Kötülük kibarlıkla taçlandırıldığında, şeytani bir tören, en keyif verici haline bürünür.
—  Amberyl 
Şimdi acayip utanç verici bi anımı anlatıcam (utanmadan). Liseye yeni başladım, çömezim eziğim falan bi bok bilmiyorum. Benim hoş bulduğum bi çocuk vardı. Çocuk kantin sırasındaydi(slm cnm ck ttlsn), ve iki ayrı sıra vardı, bilerek çocuğun arkasında sıraya girdim. Tabi işte çocuk bişeyler aldı, sonra bana döndü, uzun uzun baktı bende içimden ehüehüehe diye gülüyorum ama ona bakmıyorum. Sonra bu arkadaşlarının yanına gitti "Kız bilmiyo..." gibisinden bişiler söyledi duyamadım. Bende malım tabi anlam çıkarıyorum "ooooo bana baktı" falan diye. 2 gün sonra öğrendiğime göre orası erkekler için ayrı kantin sırasıymış:dddd çocuk ondan "Kız bilmiyo..." demiş.dddddddd

"Penguins mate for life." - Malia

It’s been a year since she gave me these two. I knew when I was ready I’d give one of the penguins away to someone who was more than a date; my penguin mate.

Today I gave the male penguin to my significant other, Jason (vericis.tumblr.com). He’s been such a good friend for a while, and he truly is the most important person in my life. (Not just saying because he’s my boyfriend, I’ve cared about him for much longer than that.)

May we always be together, whether it be a relationship or bffs~ /heart

‘Eğlenceli’ dizilerin mumla arandığı beyazcamda yazın tartışmasız yıldızı ‘Ulan İstanbul !’ Yaren’i, Karlos’u, Servet Abi’siyle kendini sonbahara atabilen ender işlerden. 

Dizisinin Ferdi’si Kaan Yıldırım’la ‘aziz’likten ‘ulan’ mertebesine gerileyen İstanbul’un hikâyesini ve onun ekrandaki yolculuğunu konuştuk. 

Mutfakta nasıl, romantik bir yemek deyince aklına ne geliyor, şimdiki zamanda aşk deyince ne düşünüyor? İşte ekranın çok sevilen ama az bilinen yıldız adayı Kaan Yıldırım’ın hayatından anekdotlar. 

Ulan İstanbul fırtınası yaz döneminden sonbahara taştı. Bu başarı ekibi mutlu ediyor mu?

Etmez olur mu, dizi çekmek ciddi bir emek işi ve bunun karşılığını almak tabi ki mutluluk verici. Biz başlarken bu işin farklı bir tadı olacağına ve seyircinin de böyle düşünmesi bizi çok sevindirdi. 

Dizi kendi içinden birçok fenomen çıkardı. Siz en çok hangi karakteri izlemekten keyif alıyorsunuz? 
Hepsinden ayrı keyif alıyorum ancak tabi ki Zihni Göktay’ın canlandırdığı Servet karakterini izlemek birçok açıdan farklı bir lüks… 

Londra’da Pazarlama eğitimi aldınız sanırım. Oyunculuk macerası nasıl başladı? 
Kafamın bir yerinde hep duran bir şeydi aslında.. Başka bir sektörde çalışırken hiç mutlu olamadığımı fark ettim. Bunun üzerine oyunculuk üzerine eğitim almaya başladım. Hazır hissettiğim zamanda audition’lara girdim çeşitli projeler için. Kayıp dizisiyle bu süreç başlamış oldu. 

Kaan Yıldırım’ın hikâyesinde ön planda olan şehirler hangisi? 
İstanbul, Londra, Prag. 

‘Ulan İstanbul’ ismine bakışınız nasıl? Geçtiğimiz bölümlerde Uğur Polat’ın ağzından eskiden Aziz İstanbul diyorduk şimdi bizi kızdırdığı için ‘Ulan istanbul’ diyoruz dediğini duyduk. 
Proje için çok doğru seçilmiş bir isim olduğunu düşünüyorum. Onun dışında gerçek tarafından bakarsak zaten Uğur abi gerekeni söylemiş. Bize onaylamak düşer. 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olsanız ilk icraatınız ne olurdu ‘Ulan İstanbul’ dememek için? 
Trafik sorunu için bir şey yapardım demek isterdim, ama Japonlar bile biz çözemeyiz demişler. (Gülüyor) 

Elimizin hamuruyla mutfağa doğru gitsek, mutfakla arası nasıl acaba Kaan Yıldırım’ın? 
Hiç gitmesek daha iyi (gülüyor) Bildiğim en iyi şey menemen yapmak… 

Romantik bir akşam yemeği deyince aklınıza ne geliyor? 
Valla hiçbir şey gelmiyor.. Karşımdakiyle sıkılmadan sohbet edebilmek fazlasıyla yeterli benim için. 

