çok kötüyüm. çok üzgünüm. her şeyde iyiyimdir, örnek biriyimdir, lisedeyim derslerim çok iyi. acıdan öle öle ders çalışıyorum çünkü ortaokuldan beri aynı kişiyi seviyorum. arkadaşlarım duymaktan bıktı, benim de anlatmaya sormaya yüzüm kalmadı zaten. üç sene oldu, kalbime kimseyi sokmadım, düşünmedim bile. tam unutmuştum, iki hafta geldi mahvedip geri gitti hayatımı. sevgilisi var mı yok mu kim düşünmekten deli olacağım. şu an evlenelim dese evlenirim, öl dese ölürüm. beni tekrardan biraz seveceğini bilsem yalvaracağım gidip, eskiden reddettiğim her şeyi yapmaya hazırım. ama olmayacağını biliyorum. bir buçuk yıldır hiç konuşmuyorduk hep geri döneceğine dair bir umut beslemiştim, öyle de oldu sandım ama olmamış. üniversiteyi sırf unutayım diye farklı bir yere gitmek istiyorum seneye ama biliyorum cehennemin dibine de gitsem unutamayacağım bu çocukça bir şey değil çünkü normalde çok olgunumdur. ne yapacağımı bilmiyorum bunu yazıp rahatsız ettiğim için de özür dilerim.
öncelikle bunun çocuklukla ya da olgunlukla ilgisi yok. her yaşta kontrolü kaybetmek endişe vericidir. hayatın doğrusal olmadığını biliyorum fakat geçmişe asla geri dönemeyeceğimizi de biliyorum. bunu bana biri söylemişti, şimdi söyleme sırası bende. hiç unutma. “hayatındaki hiçkimseyi şu an sevdiğin kadar çok sevmeyeceksin.” bunu her yaşında aklına getir. şu an hissettiğin her şey her zaman daha yoğun olacak.
yaşadığım şeylerle yanıt vermeyi sevmem ama sana verebileceğim bir akıl yok. o yüzden küçük bir hikaye anlatmak istiyorum. yıllar, yıllar önce ilk gençlik yıllarımda çok aşıktım. öyle aşıktım ki, türkiye’nin bir ucundaydı. bu umrumda değildi. (1) daha sonra istanbul’a yerleşti. tüm duyguları yoğun bir şekilde onunla yaşadım. güzellik olduğu kadar çirkinlik de vardı ve çok ağladım. bir gün ağlamama aşık olduğu için beni ağlattığını söylemişti. (2) ondan bahsetmek dışında pek bir şey yapmıyordum. gün içerisinde modumu belirleyen şey onunla aramızın nasıl olduğuydu. yalanlarını yakaladım, aldatıldım, terkettim, kapısına yine ben gittim. (3) istanbul onu büyülemişti. farklı hikayeler yaşamak istediği için beni terketti. onsuz nasıl mutsuz olacağımı bile bilmiyordum, üç gün yataktan çıkmadım, kendimde değildim, gerçekten, altıma işedim, ailem endişeleniyordu. yok olmuştum. bir şekilde ayaklandım ve şunu farkettim, ben kendim için hiçbir şey yapmamışım. sevdiğim şeyleri yapmaya başladım, eğitimime devam ettim, ilgilendiğim alanlara yöneldim, arkadaş edindim, içtim, sarhoş oldum, dans ettim, eğlendim, ağladım, güldüm. kalbim ve ruhum özgürlüğüne kavuştu. ve sonra konuştuk. hala bazen konuşuruz. ona hala aynı şeyi söylüyorum: “beni terkettiğin için teşekkür ederim. bu muhteşem hikayeler yaşamama sebep oldu.” iyi, kötü diye ayırmayacağım. hatalarım da mutluluklarım da muhteşem oldu. ben ben oldum.
artık insanları çemberin içine almıyorum. alsam bile, tam ortasına almıyorum. çünkü orada ben varım. uyurken kafamın içindekilerle yalnızım. daima da yalnız olacağım yanımda kim olursa olsun. bu yüzden kalemi inşa ettim. ve onu koruyorum. merkezdeki ayak izlerini temizledim. yalnızca ben. yalnızca benim.
1: artık türkiye’nin diğer ucundaki kafa uyumu beni pek de ilgilendirmiyor. yan yana olmanın, iş çıkışı iki bira içmenin, birlikte film izlemenin daha önemli olduğunu ayrımsadım.
2: birini ağlatmak ve buna aşk demek çok saçma. bu farkındalık sonrası manipülasyonun hiçbir türlüsünü kabul etmeyecek kıvamdayım.
3: aldatılmanın her ilişkide yaşanma ihtimali var. affetmek, devam etmek, yolları ayırmak: bunlar tamamen iki kişiye bağlıdır, ama bunlar sadece ve sadece dürüstlükle sağlanır. dürüstlüğün ne kadar önemli bir şey olduğunu anladım. ve netlik için de aynı şeyi söyleyeceğim. bulanıklık sağlıklı değil.
yıllar, yıllar oldu ama ona olan takıntım devam etseydi ya da ben bir şekilde onunla devam etseydim, şu an olduğum kişinin yanından bile geçemezdim. ama şu an olduğum kişiyi seviyorum ve iyi ki diyorum.
bak, üç gün yataktan çıkamamış biri söylüyor bunu: iyi ki.
