Bahadır Üge (via bildiklerimianlatmamgerek)
Arkadaş demek,öyle sıradan bir kelime değildir.. Arkadaş,arkandadır isminde olduğu gibi.Her daim her durumda arkanda olmalıdır. Sen deli gibi bağırırken seni dinleyebilecek hatta en sinirli anında bile haksız olduğunu yüzüne vurabilecek olandır. Onunla onun kadar gurur duyabilmektir. Gözlerinin ilk onu aramasıdır. Başkası söylese,gülemezken onunla sırf o söyledi diye gülmektir.. Gecenin bir yarısı arayarak fısıltılarla konuşabilmektir belki de.. Aslında belli bir tanımı yoktur hayatta,sadece insanın içine eklerler doğdun da.. Arkadaş kavramını,o da içinde ki hayatta bulur.Ve tanımını o yapar.. Herkesin farklıdır arkadaş tanımı,ama bazı insanların aynıdır.. Ki bu yüzden bu insanlar birbirleriyle aynıdır. Belki küçücük kollarıyla sana koca dünyaya karşı koruyabilendir. İnsan ağlarken en zayıf halini gösterir ama bazı insanlar onlara ağlarken bile güçlü göstermek için omuzlarını dimdik tutarlar. Ki bu yüzdendir insanın kendini o an güçlü hissetmesidir.
Sessizce anlaşabilmektir. Sabahın 6sın da balkonda halay çekebilmektir yada kuşlara serenat yapabilmektir mi desem. Anıları harika kılan insanlardı kısaca. Yüzüne bakınca gülmek ilk bakışta çok saçmadır bence,ama yüzü anılarınla kaplı olan bi insanın suratına somurtarak bakamazsın ki. Anılarını her tanıştığın insana anlatırsın,hiçte komik değil bakışını çok kez aldım belki de ama 8 kadar komik sayı bilmiyorum ben.
Bi göz hareketi yada bi dürtme her şeyi anlatabilir bence. Ve mesafeler gün gelir ayırır size,her hafta sonunu iple çekersiniz. 1 saatlik görüşmeler dünyanın en değerli şeyi olur.. Telefonunda onun aradığını görünce sevinirsin. Ailen olur. Yanındayken huzurlu olursun yarım bi ablan yarım bi kardeşin olur.
Ve ayrılamayacağın insan olur.Elini omuzuna koyduğunda arkayız demektir arkadaşça. Çoğu insan arkadaşça dilini bilmez.Ama bazıları vardır ki bunu size en iyi öğreten öğretmenler olur. Öğretmenlere duyduğum minnet duygusun mıdır bilinmez ama bırakmak mümkün olmayan minnet duygularım var onlara karşı..
İYİ Kİ VARSINIZ BE!
”…o dönem Tommiks, Teksas gibi çizgi romanlar okurdu bütün çocuklar. Bizde de para yok tabi. Arada Tommiks, Teksas yürütürdük annemin evinin köşesindeki bakkaldan. Abim bu suçları işlemezdi. O okurdu sadece. O hep temiz kaldı. Ben hem planı yapardım, hem de uygulamayı. Yervant yardım yataklık yapardı. Bakkalın önünde dergiler ipte asılı dururdu. Mandalı çıkarır, malı kapar, yokuştan aşağı hızla inerek kaçardım. Çocukluk aklı işte. Bir gün yine Yervant’la birlikte bakkaldan parasını ödemeden çizgi roman aldık, daha doğrusu yürüttük. Annem gördü bunu ceketimin cebinde. Paranız yok ki, nerden aldınız bunu diye sıkıştırdı bizi. İtiraf edince, kulağımızdan tuttuğu gibi, yürüyün gidiyoruz demez mi? Çaresiz, götürdük annemi oraya. ‘Çocuklar bunu parasız almışlar, benim de alacak param yok’ diyerek iade etti dergileri. Oradaki utancı hiç unutmam. Anamın dürüstlüğünü de öyle. Çektiği bütün o zorluklara rağmen hep dürüstlükle ayakta kaldı.”
(Hosrof Orhan Dink, Hrant Dink’in Kardeşi)
…
”…Hrant bir çizgi roman hastasıydı. Tommiks, Teksas okurdu en çok, yani Çelik Blek. Sonra da biz devraldık bu alışkanlığı tabi.
