Avatar

BirküçükHazel*

@biradethazel-blog

köpek balığını kovalayan çılgın hamsi

UNUTANLARDAN ÇOK UNUTMAYA, UNUTTURMAYA ÇALIŞANLAR İÇİN… 7 yaşında babasını kaybetti, yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya zorlandı. 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşamak zorunda kaldı. Tarlalarda karga kovaladı. 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalıncaya kadar “hoca”sından dayak yedi. 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı. 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına hücrede yattı. 25 yaşında sürgüne gönderildi. 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, o hiç önemsenmiyordu bile. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu. 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanın eline geçti. 30 yaşında amiri, onu kendinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı. 37 yaşında böbrek hastalığından 2 ay hasta ve yalnız yattı. 37 yaşında komutan olarak atandığı ordu dağıtıldı. 38 yaşında savunma bakanı tarafından görevinden alındı. 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve giydiği redingotu başkasından ödünç aldı. Cebinde ise sadece 80 lirası vardı. 38 yaşında tutuklama kararı çıkartıldı. 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı. 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı. Sonra… 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu…

BU ÜLKEYİ HAYATINDAKİ BÜTÜN ZORLUKLARA KARŞIN, İPİN ÜSTÜNDE KELLE KOLTUKTA YÜRÜYEN BİR ADAM KURTARDI…

Sözlerimiz vardı birbirimize her konuşmamızda bir tatlı çocuksu tartışma geçerdi sonunda hep derdik ufak tefek şeyler ileride güleriz bunlara ayrılmayalım da o yeter. Şimdi düşünüyorum o kadının gözleri beni hayata bağlardı önceden. Öyle bir gülerdi ki bir de gözleri var incelen. Kısardı iyice gözlerini gülerken gözlerim kapanır göremem diye gülmeyi unuturdum.Ben o kadar heyecanlanırdım ki konuşamazdım onunla yanında put gibi oturur izlerdim saatlerce. Bir gün dershanede arkadaşlar kolumdan tutup boş etüt salonuna soktular zorla bir baktım işte sadece baktım yürümeyi konuşmayı neyin ne olduğunu unuttum yeni doğmuş bir bebek gibi hissediyorum o an.Birden bir yangın başladı içimde.Sonra yine ömür veren gözlerini kısarak güldü.Tatlı gülüşünden sonra "Naber?" dedi. İçime doğru "İyiii" dedim. Unuttum sen demeyi ulan ne odun ne gerizekalı adamım diye kendi kendimi yiyorum iyi lafını da zor çıkartım zaten öksürük detone bi ses iyiiğ diyor.Sonra "Bende iyi yine konuşmayacak mıyız?"... Evet üç nokta çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum velhasıl o gün konuşmaya başladık normal bir insanın yaptığı şekilde.Keşke hala o kadar aşık olabilsem diyorum bazen. Keşke hiç konuşmasaydıkta konuşacak hala tonlarca konumuz olsaydı.Gözlerini triple kaplayıp geliyordu her seferinde göremiyordum o parlaklığı.Işıldayan ömür veren gözleri göremiyordum. Hala içim içimi yiyor keşke konuşmasaydım da ömür gözlü'nün gözleri hala ışıldasaydı.

Herkesin bir acısı vardır üstünden uzun zaman geçse de kalbinin en derinlerinde hissettiği.