İstanbul bir yemeğe benzese peki? 
Çok net: Türlü 

Tekrar diziye dönecek olursak, Zihni Göktay’la aynı seti paylaşmak nasıl bir duygu. Gerçi o genelde pencereden eşlik ediyor size ama. 
Pencereden de olsa kapıdan da olsa onunla çalışmak büyük şans.. Canlı izlediğimiz her sahnenin ardından alkışlamak geliyor içimizden ve zaten alkışlıyoruz. İyi ki var… 

Ferdi karakteriyle aranız nasıl? Size benzeyen yönleri var mı? Epey bir hayranlık ve beğeni mesajı okudum sizle ilgili gülümsemenize de özel bir parantez açılıyor Bu beğenilme mevzusuyla aranız nasıl? 
Ben Ferdi karakterini çok sevdim, kendimle hiç kıyas etmedim ama elbet benzeyen ve benzemeyen yönleri vardır. Ben gerçekte daha dışa dönük, daha konuşkan biriyim. Ferdi daha ağır biri. Gerektiğinde o kadar sert olabilmesine rağmen, yeri geldiğinde şiir yazacak kadar duygusal bir yapıya sahip. Ben kendimi şiir yazarken hayal edemiyorum bile. Beğenip beğenilmemeye kafa yormak yerine işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum ve kafamı oyunculuk zerine yormaya yoğunlaştırıyorum. 

Huzur’un İstanbul’dan uzak bir sahil kasabasında bulunan bir şey olduğuna inanıyor musunuz? 
Sahil kasabası üç gün huzur verir ama İstanbul’a alışmış birine asla uzun vadede huzur veremez diye düşünüyorum.. İnsan huzuru her yerde bulabilir yeter ki bulmak istesin. 

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a gelse en çok neye şaşırırdı sizce? 
Kalabalığa… 

İstanbul’da bir semt seçmenizi istesem, hangisini tercih edersiniz? 
Her semtin kendine has özellikleri var, ben hiçbir yere çok bağlanamıyorum, bugün başka bir yer söylerim yarın başka… Ondan net bir cevabım yok. 

Futbolla ilgiliniz var mı? İstanbul’u hangi renkleri size daha cazip geliyor? 
Sarı ve lacivert. 

Biz izlerken keyif alıyoruz, çekimler nasıl geçiyor? Aklınızda kalan çekimi eğlenceli bir sahne var mı? 
Abartmak istemiyorum ama nerdeyse biz her çektiğimiz sahnede eğleniyoruz, hem işin yapısı hem de ekiptekilerin yapısı ve birbiriyle aynı frekansta olması bunda büyük etken.. 

Diziye ve size hayran olanlar İstanbul’un nerelerinde vakit geçirseler sizi görme imkânları olur? 
Evlerinde televizyon başında (gülüyor) ben biraz evcimen biriyim, bu aralar çok yoğun çalıştığımız için boş kalan zamanımın çoğunu evde geçiriyorum. 

'İlk aşk' deyince aklınıza ne geliyor? 
Bir çift mavi göz. 

Şimdiki zamanda aşk deyince? 
Sabun köpüğü. 

Yüz yıl sonra biri, bir yerde sizi anlatan bir kitabın kapağını aralasa, giriş cümlesinde ne yazsın isterdiniz? 
Aklınız biraz karışacak… 

Kendime Not: Dileyeceğin özürleri bahaneler ile kirletme. Kısa ve net bir “Özür dilerim” ile uzayıp gidecek bir “Özür dilerim ama..” arasındaki farkı unutma, işin içine “ama” karışacaksa o cümleye özür ile başlayıp dileyeceğin özrün huzur verici değerini bulandırma.

filmekimi 2014 önerileri

Filmekimi yine dünya festivallerinin ödüllü filmlerini bohçasına doldurdu geliyor. Festivalde toplam 43 film seyirciyle buluşuyor. Merakla beklediklerimizin de ötesinde heyecan verici bir program var. Ben her zaman olduğu gibi işinizi kolaylaştırmak için iki ayrı liste hazırladım. İlki biletinizi alıp göğsünüzü gere gere sinemanın yolunu tutabileceğiniz, mutlaka görülecekler listesi. Afişin altındaki ikinci liste ise zamanı ve bütçesi elveren, biraz da sürprizlere açık olanlar için ayrıca görülecekler listesi.

