Listen
Bir akşamüstü, yine böyle bir eylül ayında… Aslında tam beş yıl önce bir akşamüstü, Umut şimdi Selma’nın tek başına oturduğu bankın iki yanındaki bankta, yanağını Selma’nın yanağına dayamış, “Beş yıl sonra bu gün ve bu saatte tam bu bankta buluşalım,” demişti. “Söz verelim birbirimize, ne olursa olsun, nerede, nasıl olursak olalım, birlikte ya da ayrı, buraya geleceğiz. Beş yıl sonra bu gün, bu saatte.” O an öyle güzeldi ki, o anla yetinmek insanoğlunun başarabileceği bir şey değildi. Umut heyecanla, gözleri parlayarak konuşuyordu: “Belediye burayı yıkıp, dümdüz edip otopark bile yapmış olsa, şu bakkaliye şans oyunları oynanan bir tekel bayiine, şu berber bir erkek kuaförüne, hatta kuaförü geçtim, bir saç tasarım merkezine, kuru temizlemeci kuru temizleme dünyasına ya da kirli çamaşır hastanesine dönüşse de, beş yıl sonra tam burada buluşalım.”
Güzel bir anı gelecekte yeniden yaşamayı güvence altına alarak elde edilen mütevazı bir sonsuzluk duygusu…
“Ama,” demişti Umut biraz hüzünlenerek, “olur da birimizden biri unutur gelmezse, diğeri muhtemelen kendisini bu koca dünyada yapayalnız hissedecek, sevilmediğini düşünecek ve şu Kasap Gani tabelasını Kasap Cani olarak okuyacak! Yalnızca kederden ağlayacağı, gözleri yaşlı olacağı, bu yüzden tabelayı iyi seçemeyeceği için değil, aynı zamanda unutmak bir cinayet olacağı için.”
Barış Bıçakçı - Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, syf 44.