yorgunum çocuk. kolumu kaldıracak halim yok. kılımı kıpırdatamıyorum gözlerim ağrıyor içim kadar. gözlerimi açık tutmakta zorlanıyorum. başım ağrıyor, midem bir garip. bir şarkı da açtım radyodan. mırıldanıyor bir şeyler. canımı da acıtmayı ihmal etmiyor. ben kafamı kaldıramıyorum yastıktan. mecalim yok. gerçi pek isteğim de yok. hayatımın sonuna kadar dört duvar içinde uyumak istiyorum. öyle sonsuz uyku değil, ölüm değil. küçücük bir ev istiyorum işte. kimsesiz bir ev. duvarlarını boyayabileceğim, yazabileceğim bir ev. kimsenin uğramayacağı bir ev. o eve sen bile uğrama çocuk. ben böyleyim işte. yalnızlığı ile kendini avutabilen minik bir kız çocuğu. üzgünüm çocuk. ben de yaraya yer yok. ve dizlerim de yara bere. benden uzak dur çocuk. küçüğüm ve yaşımdan daha fazla yara açtın ben de. o yüzden uzak dur. beni yalnızlığıma bırak. benim böyle büyümem gerek yalnızlık ile. ben senin açacağın istediğin zaman da gelip kapatacağın sonra yeniden açacağın yaralara dayanabilecek bir kız çocuğu değilim. affet çocuk. ben güçlü değilim, beni affet.
Şimdi buraya gereksiz uzunlukta, sıkıcı bir kızın hayatından bişiler yazıyorum. O kız benim tabiki. İnsanlar, bundan ne kadar önce tam hatırlamıyorum ama baya önce, çok baya değil, az baya önce benim aşşırı sosyal, samimi, iyi niyetli ve pozitif bir kız olduğumu söylerlerdi. Bunları nerdeyse beni tanıyan herkesten duymaya alışmıştım. Sanırım benden nefret eden yoktu. Herkesten ilgi görüyordum. Ama hayatımda garip bir dönem yaşandı. Garipten kastım; o beni çok seven insanlar, beni alıp bir çilek reçelinin içine koydular ve o kavanozu çok fazla salladılar. Evet, tam olarak olay bu. Çilek reçelinin kavanozu çok fazla sallandı ve içinde ben vardım. Beni kullanmaya başladılar! Kavanozun içinde çilekler var diye istedikleri gibi sallayabileceklerini sandılar. Ve kavanozun kapağı açıldığında hayatım birden bire değişti. Sersemledim. Kavanoz sallandığı için midem bulandı, canım yandı. Benim bu değişimimle birlikte etrafımdaki insanlar, sayıları, samimiyetleri, kalıcılıkları, gerçeklikleri de değişti. Birden bire o 'samimi, sıcak kanlı kız' terimlerinin yerine gıcık ve soğuk demeye başladılar. Somurtkansın dediler. Garipsin dediler. Eğlenmeyi bilmiyorsun, biraz olumlu düşünmeye çalış dediler. Bunları diyenler kavanozun kapağı açılmadan önce samimiyetten ölmek üzeresin diyenlerle aynı kişiler. Benim kavanozumu sallayanlar onlarken suçu bana attılar. Şimdi niye okuduk biz buraya kadar falan diyorsunuz. Okumasaydınız banane, daha bitmedi. İnsanların sizi pışpışlamasına, övgülerine, tebriklerine ihtiyacınız yok. Sizi bir kavanoz gibi istedikleri gibi sallayamazlar. Sizi sonrasında hayata karşı olumlu düşüncelerinin hepsini öldürmüş biri yapamazlar. Buna hakları yok. İzin vermeyin. Sonuna kadar kendiniz olun. Kendinizi kullandırmayın, gözlerine girmek için, kendinizi beğendirmek için benliğinizden çıkmayın. Sonrasında herşey bombok oluyor. Geri kalan hayatınızı kaybettiğiniz kişiliğinizi aramakla tüketmeye başlıyorsunuz. En başından, her zaman kendiniz olun. Çünkü siz harikasınız. Siz mükemmelsiniz. Kimsenin sizi beğenmesine ihtiyacınız yok, siz kendinizi sevin. Hepiniz buna fazlasıyla değersiniz.
Üşüyor mu deniz üstüne boşandıkça yağmur? Ondan mı dersin tüyleri böyle ürperiyor? Ben de gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta Alı al moru mor bir sandal gibi acaba Yıllar sonra yılmayıp yine Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine?..
Can Yücel
Gözlerimden öptü..Ellerimden öptü, ellerimden..Avuç içlerimden öptü..Unutabilir misin şimdi? Ben, ölsem unutamam..
(via laviiniiia)
Saçınızın ucu kırılsa kendine dert edecek adamları sevin. Merhamet bir adama yakışan en güzel şeydir..
Ermiş bir insana sordum: ‘Hangisi daha önemli? Sevmek mi, sevilmek mi?’ O da cevap verdi: ‘Kuş için hangisi önemli; sağ kanadı mı, sol kanadı mı?
Doğuya bakan yüzünle bak bana ve kalbimin porselen gibi olduğunu hiç unutma.
Çok uzun zaman önce,hasta bir serçe varmış, ve güneye uçacak gücü yokmuş. Bensiz gidin,demiş çocuklarına. Kendime soğuktan saklanacak bir yer bulurum ve sizinle baharda görüşürüz. Kuş bir meşe ağacına gidip yapraklarının arasına sığınabilir miyim diye sormuş. Fakat meşe soğuk ve kendini beğenmiş bir ağaçmış ve onu reddetmiş. Kavak ağacı,söğüt,karaağaç, Hepsi kuşu reddetmiş,buna inanabiliyor musun? Sonra ilk kar yağmış. Serçe son çare olarak çam ağacına gidip sormuş. Çam ağacı,sana fazla bir koruma sağlayamam,benim yapraklarım iğne gibi. Fakat cevabım Evet demiş. Neşe ile çoşan serçe hemen oraya yerleşmiş ve ne olmuş biliyor musun? Kışı atlatmış. Çocuklar döndüğünde gözyaşlarını tutamamışlar. Bunu gören tanrı diğer bütün ağaçları bencillikleri için cezalandırmış. O günden sonra, Tüm ağaçlar kış boyunca yapraklarını kaybetmişler, Serçeyi kurtaran Çam ağacı dışında.
Dar Dünya
Yüreğim gövdeme sığmıyor Gövdem odama Odam evime sığmıyor Evim dünyaya Dünyam evrene sığmıyor Patlayacağım Acımın acısından susmuşum Ki suskunluğum göklere sığmıyor Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım Gönül dar geliyor sevgime Kafam beynime Ah şakaklarım Çatlayacağım Anladım artık anladım Kimselere anlatamayacağım
Aziz Nesin (via aziznesinsiirleri)
(via beklentileruzer)