(İlk listede bir filme yıldız koydum fark ettinizse. Zira bu bir Godard filmi! Tanımayan boş bulunup gitmesin de aramıza kara kedi girmesin.)

İKSV'ye teşekkürler; hepinize iyi seyirler…

  1. Çocukluk (Boyhood) 
  2. Dile Veda (Adieu Au Language) *
  3. İki Gün, Bir Gece (Deux Jours, Une Nuit) 
  4. İnsanları Seyreden Güvercin (En Duva Satt På En Gren Och Funderade På Tillvaron)
  5. Kirli Para (The Drop) 
  6. Leviathan 
  7. Mommy 
  8. Palo Alto  
  9. Timbuktu
  10. Turist

image

  1. Beyaz Tanrı (Fehér Isten)
  2. Buz, Kar ve İntikam (Kraftidioten) 
  3. Çile (Kreuzweg)
  4. Dingin Sular (Futatsume No Mado)
  5. Issız Toprak (Young Ones)
  6. İnsan Sermayesi (Il Capitale Umano) 
  7. Karda Bir Beyaz Kuş (White Bird In A Blizzard)
  8. Mezara Kadar (Kkeut-kka-ji-gan-da)
  9. Whiplash
  10. Yıldız Haritası (Maps To The Stars)
Islak Odunla Dövülmek İstenen 9 Çizgi Film Karakteri

1. ”Tweety”

Herkesin aslında dişi olduğunu  düşündüğü ama gerçekte erkek bir kuştur. Kuştur ama eline kalın bire meşe odunu alıp girişsen içinin acımayacağı türden bir kuş. Sinir bozucu, rahatsız edici, cırtlak sesli, ballı bir kuştur. Hiçbir becerisi, sevimliliği, keyif verici yanı olmamasına rağmen, sırf Sylvester’ın beceriksizliği yüzünden yıldızı parlamış bir hayavanattır. 

Büyükannesi, köpeği, mafyası hep bu kuşu korumak için çalışırlar. Yahu kuşa gösterdiğiniz emeğin 10’da birine Sylvester denen garibanı kırk kere doyurursunuz, ama ilgilenen yok. Varsa yoksa bu kuşu sağlıklı, güzel bir hayat sürsün. Kafesinde yemi, suyu eksik olmuyor. Ama açlıktan kırılan Sylvester bunu yemeye çalıştı mı “tu kaka” oluveriyor. Yahu madem bu kuş bu kadar kıymetli, kedi yiyecek diye ödün kopuyor, e kediye de bir tas mama versene? Önüne bir kap su koysana hayvanın? Akşama kadar elinde süpürge Sylvester kovalayacağına, be gerizekalı, hayvanın karnını doyursana?

Tweety denen hayırsızın, işe yaramazın ne faydasını gördün? Cik cik demekten başka sana ne verdi ki onu korumak için koskoca, canım kediyi helak ediyorsun? Ben eminim ki Tweety pek çok insanın “köşeye kıstırılacaklar” listesinde tartışmasız bir numara. Onu bir numaraya yerleştiren de büyükanne denen, yaşlı başlı vicdansızdır. Kuşu koruyacağım diye, elinde süpürgeyle Sylvester’ın kıçına kıçına vuran zalimdir. Bir kilo kuru mama kaç para lan Allahsız!?

2. ”Road Runner”

Bugüne kadar hiçbir çizgi film karakterine beddua edecek kadar alçalmadım, ama şu road runner denen garabeti ne zaman görsem, inşallah seni tez zamanda çıtır çıtır yerler demekten kendimi alamıyorum. Bu nasıl bir gıcıklık, bu nasıl rahatsız edicilik, bu nasıl bir terbiyesizliktir anlayabilmiş değilim. Acaba yaratıcıları bu karaktere bakıp “çok iyi ya” diyorlar mı? Bundaki, affedersiniz, şerefsizliği göremiyorlar mı? 

