalarının parçalandığını hissettiğin, içinin sökülüyormuş gibi acıdığı, gözlerini sımsıkı kapatmaktan başının ağrıdığı o günler geçti. Biraz aştın, biraz da alıştın. Artık gözünü açabilirsin.
+geçmişi düşünme, geçmişi geri getiremezsin. önüne bak. -önüme bakamıyorum yasemin. anlamıyor musun, yüz üstü düştüm.
