Avatar

roni rori

@chocopayeandmilk

bir takım sızlanmalarım

kendime her zaman çok yükleniyorum ve bundan dolayı da kendime kızıyorum tekrardan

birine kendime davrandığım gibi davransaydım, neredeyse her gün demediğimi bırakmasaydım muhtemelen hayata küserdi, devam etmek istemezdi yaşamaya..

neden kendime bu eziyeti yapıyorum ben de bilmiyorum

ben neredeyim?

Gerçekten şu sıralar kendime en çok sorduğum sorulardan biri bu. Ben neredeyim? Yani havada süzülüyor gibiyim. Sanki bir rüyadayım da yaşadığım şeyler kafamın içinde dolanan düşünceler gibi. Öyle garip bir durum ki bazen de kendimi bir tür fanusun içinde duruyormuşum gibi hissediyorum. Etrafıma bir şeyler olup bitiyor ama sesler buğulu, görüntü net değil. Ne yaptığım, ne yapacağım, ne hissettiğim... her şey birbirine karışmış durumda. Gerçekten yaşıyor muyum yoksa o söylenen ölmeden yedi dakika öncesini görme şeyi mi gerçekleşiyor? Kafamın içi bir dolu düşüne. Bazen kafayı baya baya yiyecek gibi oluyorum. Ne bileyim böyle hayalle gerçeği karıştırıyorum. Zaman kavramını yitiriyorum. Acaba sabah mı duş aldım yoksa dün mü? Geçen hafta mı oradaydım yoksa iki gün önce mi? Bildiğim insanların yüzleri git gide yabancılaşıyor. Bildiğim yerler git gide yabancılaşıyor. Ben, kendime git gide yabancılaşıyorum. Ben kimim? Ben neredeyim?

chocopaye and milk in hikayesi

Muhtemelen merak eden yoktur ama eğer varsa da “Neden chocopaye and milk?” diye; buyrun, okuyunuz.

Şimdi yıllar yıllar önce ben ağlak ama kendi işini kendi gören bir çocuk iken olmuştu bu olay. Bazılarınız için sıradan ve saçma gelebilir şimdi anlatacaklarım. 

Her neyse, ben genelde küçükken çok da sızlanamazdım korkudan. Gerçi sızlansam da kimse takmazdı beni çocuğum diye. O yüzden kendi işlerimi kendim görürdüm. Bir ara babamın çalıştığı ülkeye tatile gitmiştik. (Bu arada çocukken şimdikinden daha çok severdim tatlı şeyleri. Bir alt metin geçmiş olayım.) İşte ben de nedense hiç karanlıkta falan uyuyamam. İlle de biraz ışık olmak zorunda. Böyle ışık olmadığında far görmüş tavşan gibi oluyorum. Ailem ise tam tersim. Işık olursa asla uyuyamazlar. Ben küçüğüm ya, kimse takmıyor beni. “Işık kapalı da uyuyabilirsin, alış.” Oldu canım, hemen. Neyse sonra ışığı böyle kapatıyorlardı falan. Bir gün yine ışık böyle kapalı falan ben de açım. Neden hatırlamıyorum ama. Açım yani. Karnım falan gurulduyor. Evdeki herkes de uyumuş. Kimseyi de kaldıramıyorum. Bir de karanlık. O zamanlarda sırf karanlıkta tuvalete gidemedim diye altıma işemiştim. Bu iğrenç detayı da verdiğime göre karanlıkta ne kadar yerimden kıpırdayamadığımı anlamış oldunuz.

Ben işte açlıktan bayılacak gibiyim ama uyuyamıyorum da. Bir anda sesler gelmeye başladı. Bir ışık sonra. Annem kalkmış uyku tutmayınca, ortalığı topluyor. (Yani öyle hatırlıyorum, umarım da öyledir.) Baktım sonunda biri var. Ağlaya ağlaya gittim yanına. Dedim çok açım, açlıktan uyuyamadım. O da bana o zamanlar oralarda meşhur olan halley türevi bir şey verdi. Tabii yanında da vazgeçilmezim; süt. Odanın ortasında, hafif loş ışıkta, chocopaye kurabiyesini dökmeden yemeye çalışırken daha kolay çiğnemek için de süt içiyordum. Çok saçma ve ben ne okudum diyebileceğiniz bir hikaye olsa da hayatımda sızlanarak elde ettiğim ilk şeylerden biriydi. Yani bebeklikteki sızlanmaları kenara koyarsak. Aynı zamanda ilk defa gece uyanık olup atıştırdığım zamandı. Şimdi ise sızlanmama gerek yok. İstediğim zaman uyuyup istediğim zaman gece atıştırması yiyorum. Aynı zamanda gece lambam var.

günlük mü yazsam, hikaye mi?

Günlerimi yazsam; ne bileyim, ne hissettiklerimi yazsam falan tanıdık birileri okur mu acep diye korkuyorum biraz. 

Çünkü bazen dışarıya yansıttığım şeylerden çokça yaşıyormuşum gibi hayatı. Yani ben öyle hissediyorum. 

Yazacak çok şeyim de yok aslında. Hayatımdaki en aksiyonlu olay: bir kızın hiç tanımadığı bir diyara parasız pulsuz gidip hayatta kalmaya çalışması. Bu günlerimin durum güncellemesi. 

Hani aşık falan olsam diyorum bazen. Böyle yazıp sevincimi falan paylaşsam da başkası da okuyunca vay anasını olup aşık olduğu kişiye falan açılsa... da nerdeeee

Hikaye yazmak için de fazla üşengecim sanırım. Yarıda bıraktığım tonlarca hikaye var. Çünkü sıkılıyorum yani. Okuması falan daha eğlenceli ama şu sıralar hiç de güzel şeyler bulamıyorum. 

Komiklik olsun diye profilime bir takım sızlanmalar yazmıştım ama harbi harbi sızlanıyormuşum... 

Kendimi itici bulmaya başladım. 

derleme düşünceler getiriyorum

Yıllar önce açmıştım bu bloğu. Ne yazık ki o zamanlardaki psikolojim ve yaşadığım saçma olaylar sonucu ara verdim daha hiç başlamamışken. Neyse ki döndüm. Artık ne kadar aktif olurum bilemem ama bu ara verdiğim uzunca zamanda çok fazla şey yaşadığımdan yazacak da çok şeyim var. Bunlar anılar değil. Anıların getirmiş olduğu hisler, düşünceler... 

Dedim ya; derleme düşünceler getirdim sizlere. Henüz hiç okurum yok ama getirdim işte. Bir gün olurda bir kişi yazılarımı okurken bloğuma bir göz atar diye de bu çok da minik olmayan notu bırakmak istedim. 

Bir sonraki gönderime kadar, 

sevgilerle, rori.

looking at the sky at the same time.. so can you see me?
××1508