Ballı Çorba…
Ne zaman bu Yahni yapsam aklıma; ramazan da babamla yaptığımız çorbayı hatırlıyorum… Ya da hatırlatan biri çıkıyor:)
Annem kardeşimi doktora götürmüştü o günün ramazan aşçıları da ben ve babam… Annem menüyü hazırlayıp tutuşturdu elimize. Yapmamız gereken pilav ve yahni çorbası ve fındıklı kadayıf tatlısıydı.
Menü zor değildi fakat ana menünün çatısını oluşturan yahninin iyi olması gerekiyordu. Babamda alanının en iyisi(Annem duymasın!). Aslında duyabilir babam arada sırada yemek yaptığı için çok özeniyor ve lezzetli şeyler ortaya çıkarabiliyordu… Annem hasta olduğun da yemekler babamın elinden öperdi. Bizim de bu çok hoşumuza giderdi ve savaş çıkan mutfakta babamıza yardım etmek de güzel…:)
Yahniye tekrar dönersek… İlk önce kuşbaşılarımızı sarımsakları ekleyip(Kokunun etrafa dağılmasını engellemek, biraz da lezzet katmak amacıyla) kavuruyoruz kendi suyuyla daha sonra köşede hazırladığımız küp küp patatesleri ekliyoruz… Açılan domates ve biberler geliyor. Gerekli eşantiyonları da ekleyip biraz kavurmaya bırakıyoruz :)Unutmada en son olarak sıcak su ekleyeceğiz…
Yahnimiz ateşte olurken babam bir taraftan kadayıfı fırına sürüyor bir tarafta kadayıfın balını hazırlıyor. Annem balı nasıl yapacağını öğretmişti babama…? Eee benim ne yapıyorum her şeyi babamıza mı bıraktık… Ben de pilav ve salata yapacaktım. Herkes uzman olduğu konular da gösterecekti kendiniJPilav tanelerine kaşığı doldurmaya ant içirdikten sonra koyulduk işlere…
Bir yandan babamın arkasını toplayıp mutfağımızı hoş göstermeye çalışıyorduk annemize… Annemiz titiz ve bıraktığı gibi isterdi mutfağını. Sonra babam yahniye dökeceği sıcak suyu istedi bende o hengâmenin içinde uzatmışım soğumaya bıraktığımız kadayıf balını. Dışından da görmek zordu ne bileyim? Babamda döktü yahninin içine…
Sofrayı hazırlayıp yemekleri yavaş yavaş getirdik. Pilav amacına ulaşmış, yahni de lezzetli görünüyor açıkçası… Annem ve ikizim geldi, hemen oturduk sofraya derken belediyedeki adam ateşledi gürleği… Attı denize bir top daha… :)
İkizim baktı ilk yahninin tadına: “Ne kadar lezzet olmuş baba eline sağlık. Biraz fazla tatlı gibi…” babam “Annem iyi öğretti beni :)” dedi. Annem yerine oturmadan “kadayıfı balladınız m?” diye sordu, hayır cevabından sonra da yöneldi mutfağa. Annem balı arıyormuş mutfakta:)… Babam da yahninin bu kadar tatlı olamayacağını düşünerek geldiler başıma…
Yani nasıl anlatsam? Şey, bal çorba, yahni tatlı, lezzetli olmuş saçmalamaya kalmadan…
“Hatasız kul olmaz, hatamla sevin beni, dermansız yol olmaz dermana salın beni” diyerek pilav ne kadar da güzel olmuş… Annecim ve babacım…
Bizim yahni olmuş ballı çorba… Afiyet olsun:)
:)*.*(:
Bu gece neler var neler menümde..
Ağlamak var bolca, belki bi su bardağı
Biraz da hıçkırık
Bi tutam öfke var
Kıskançlık da var, tuz gibi biber gibi
Bi çay kaşığı baş ağrısı, gözyaşı mahmurluğunda
Öbek öbek koparılmış yürek var mesela
acısı çıksın diye tahta üzerinde dövülmüş..
Nefes açsın diye konulmuş ciğer var
her seferinde boğaza düğüm atan
kendi soluğunda kendini boğan..
Hepsini kotarıp kaynattığımda
Pişen bi ‘ben’ var ki sorma gitsin
Nemrut
Yorgun
Mutsuz
Yüzü gözü salya sümük
Kirpikleri ıslak
Bakışları mağrur
Dudakları titrek
Elleri yaşa bulanmış..
Dokunsan, bi taşım daha kaynayacak
belki kısacaksın altını,
Bıraksan, köpüre köpüre taşacak
ama etrafa değil ha, kendi içine..
Uzaktan baksan sahte gülücüklerle süslü oysa
Kalıbına bakan ‘yerinde olsam’ diyecek cinsten..
Bilinmez ki neler var hamurunda
Bilmezler ki hayat üstüne basa basa yoğurmuş..
Ayakları altına ala ala
Kemiğini etine kata kata
Her yarasına tuz basa basa..
Cuy-i Ruh
Das Schweigen der Hühner.
spiegel.deWeihnachten steht vor der Tür und über die Feiertage wird wieder mächtig geschlemmt. Wo man schön viel für wenig bekommt? Im Supermarkt um die Ecke natürlich. Praktisch und lecker. Wirklich?
Auf Anke Gröners Blog bin ich über diesen älteren Spiegel-Artikel gestolpert, den ich zwar schon kannte, aber längst wieder vergessen hatte. Schön, dass er immer noch durch verschiedene Blogs geistert. Weil, sehr lesenswert. Guten Appetit.
(…) Woher kommt unser Essen? Was steckt darin? Solche Fragen stellen sich Deutsche nur, wenn Dioxin in Eiern gefunden wird oder Menschen sterben, weil sie Rohkost essen.
Der SPIEGEL ist in verschiedene Discounter gegangen und hat eingekauft für ein zufälliges Menü mit drei Gängen, Massenware für den Massenkonsum. Das Menü kostet 7,19 Euro für vier Personen.
Die Vorspeise: Pilzsuppe.
Der Hauptgang: Nudeln mit Hackfleischsauce.
Das Getränk: spanischer Rotwein.
Die Nachspeise: Waffeln mit Vanilleeis.
In den Regalen der Supermärkte begann die Suche nach einer Antwort auf die Frage, warum der Verbraucher nicht weiß, was er isst. Um die Menschen zu treffen, die die Bestandteile des Menüs herstellen, mussten 89 E-Mails geschrieben werden, und manchmal vergingen Wochen, bis eine Antwort kam.
Die Suche führt aus Deutschland hinaus nach Spanien, Italien, Holland, Belgien und dann wieder quer durch Deutschland, es ist die Reise in eine Welt mit einer eigenen Sprache und mit Regeln, die nur der kennt, der dazugehört. Es ist der Trip in eine Unterwelt.
Wer diesen Trip erlebt hat, wird daraus die Lehre ziehen: Essen schmeckt besser, wenn man nicht weiß, wo es herkommt. (…) Barbara Hardinghaus und Takis Würger, spiegel.de, 6. Juni 2011.