“Arabayla uzaklaşırken arkanızda bıraktığınız insanların düzlükte ufalarak nokta haline gelip kaybolduklarını gördüğünüz anda hissettiğiniz o duygu nedir? Fazlasıyla büyük bu dünya, bizi ezip geçiyor duygusudur bu; ve vedadır. Ama biz yine de gökyüzünün altında bir sonraki çılgın maceraya doğru koşarız.”

—Jack Kerouac / On The Road

Beat Kuşağı

Beat Kuşağı için ne çok şey söylendi şimdiye kadar. Kerouac, Ginsberg ve Burroughs gibi ‘sağlam’ kurucuları olan kuşağa dair söylenecekler için en iyi kaynak, şüphesiz onların yazdıkları şiirler, romanlar olacaktır! Hele ki, Kerouac’ın yazdıkları çoğu zaman kuşak üyelerinin bir gününün, o günden bir anın detaylı aktarımı gibidir. Beat Kuşağı isimli oyun da tam böyle bir eser. Siren Yayınları, 2005 yılında evrak-ı metrukesi arasında bulunan bu kayıp metni, Kerouac’ın 90’ıncı doğum yılında yayımlayarak bu mühim kuşağı yeniden hatırlamamızı sağlıyor (şayet unutabilen varsa). Kitabı okuduğunuzda söyleyeceğiniz her şey Beat Kuşağı’nı anlatacak, benden söylemesi. Satrancı at yarışı oynar gibi oynayan, ganyan kuponunu ise bir satranç müsabakası gibi derinlemesine düşünerek dolduran insanların hikâyesi Beat Kuşağı. Sırf hava yastığının hissettirdiği coşkuyu yaşamak için duvara çarpan, ters yoldan son sürat ama dostlarıyla el ele koşan adamların öyküsü. İsimler gereksiz aslında. Ne yaptıkları, ne yiyip ne içtikleri de mühim değil. Beat Kuşağı’nın en keyifli tarafı ‘kankalık müessesesi’nin önemini bir kere daha hatırlatıyor olması çünkü. Şarap ve şiirle kahvaltı edip Hayyam’dan dizeler okuyan, at yarışı oynarken hayallere dalan ve dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu bilen insanlara dair keyifli bir kitap!

[Beat Kuşağı / Jack Kerouac / Çev.: Garo Kargıcı / Siren Yayınları / Oyun]

“Ve ben ayaklarımı sürüyerek peşlerine takıldım, hayatım boyunca ilgimi çeken insanların peşlerine her zaman takıldığım gibi. Çünkü benim ilgimi çeken insanlar deli olanlardır. Yaşamak için deli olan, konuşmak için deli olan, her şeye aynı anda ihtiras duyan, hiçbir zaman esnemeyen ya da sıradan bir şey söylemeyen ama gece boyunca meytaplar gibi yanan, yanan, yanan.”

—Jack Kerouac
Loading more posts...