13-14 yaşlarımdayken bir gün Gedikpaşa’da tombala oynadım ve üç paket sigara kazandım. Tombalacı sigaraları vermek istemedi. Ben de çelimsizim gerçi ama kavgacıyım. Tombalacıyla tartıştık ve ben bunu yere yıktım, elinden üç paket sigarayı da aldım. Tam uzaklaşacakken tombalacının erketeleri üzerime çullandı ve bana eşek dayağı attılar. Daha sonra araya girenler beni alıp eczaneye götürdüler. Tipim değişmiş bir halde eve geldim. Pat! Hrant çıkageldi. Vaziyetimi görünce müthiş öfkelendi. Olanları anlattım. Kalk, gidiyoruz dedi. bu tombalacıların toplandığı bir kahvehane varmış. Sordu soruşturdu, yerini öğrendi. O önde ben arkada içeri daldık. İçerisi dolu. lafın tam anlamıyla meydan okudu orda Hrant. Kimsede çıt yok. Baktım, tartıştığım tombalacı sigara paketlerini masanın üzerine koymuş, çay içiyor. Gittim masadan üç paket sigarayı aldım. Gene çıt yok. Kimse hareket etmiyor, kimse bu gözüpek delikanlıya karşı gelmeyi göze alamıyor. Hrant’a baktım şöyle bir; Vay be dedim, benim abim Çelik Blek. En sevdiğim çizgi roman kahramanı. Eve döndük. tam iki gün uyumuşum. Yorgunluktan mı, mutluluktan mı bilemem artık!”
(Yervant Levent Dink, Hrant Dink’in küçük kardeşi)
…
” Rakel’i ilkin 9 yaşında tanımıştım. Ta o yaşta kanım fena ısınmış olmalı ki daha sonra o nereye gittiyse ben de bir yolunu bulup peşinden gittim. Başlangıçta uzunca yıllar Rakel’in böyle bir sevdadan hiç haberi olmadı. Tam manasıyla platonik bir sevdaydı benimkisi. Kendi kendime yaşardım duygularımı…”
(Hrant Dink)
…
” Mamam Gedikpaşa’da otururdu ama ben yuvada yatmayı yeğlerdim, çünkü Rakel oradaydı ve ben Rakel’e yakın yaşamak için elimden gelen her şeyi yapıyordum.”
(Hrant Dink)
…
”…bir pazar günü Balat’taki kilisedeyiz. Çutak(Hrant Dink) oraya birkaç arkadaşıyla geldi. İlk kez elini uzattı bana ve merhabalaştık. O anda kızardığımı hissettim ilk kez. Ben 13 yaşımdaydım, o da 18. Aslında farkındaydım durumun, arada bir laf sokuşturuyorum; ‘ne işin var burada? niye habire arkamıza takılıyorsun?’ diye. Çok kızıyormuş ben böyle dedikçe. Cilve desek daha doğru olur benim yaptıklarıma, çünkü hoşlanıyordum da onu kızdırmaktan. Bir yandan da etrafta fısıltılar dolaşmaya başlamış. Bunlara da çok kızıyor hem de utanıyorum, çünkü herkes bana aşık olduğunu biliyor ve konuşuyor. Hem sevinirsin, gururlanırsın ya böyle bir durumda, hepsinin içinde sevdiği sensin diye, hem de kızarsın tabi, çünkü daha çocuksun ve adın çıkıyor bu yüzden. Biraz bilerek, biraz bilmeyerek çok uğraştırmışım onu. Bazen bir iki kadeh içermiş, alırmış sazı eline. Benim vesikalık bir fotoğrafımı bulmuş bir yerden, onu büyütmüş. Koyarmış karşısına, başlarmış saz çalıp söylemeye…”
(Rakel Dink)
…
”…nihayet ilkokul bitti ve ben bademcik ameliyatı oldum. Çutak beni görmek isterse sakın yanıma bırakmayın diye herkesi tembihledim. Düşünebiliyor musun, soracaklar, kim bu diye. Olacak şey değil. Ama oldu işte. Herkesi aşıp geldi beni görmeye…”
(Rakel Dink)
…
”…çocukları (yetimhanedeki…) pikniğe götürmüştük Kınalıada’ya. Bahar aylarıydı, nisandı herhalde. Adanın tepelerine tırmanıyorduk. Orada yüksek yamaçlar vardı. Alışkınız hepimiz, zaten köyden gelmeyiz. Önde çocuklar, arkalarında ben, tırmanıyoruz. Tırmanırken bir yandan da etraftaki çalılara tutunarak ilerliyoruz. Birden yamacın tam ortasında tutunduğum çalı elimde kaldı. Bir bakmış, düşüyorum. Kavramış belimden. Sonra elimden de tuttu, birlikte tırmandık yukarı artık. Benim ‘evet’ dememe sebep olan asıl olay budur işte. Evlenme teklif ettiği andan daha önemlidir benim için. Ona, sakın kimseye anlatma bunu, hayatımı kurtarmış olduğunu söyleme kimseye diye sıkı sıkı tembih de etmiştim. Ondan sonra tam kabul ettim onu artık.”