"Yer edinemediğim her yerden gitmek..." diyor biri, ben ise "Yer edindiğim her yerden gitmek zorunda kalmak..." diyorum. Ateş genzimde cayır cayır, cümlelerim kesik kesik, tam buradan asacağım kendimi.
Kafamı yastığa koyduğum gibi uyurum (05:03)
Mesaj atmak isteyen bir yolunu buluyor işte
bugün kendime bir iyilik yaptım. telefonsuz, cebimde bileğime olmayan bir kol saati ile eskiden dikkatsizce geçip gittiğim o sokaklarda sakince yürüdüm. kafamda çok tanıdık bir müzik sonsuz tekrarda çalıyordu. geçtiğimiz bir senede kalabalığın gürültüsünü bastırmayı öğrenmişim. yolun ortasında hep sigara içilir, yolun ortasında hep soluklanılır. sekiz sene önce hangi kaldırımda durduysam yine aynı kaldırımda durdum. evet hâlâ o sokağın adını bilmiyorum, hâlâ geriye dönmeyi bilmiyorum. yol üzerinde tadını çok sevdiğim artık bakkallarda satılmayan sigaradan alıp çantama attım. bir ankaralı klasiği olarak dost kitabevinde pervasızca dolaştım, ortasında duran ağaca bakıp gülümsedim. oradan kendine değil, bir başkasına hediye alırsın. kendimce yazılı olmayan bu kuralı tekrarladım. geldiğim yoldan değil, başka bir yoldan döndüm. yol boyunca kendime bir şeyler söyleyip durdum, şimdi hiçbirini hatırlamıyorum. tahammülsüzlüklerim, umursamazlıklarım, kaygılarım, beynimi her gün yiyen anılarım bir bir azaldı. durduğum zaman tekrar yerine geleceklerini bilmek bile keyfimi kaçırmadı. zihnime bir gün bana tekrar hatırlatması için bir görüntüyü ezberledim. cebimden bileğime olmayan kol saatini çıkarıp saate baktım. olmamam gereken yerde tam saatinde oradaydım. bugün kendime bir son hazırladım.
sana olan duygularım pozitif çıktı.. gel beni karantinaya al
tutmadığınız elimi çekince darılmaya hakkınız yok
gel demiyorum sen zaten gelmen gerektiğini biliyosun
anahtarı elimde olsa da o kapıyı çalıyorum. yaptım, başımı kapıya yaslayarak batan güneşe bakıp bana bıraktığın şiirleri mırıldandım. hep aynı son ve hep aynı mahkeme salonlarının hüsranı. bi insan elvedanın altından nasıl kalkardı bi eve nasıl dönüp dönüp el sallardı, geçtiği sokaklardan adımlarını nasıl yavaşlatırdı. hepsini geçmez sandığı dördüncü yolun sonunda dayanılmaz sanrılarla yapıyordu. yapardı ve yaptım da.
anahtarı çevirip açtım kapıyı. artık olmayan sesleri duyduğumda bıçağı hafifçe masaya bırakıyorum. babasının ağzından çıkan tek kelimeye hayran bir adam tanıdım. ve uyurken perdelerini sıkan bir kadınla tanıştım. sevgisi biten bir evliliğe tanık da oldum. bi evi yaşatanın iletişim olduğunu artık çok iyi biliyorum. şimdilerde senin yeşil gözlerinde soluklanan o adamın yorgunluğu beliriveriyor aniden. sonra gecenin böyle anlamsız bir saatinde tek bir kahkahalık sanrım ve sancım kalıyor. harcadım, bitti. ben çalsam da o kapının açılmayacağını kayıp vererek öğrendim. sesin çok güzel-
di.
seni uyandıran bir bebek ağlaması değilse ve arkamı döndüğümde uykulu bedenine saramıyorsam kollarımı, saramıyorsan kollarını her şeyi yakmışımdır ve hiçbir şey olmamıştır.
aslında hep oradaymış, yeni olmamış, o ışıklar hep gözümün önündeymiş. ama ben başım eğik geçmişim önünden, görmemişim hiç. yıllardır aynı yeri hiç görmemişim, hiç bakmamışım. dümdüz yolu dümdüz yürümüşüm. o kadar çok bunaldım ki. sahaf sahaf dolaştığım günleri, oturup bir çay içtiğim ve koyu bir sohbete daldığım zamanları, tüm işimin arasında, şu an ki aşırı yorgunluk ve yoğunluk o zamanları aratıyor. yeni normale penceremden ellerimi uzatarak, balkondan sarkarak -niyeyse eskiye dönüyorum- bağırıyorum. pencerem açık, balkonum buz gibi. sabahları farklı bir gündem okumak için açtığım gazeteleri gözümün önünden kaldırıyorum, sırf haberleri izlemek için açtığım televizyonu açmak gelmiyor içimden. durduk yere sıkıntıya giriyorum, sıkıldım yeni normal, duy artık. b-ı-k-t-ı-m.




