yerken

Tek başına yemek yerken birden çatalı kaşığı bırakıp kafayı masaya gömmek ve ağlamaya başlamak

Yazmak İntiharı Ötelemektir

Henüz lise öğrencisiydim. Lisenin son sınıfındaydım. Deli gibi okuyordum. O zamanlar favori yazarlarım Nietzsche, Flaubert, Dumas, Balzac, Senail Özkan, Schopenhauer idi. En sevdiğim kitap Kostas Mourselias’ın Kızıla Boyalı Saçlar’ı ve en sevdiğim şair Orhan Veli idi. 

Rehberlik hocamın kapısını çalmıştım.
“Hocam” demiştim. “Ölmeyi istemediğim tek bir gün yok.”
Ona saçma gelmişti çünkü içinde bulunduğum koşullar gayetle güzeldi. Anne babamın sevgisi, gayet yüksek ders notları, rahat bir ev, ortalama bir maddi düzeyde refah içindeydim buna rağmen ölümü arzulamadığım tek bir gün yoktu.
Yatağa yatıyordum ve “acaba kendimi nasıl öldürsem?” diyordum.
Yemek yerken yediğim şeylerin boğazıma kaçmasını hayal ediyordum.
Bir yolda karşıdan karşıya geçerken bana arabaların çarpışını gözümde canlandırıyordum.
Uçurumları düşlüyor, derinlikleri hayal ediyordum.
Ölmek isteğine karşı koyamıyordum.
O zamanlar aşık olduğum kadının sevdiği başka birisi vardı ve günün çoğunu birlikte geçirdiğimiz okulumuzda; bana sürekli o adamı anlatır dururdu.
Onun için bir anneydi, bir abla, bir kardeş; serserinin teki olan bu adamı uyuşturucudan, alkolden nasıl kurtardığını yani onu nasıl kendi çocuğu yaptığını anlatır dururdu.
Ben aşık olduğum kadının, aşık olduğu adamın hikayelerini heyecanla anlatışını dinlerdim.
Ölümü arzulamadığım tek bir gün yoktu.
Rehberlik hocamın kapısını çaldım.
“Gir” dedi, içeri girdim, karşısındaki sandalyeye oturdum ve hepsini anlattım.
Her şeyi… Her şeyi.

Bana dedi ki; “yaz bunları”.
“Aklına ölüm gelince, hemen kağıdı kalemi al ve yaz”

O günden beri, yazarak intiharı öteliyorum.
Blogumun mottosu da bu yüzden “yazmak, intihari ötelemektir”.

Carpe.

instagram

#güvercinler #serçeler #yemek #yerken 😄😄😄😄🐦🐤🐦🐤🐦🐤🐦🐤 #çiftasfalt

6

Nowreading:İbn Hazm/Güvercin Gerdanlığı. Şu köşede şöyle yazıyor “Bir elma yere düştü, düşüşü seni üzdü, onu kesip yerken büyük bir zafer kazandığını iddia eder misin ? ”

Watch on biokuderim.tumblr.com

#sevoş #limon #yerken #baby @duygu0913

o yerle yeksan günümde, toprağın altındaki solucanlarla haşır neşir
bir et yığını olduğumda, gerçekten yerle bir olduğumda,
baktığınız her fotoğrafımda önceden farketmediğiniz bir şey olacak. 

sürekli böyle konuşuyorum,
yemek yerken diş fırçalarken 
ve domatesleri doğrarken
sürekli kendimle konuşuyorum,
kendime hak veriyor ve sonra,
yaşımın annesi olmuşum gibi kendimi azarlıyorum.
kendimle sürekli böyle konuşuyorum.
ayağımın teki soğuk fayansı ısıtmış, diğeri dizime sabitlenmiş,
dengemi kurmaya çalışırken orada, kendimle hep içimden konuşuyorum.
ben yine hangi bitmiş savaşa karşı cephe alıyorum.

bende bir şey vardı usulca oturan, hemşirenin elindeki listede adı olan,
ve ancak seslenildiğinde bakan, adım öyle miydi benim.
adını duyduğun hemşire ağzı, okumayı söktüğün mavi reçete kenarı a-n-n-e.
o günlerden bu günlere gelen güya benim, oysa orada çakılı kaldım.
ellerim çakıldı, ayaklarım çakıldı ve gözyaşımın hatrı.
oyuncaksız oyunlar, serum şişesindeki beyaz sıvı, kimin önce bitecek acaba.