(Rakel Dink)
”- olmaz babam, olmaz. Biz kendi köylümüz dışında kimseye kız vermeyiz. Hem bu çocuğun anası babası ayrılmış. Kim bu çocuk, neyin nesi? Ya o da bir gün kızımdan ayrılırsa. Biz böyle şey bilmeyiz.
- Ben soruşturdum, kızın da oğlanı seviyormuş. Gel ısrar etme, sen de evet de, bu işi tatlıya bağlayalım, iki çocuğumuza yuva kuralım.
- Ne demek sevmek babam, ne demek? Bizim adetimizde böyle şey yok.”
…
”…babam Çutak’la evlenmemi istemedi.
…Bizim köyün dışarıya kız vermesi olmuş şey değildi. Ben ilk oldum.
…Sonunda Şınorhk Srpazan araya girdi. ‘Senin kızını ben kendi oğluma istiyorum’ deyince babam da razı geldi. Babam Şınorhk patriği çok sever ve sayardı çünkü. O da babamı…”
(Rakel Dink)
…
”…Hrant, Rakel’e aşık olmuştu ve gözü hiçbir şey görmüyordu.”
(Hosrof Orhan Dink)
…
”…Kurtuluş’un son durağına giderken, sağ tarafta bir Hristiyan mezarlığı vardır. Mezarlığın yanından bozuk bir yol inerdi aşağı. Üstelik mezar taşları vardı o yolda, Ermenice yazılı. Onların üstünden atlayarak evin bahçe kapısına gelinirdi. Eski usul, iki katlı bir evdi. Ama yıkık döküktü tabi. Biraz köy evi gibiydi. Bahçesinde kuyusu da vardı. İşte Hrant’la Rakel evlendikten sonra da yıllarca orada oturup o ilkel koşullarda yaşamlarını sürdürdüler. Biz de giderdik oraya; ev içinde olsun, bahçede olsun, yemekler yerdik birlikte.”
(Hagop Minasyan, Hrant Dink’in arkadaşı…)
…
”…küçücük bir kızdı Rakel. incecik, dal gibi. Çok terbiyeli… Hrant’a, ‘Çutak’ der, başka şey demezdi. Gözlerinden okurdun sevgisini.”
(Mari ‘Mayrig’ Tomasyan. Hrant Dink’in arkadaşının annesi…)
…
”…evlendiklerinde Hrant’ın sakalı ya var ya yoktu, Rakel dersen zaten tam bir çocuktu. Eşek uçtu desen, inanabilecek kadar saf ve temizdi. Hala da öyledir Rakel. İyi ki öyle, yoksa kaldıramazdı yaşadıklarını…”
(‘Tomo’ Yetvart Tomasyan, Hrant Dink’in arkadaşı…)
…
”…sonunda ancak 23 nisan 1977′de Kilise’de evlenebildik. Çok küçüktük ikimiz de. Hatta arkadaşları; ‘çocuk bayramı’nda çocukları evlendirdik demişlerdi o gün.’
…Ahparigler evlendirdiler bizi. Kına gecesi yaptılar, kına yakıldı. Biri beni hamama götürdü. Öbürü bize gecelik, pijama aldı. Bir arkadaşımızın gelinliğini bana uyarladılar. Duvak da taktılar. Damatlık da giydirdiler.”
(Rakel Dink)
…
”…yatmadan yatmaya girerdik eve. Gerisi ekmek kavgası…Çalıştığım fotoğrafhanede Yervant’ı (Yervant Levent Dink) yanıma aldım. İkimiz de çok çalışkandık, usta pek uğramaz olmuştu artık. O sıralar duvar kâğıdı modası vardı. Biz de Yervant’la duvarlara eski İstanbul gravürleri yapmaya başladık. Gravürlerin fotoğrafını çekiyoruz. Sonra bunları duvar ölçüsüne göre büyütüyoruz. Duvar kağıdı haline getiriyoruz. Çok da güzel yapıyoruz da nasıl satacağız? Bir arkadaşından borç buldu Hrant ve gittik, bir agrandizör satın aldık. Bu arada abim, Rakel’e olan aşkında nihayet mesafe alabilmiş, Rakel’in babası ikna edilmiş, nişan takılmıştı. Hrant fırsatını yakaladığı anda evlenecek, kafaya koymuş. Bu ‘serbest girişimcilik’ ruhu da Rakel’e sevdasından ya, o da başka… Gittik, tahtadan bir banyo tezgahı yaptık, bu işe Rakel de katıldı. Rakel, Rrant, Yervant, ben…. Sonra işe koyulduk. Pazarlamacı Hrant’tı. O gidip iş alıyordu, geliyordu, akşamları bahçede çalışıyorduk. Karanlık odamız olmadığı için gece havanın kararmasını bekliyorduk. fotoğrafı büyütmek için ışığı duvara veriyorduk, basıyorduk kâğıda. Sonra da bunları banyo ediyorduk. Harıl harıl çalışıyorduk.”
