Avatar

Beyaz Piyon

@beyazpiyon / beyazpiyon.tumblr.com

Suya Yazılan Yazılar

Ceylân Ertem - Ütopyalar Güzeldir

“Qu’on me la donne ou pas, je m’enfous complètement. J’ai si aimé cette femme, que ma maison sent la rose.”
“Onu bana verseler, vermeseler ne yazar. Ben bir kadın sevdim ki, evim artık gül kokar.”
Ferhan Şensoy / Ferhangi Şeyler

Bu filmin çevirisini yeni yaptım. Herkese izlemesini öneririm. Ünlü aktris Liv Ullmann ile usta yönetmen Ingmar Bergman arasındaki aşkı, Liv'in ağzından sıcacık ifadelerle anlatıyor. İnsanın içini ısıtan, duygusal ve romantik, belgesel niteliğinde bir film. İzlediğinize asla pişman olmazsınız, ben çevirim bittikten sonra iyi ki çevirmişim dedim. Öyle naif, öyle dokunaklı bir ilişkileri var ki...

İzleyeceklere şimdiden keyifli seyirler.

Çevirim tüm altyazı sitelerinde mevcut ancak en güncel halini aşağıdaki sitede bulabilirsiniz:

Wes Anderson

Sinemanın Salinger'i diyebileceğimiz usta yönetmen Wes Anderson, filmleriyle izleyicilerine içindeki çocuğun hala ölmediğini kanıtlayabilen nadir film yapımcılarından biridir. Doksanlı yılların ikinci yarısından günümüze uzanan sinema serüveninde izleyenlere büyük keyif veren yapımları mevcuttur. Bu filmler sırasıyla şunlardır:

Onun filmlerini biraz izledikten sonra hemen tanırsınız ve ismi geçmese bile ona ait olduğunu söyleyebilirsiniz. Çünkü filmlerini çekim teknikleriyle imzalayan bir yönetmendir Wes Anderson, kendine özgü tarzıyla diğer filmlerden hemen sıyrılır onun yapımları. Filmlerindeki ağır ilerleyiş, renklere hakimiyeti, her bir karakterin üzerine film çekilecek kadar geniş bir dünyasının olması, mizah anlayışı, sevimli hikayeleri ve diyalogları, sahne dekorlarını ve müziği kullanımı onun tarzını adeta bir marka haline getiriyor. Wes Anderson'u diğer yönetmenlerden ayıran belli başlı özellikleri saymak gerekirse;

1. Geniş renk paleti, pastel renkleri kullanmadaki ısrarcılığı * Hatta onun filmlerindeki renk cümbüşü üzerine bir blog bile mevcut: wesandersonpalettes.tumblr.com

2. Kamerayı sahneyi tam ortalayacak şekilde kullanışı * Geniş bir 'orta simetri çekim tekniği incelemesi' videosu: Wes Anderson // Centered - vimeo.com/89302848

3. Erken olgunlaşmış genç karakterleri kullanışı 

4. Komedi ve dram arasında gelip giden senaryolarla bezenmiş filmleri

5. Neredeyse her filminde Bill Murray'e yer vermesi

6. Film müziklerini kendinin seçmesi ve mükemmel bir müzik kültürünün oluşu

* Film müziklerinde sık sık yer alan sanatçılar aşağıdaki gibidir:

  • The Rolling Stones: Bottle Rocket'ta "2000 Man", Rushmore'da "I Am Waiting", Tenenbaum Ailesi'nde "She Smiled Sweetly" ve "Ruby Tuesday", The Darjeeling Limited'da "Play with Fire".
  • The Kinks: Rushmore'da "Nothing in This World Can Stop Me Worrying About That Girl", The Darjeeling Limited'da "This Time Tomorrow", "Strangers" ve "Powerman".
  • The Who: Rushmore'da "A Quick One While He's Away".
  • Bob Dylan: Tenenbaum Ailesi'nde "Main Title Theme (Billy)" ve "Wigwam".
  • David Bowie: The Life Aquatic'te Bowie'nin hem kendi yorumuyla hem de Seu Jorge'nin Portekizce yorumları ile birçok şarkısı bulunur.
  • Cat Stevens: Rushmore'da "Here Comes My Baby" ve "The Wind".
  • John Lennon: Rushmore'da "Oh Yoko" ve Tenenbaum Ailesi'nde "Look At Me" (Paul McCartney tarafından yazılan "Hey Jude" ise filmin başında kullanılır).
  • Sigur Rós: The Life Aquatic with Steve Zissou'da "Starálfur"