- ben görüyorum, diyor. ve devam ediyor. ben sende neleri görüyorum bilsen.
duymuş olamaz, ölümce konuşuyorum. ve onun ağzına hiç alışamıyorum.
yılların tepiştirdiği ve her kelimesinde yatağa gömüldüğüm, o ağız,
hafızamın lanetine tanık, o ağız, gün ay yıl hepsini hatırlatan beynim,
ellerimi dizlerime, gözümü ağzına sabitliyor. yıllar geçiyor, ekmekler artıyor, bayatlıyor, mutfağın rengini değiştiriyor annesi, etek boylarımı ve kırmızı rengini hiç sevmiyor.
yıllar geçiyor, onu sevmediğimi, onun ağzından öğreniyorum. işte bu yüzden ağzına hiç alışamadığım o adamın tek cümlesi, yılların kenarından bir okla beni hastane odasına hapseden kaderin kenarından bir pencereyi açmış, sanki biliyor, gerçekten biliyor.
hakkımda daha fazla şey biliyor olmasından çok korkuyorum.
 - fotoğraflarında acınla beraber çıkıyorsun.

evden çıkmadan önce çöpü kucaklıyorum. 

bugün gittiğim bi yerde bana tutulan kuru pastalar içinden yer fıstıklı şekilli değişik bi şeyi seçtim. bi ısırık aldım. “bundan bana iki kutu sar kızım” dememek için kendimi zor tuttum. yemeye devam ettim. yiyordum ama ne yediğimi bilmiyordum. ne yediğimi bilmedikçe iştahım daha da artıyordu. bu belirsizlik beni çılgına çevirmişti. nefes alamaz duruma gelince kayısı aromalı meyve suyumun pipetine sarılıyordum. neyse ki bitti. biraz buruktu içim. konuşulanları dinlemeye başladım. bi yandan da neydi o yediğim ya sorusu kafamı meşgul ediyordu. neyse sohbet muhabbet. kafamı eğdim. bir de ne göreyim. çantamda büyük bir kırıntı. yerken düşmüş olucak. parlıyo resmen. ışıl ışıl. elimi bir bukalemun dili hızında kullandım ve kimseye farkettirmeden ağzıma attım. o parça artık ait olduğu yerdeydi. midemde.

       küçüklüğümden beri beyaz çikolatayı dışladım. çikolata dediğin kahverengi olurdu, beyaz da neydi? neydi ulan? “beyaz çikolata” benim için iki zıtın bi araya getirildiği saçma sapan yenilebilen bir sıfat tamlamasıydı. beyaz çikolata yiyen insanlara kötü gözle bakar onları bulunduğum ortamda istemezdim. beden eğitimi dersi için soyunma odasına gittiğimizde nöbetçiysem beyaz çikolata yiyen arkadaşlarımın yere düşen hırkalarını kaldırmaz üstünde zıplamaya meyillenirdim. konuşurken ağızlarında eriyen beyaz çikolata onları yeni kusmuş bebek gibi gösterirdi. beyaz çikolatalı gofretse hayatımda gördüğüm en ciddiyetsiz şeydi. onu yiyen bi insanın hayata katabiliceği hiçbi şeyi, ümmete vericeği hiçbi faydası olamazdı, ütü masasını katlarken feci bi şekilde can verse acımazdım. (not: ütü masası kapatma işlemi sırasında ölen genç kızların sayısı hiç küçümsenicek gibi diyil. bir nesil ütü masasını kapatırken yitip gitti. bu başka bi parantezin konusu. kapa parantez) beyaz çikolatayı seven insanlar gaz odasına atılıp gıdıklanmalıdır filan yani. diyordum. taa ki otobüsün birinde kendimi beyaz çikolatalı gofret yerken bulana kadar. hıtır hıtır yiyordum. yedikçe bi değişik bi şey oluyordum. ulan bana noluyordu. üzerime düşen beyaz kırıntıları işaret parmağımla pıt pıt alıp yeme isteği hasıl oldu. bu beyaz mükemmelliğin hiçbir zerresi israf edilmemeliydi. reklam boyu kendi kendine konuşup intens arayan kadın gibi manyak manyak konuşmaya başlamıştım. düğmeye bastım. inip sarı beyaz sarı beyaz şeklinde bölümlendirilmiş kaldırım kenarlarının beyaz kısımlarını kemirmek suretiyle kendimi teskin ettim.