(Hosrof Orhan Dink)
…
”…bir görsen nasıl çalışıyorlardı, nasıl çalışıyorduk! Duvarlara badana yaptılar, duvar kâğıdı yapıştırdılar. Bir ara Çutak işportacı olarak saat sattı. Her iş gelirdi elinden. Ben dekoratif çiçek yapma kursuna gittim. Yapma çiçek hazırlardık evin içinde. Düğün şekerleri hazırlardım sipariş üzerine, gelin başları yapardım. Üç kardeş hep fikir birliği yaptılar. Mesela fotoğrafçılık fikri Hosrof’tan çıkmıştı, o işi en iyi o bilirdi. Ama uygulamada üçü birlikte çalıştılar. Ben de katıldım. İmece gibi… Evin girişi kare gibi bir hol şeklindeydi. Bu hole açılan küçücük bir oda daha vardı. Orayı karanlık oda yaptık. Leğenin içine ilaçlı su koyduk. Filmleri orda yıkıyorduk. Agrandizör dedikleri bir makine de aldılar. Eski İstanbul gravürlerini alıp, onları duvarda büyütüp, poster haline getirip satıyorduk. Bahçede bir kuyu vardı. Motoru bozuktu. Kuyudan su çekip taşın üstünde yıkardık o büyütülmüş, duvar boyu resimleri. Sonra da kurusunlar diye mandalla asardık onları. Çamaşır asar gibi… Çamaşır deyince, tabi bir yandan da evdeki beş nüfusun temizliği, yemeği, hepsi benim üzerimde. Çamaşır makinemiz falan yoktu, elde yıkardım hepsini. Girişteki hole de sobamızı kurmuştuk. Gerisi de iki divan… Bu kadarı yetiyordu bize. Böyle böyle kazanmaya başladık hayatımızı. Çok da mutluyduk.”
(Rakel Dink)
…
”…eksik olmasınlar, eve gelen gidenimiz çoktu. Daha babasının evinde kalırken böyle başladı, hep böyle devam etti. Kardeşleri gibi arkadaşlarını da çok korurdu, kollardı Çutak. Her durumda yanlarındaydı. Tehlike dahil, ne olursa olsun bırakmazdı onları. Evinden kısar, onların ihtiyacını acil görürdü. Öyle bir yönü vardı.
Arkadaşlarına çok düşkündü dedim ya, arkadaşları da ona düşkündü tabi …Habersiz de gelirlerdi eve. Kardeş gibi olduğumuz için. Bir çorba ya da pilav pişirdiysek, yerdik birlikte. Paylaşırdık yemeğimizi, yetmezse yumurta kırardık. Yemeği dert etmedik hiçbir zaman. Hiç yürek sıkıntısı yaşamadım bu yüzden. Kavgacı bir insan değildi ama çabuk parlardı. Haksızlığa hiç gelemezdi. Bela onu buldu muydu, o da üstüne yürürdü belanın… Bazen evde de bağırdığı olmuştur, haksız da olsa. Ama ben susturmuşumdur gerektiğinde. Ekmek kavgamız hep sürdü. İyimser bir insandı Çutak. Hiçbir zaman halimiz ne olacak diye kara kara düşündüğünü görmedim.”
(Rakel Dink)
…
”…Rakel’e aşık olunca gidip bir saz aldı, oturup o sazı çalmayı öğrendi. Sonra da sevdasını, aşkını hep o sazla dile getirdi.”
(Hosrof Orhan Dink)
NEREDE BÖYLE DOSTT :(
Yuh lan bende istiyorum.
En iyi Gif Paylaşımları için Gifturkey.tumblr.com Takip Et.
En iyi Gif Paylaşımları için Gifturkey.tumblr.com Takip Et.
Sometimes those who have less give more. We make a living by what we get, but we make a life by what we give.
"Bazen aza sahip olanlar daha çok verir. Elimize geçenlerle yaşamımızı devam ettiririz fakat verdiklerimizle hayat kurtarırız.
özetim temalı post :d
benim dinlediğim gruplar meşhur olunca ben üzülüyorum lan..




