tarafımızdan şefkat görmüş herkes en az bir kez geri dönmeye çalışmıştır ama sürpriz döneceğiniz her yerden gittik.
o gün orada yanımda yoktun. sonra hiçbir zaman başımı kaldırıp göz ucuyla seni aramadım.
sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bana olan hoyratlığını unutamıyorum.
bu dünyadan geçtiğin hayatıma değdiğin ve çocukluğumun güzel anılarında var olduğun için teşekkür ederim
çok üzülüp seni aramıştım açmamıştın, neye üzüldüğümü unuttum da sana ulaşamadığımı hatırlıyorum.
seni kırk kez sordular bilmiyorum dedim, biliyordum
cidden hep aynı şeye, dönüp dönüp en baştan sanki ilk defaymış gibi kahrolmak.
benden önce öldün. teşekkür ederim sana bu acıyı yaşatmama izin vermediğin için. benden önce gömüldüğün için. on üç milyon kere.
çaresiz başımı mezar taşına dayadığım zaman hissettiğim soğukluğun içime işlemesini kabullendiğimden beri hiç bir ateş beni ısıtmıyor
içimde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü var
biri öldüğünde, ardından en sevdiği şarkıyı dinlediğinde boşluğa düşüyorsun. o şarkı öyle bir sıkıyor ki boğazını, yutkunamıyorsun. diyorsun kendi kendine, anlayamamışım. bu şarkıyla bağırmış kendini, duymamışım. sağırmışım. ben yanmışım.
ölenle ölünür mü bilmiyorum ama ben gömüldüm.
gittiğin gece fermuarımı boğazımı kesinceye dek hızla çektim
"sonunda astı kendini karadut ağacına. o ağacın kökleri hepimizin yüreğine dalmıştı. hep birlikte yemiştik meyvelerini, hep birlikte gülmüştük gölgesinde. ama o, tek başına astı kendini karadut ağacına."
kabullenmişsin. yenildin.
dokuz acıya gebe kalayım adın geçtiğinde düşük yapacağım.
çok özledim seni yemin ederim. bu kadar yükü yıkmaya gerek var mıydı omuzlarıma.
en cok kalmak istedigim yerden kosarak gittigimi görmüsler maalesef
dönüşü olmayan bi yolda hem çok mutluyum hem de bi köşede sürekli ağlamak istiyorum.
dönmeyi başarabildiğim o yolların sonunda mutluluktan cok ağladım.


