O vardı bir de ben vardım. Sonra bir de sessizlik… Öylece oturduk. Sonra birden kaldırdı kafasını, gözlerimin içine baktı ben de onunkilere baktım… Bir süre öylece bakıştık… Sonra dedi ki ‘Eğer insan canını sevdikleri için feda edemeyecekse bir gün… Aldığı her nefes haramdır.’ Sonra kalktı gitti. Bense kaldım… Düşündüm… Haklıydı… Eğer hayat varsa onun da bir anlamı varsa ölümün de bir anlamı olmalıydı. Zaten hepimiz şu üç günlük dünyaya ölmek için doğmadık mı? Demek ki ölüm yaşamın ta kendisi. Benim de şu üç günlük dünyada kârım sevdam olsun. Eskiler uçuruma boşuna yar dememişler. Şimdi yarim için şu derin yardan geçiyorum. Değersiz canım aşka feda olsun. Şimdi ölümüm bütün hayatımı anlamlı kılacak. Unutmayın. Ölüm haktır, sevgi ise baki. Hadi eyvallah sağlıcakla kalın. Soran eden olursa da alemden bir Sefer geçtiydi dersiniz.
Her şey güzel giderken her şeyin birden kötü gitmeye başladığı ama her şeyin güzel giderkenki zamanlarıyla her şeyin kötü giden zamanları arasındaki zaman her şeyin güzel gittiği zamanlardır
“intihar etmişsin de sanki okyanus seni kabul etmemiş gibi.”
— (via sozlerindekaldim)
dünya’da düzeltilmesi gereken onca şey varken sadece masanın üzerindeki nesneleri düzeltmek, tuhaf bir çaresizlik boyutudur.
“Bana hissettirdiklerini seviyorum, Sanki her şey mümkünmüş gibi, Sanki, yaşamaya değermiş gibi.”
— Cahit Zarifoğlu (via icimizdekiyalnizlik)
ben bugün gördüğüm en ufak çiçeği bile sana anlatmak umuduyla aklıma kazımışken, sen kime ne anlatıyorsun?
şey gibi.. o gözlerine baktığını sanıyor ama sen gökyüzünü izliyorsun. o ellerini tuttuğunu sanıyor ama sen gökyüzüne dokunuyorsun. o sarıldığını sanıyor ama sen gökyüzüne karışıyorsun.
beni kendimden nefret ettiriyorsun,
gitgide.