Gitarın Salınıp Rüzgara Karışan Eteği: Flamenko

Flamenko aslında İspanyol Endülüs bölgesi kültürü olmasının yanında birçok "folk" kültürün karışımı bir müzik ve dans türüdür. Kökenleri hakkında birçok soru işareti bulunur, ancak genel olarak bölgedeki Latince konuşan asimile olmuş yerli İberik halklar, Berberi-Arap Müslümanlar, İspanyalı Yahudiler ve Çingeneler tarafından beraberce ortaya çıkarılan bir tür olarak kabul edilmiştir.

3 temel öğesi; şarkı, dans ve bunlara eşlik eden (son zamanlarda kendi içinde bir sanat dalı olan) gitardır.

Flamenko'nun özü şarkıdır. Çoğunlukla gitar ve doğaçlama dans şarkıya eşlik eder. Dansı, ritmi, gitarı, vokali ve diğer tüm elemanlarıyla bir bütündür flamenko. Dansında ilk göze çarpan şey ise seri ayak hareketleri ve müzikle ahenk içindeki alkış ritimleridir.

Tango; Buenos Aires (Arjantin) ve Montevideo (Uruguay) kökenli bir dans ve müzik türüdür. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adı taşımaktadır. Orijinal tango, doğduğu toprakların adıyla, "Arjantin Tangosu" olarak anılmaktadır. Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında çok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri gelmektedir. "Tango" adının, Latince dokunmak anlamına gelen "tangere" fiilinden türediği sanılmaktadır. Astor Piazzolla'nın müzikte başlattığı ve kısa sürede dansa da yansıyan yenilikçi akım, tangoya büyük bir zenginlik kazandırmıştır.

Bachata: 'Aşk'ın 'Tutku' ile Dansı

Bachata dansı Dominik Cumhuriyeti’nin 4/4 ritimli resmi dansıdır. Dominiklerin bir müzik akımı olarak ortaya çıkmış, ritmin hızlanmasıyla dans halini almıştır. Kelime anlamı olarak "acılı aşk şarkısı" olarak tanımlanan bu stil, bolero ve merengue hareketlerinin bir karışımıdır. Acılı denmesinin sebebi ise hikayesinde saklıdır. Bu dans, tek bacağı olmayan bir denizci ile sevgilisinin ayrılırken yaptığı dansmış, tapler de hıçkırıktan ya da adamın bacağının olmamasından kaynaklanıyormuş. Gayet hüzünlü bir orijine sahip olsa da eğlenceli, estetik ve ateşlidir.

Öğrenmesi kolay olan latin danslarından biridir. Figürler genelde erkeğin kontrolünde yapılır ve kadının uyumlu eşliği ile romantizmin doruklarına ulaşılır. Bu dansta en önemli faktör partnerler arasındaki kimya ve uyumdur. Daha çok gitarın ön planda olduğu bachata müzikleri, vurmalı çalgılar (bongo, maracas, guiro) ve bas gitar eşliğinde üç veya dört gitarla çalınır.

Sylvia Plath with her children, Frieda and Nicholas Hughes (1962)

Morning Song” is Sylvia Plath’s tribute to her newborn daughter, Frieda. Composed when Frieda was eight months old, it expresses the ambivalences of new motherhood — the joy, the optimism, the wistfulness, the uncertainty. The “song” of the title refers to baby Frieda’s cry. “Morning” may also be a play on words, in the sense that Plath is mourning the passage of her own youth even as she celebrates the beginning of her daughter’s.