Çocuklara öğrettiği zerre bir şey yok. Bip bip demekten başka bir numarası yok, hızlı koşuyor olması dışında bir özelliği ,bir becerisi, bir kabiliyeti yok. Benim sevgili Cayote’m canını dişine takıp çalışırken, icatlar, planlar yaparken bu sadece “bip bip” diye seyrediyor ve Allah’ın cezası, dolandırıcı ACME şirketinin sattığı bozuk mallar yüzünden Cayote’nin canı yandıkça bu keyifleniyor. Şimdi söyleyin bana ya, bunun kadar zalim, acımasız, boş gezen, yeteneksiz bir çizgi film karakteri daha var mı? 

Rüyalarımda Cayote ile birlik olup, kaç defa yedik bunu bilemezsiniz. O kadar sinir oluyorum ki bu kuş mudur nedir bilmediğim yaratığa elimden gelse tank tüfekle çizgi filme dalıp, bunu tutup Cayote’ye yediresim var. Bu yaratığın çocuklarımıza öğreteceği boş gezmek, bala g.te yaşamak, emek hırsızlığı, vb. şeyler dışında ne olabilir ki? Sonra kızınca biz suçlu oluyoruz. Ha gayret Cayote, yiyeceğiz bu iblisi! ACME sen de akıllı ol, parasını alıyorsun adam gibi mal ver, terbiyesizlik yapma!

3. ”Gözlüklü şirin” ya da nam-ı diğer “bilgin”

Yalakalık bunda, Dunning Kruger sendromu bunda, ukalalık, bilgisizliğe övgü bunda. Sözüm ona gözlük taktığı için ahalinin bilgin dediği ama zerrece bilgi barındırmayan kafa bunda. Her şeye yetiştirecek bir lafı, ukalalığı var ama iş çalışmaya, üretmeye, aydınlatmaya gelince ortada olmayan da bu. İşi gücü Şirin baba yalakalığı ile bir yerlere gelebilmek. Yani bir kere olsun bu denyoyu, Şirin babadan bir şeyler öğrenirken gören oldu mu? Şirin babanın verdiği bir işi adam gibi becerdiğine şahit olan var mı? Yok.

Ama adı Bilgin! Buna o ismi kim verdi, o payeyi kim verdi bilmiyoruz. 99 şirinin, 99’unun da bundan ölesiye nefret ettiğinden eminim. Şirinler’in yapımcıları “Şirinler köyünde cinayet” diye bir bölüm yapsalar ve o bölümde Bilgini birisi öldürse kimse çıkıp da kim öldürdü demez. Gargamel sadece Bilgin’i kaçırıp yiyecek olsa, bir kişi sesini çıkarmaz. Çünkü herkes bunun iş bilmezliğinden, beceriksizliğinden, Şirine’ye yazma çabalarından, akılsızlığından, cahil cesaretinden bıkmış durumda. 

Çizgi film aleminin tam dayaklık en güzel karakterlerinden biri kendisi. Sınıftaöğretmen bir şey var mı dediğinde “ödev vermiştiniz hocam” diyen tip bu. Kaldı ki o ödevi de anne babasına yaptıran tiplerden. İnek desen değil, hayta desen değil, çalışkan desen değil, arada, silik, ezik, affedersiniz, piç tipin teki. Gargamel’in seni yediği gün bayramım olacak!

4. ”Bugs Bunny”

Avcı domuzun bu arkadaşı vurup pişirdiği gün şu topraklar üzerinde birçok insan evladının bayram edeceği gündür. Ben böylesine piç bir çizgi karakter görmedim, tanımadım arkadaş. İnsan bir çizgi film karakterinden bu kadar tiksinebilir mi, normal mi bu? Bir şımarıklıklar, bir bilgiçlikler, bir en iyi benimlikler, bir harikayım ben tavırları. Hayır bir avcı da öldürüp yiyemiyor bunu. Buna karşı yapılan bütün planları hiçbir şey yapmayarak boşa çıkarmasını beceriyor ne hikmetse. 

Avcı domuzdan yana hiç umudum yok ama şu kızıl sakal mı nedir, o karakter bunu çok rahatlıkla bertaraf edebilir ama yazar takımı buna bir türlü yanaşmıyor. Yahu havuç yemekten başka bir numarası olmayan, saçma sapan ayak oyunları ile rakiplerini telef eden bu yaratığa kim dur diyecek? Allah aşkına yetmedi mi bunu millete yaptığı eziyetler? Hele bir “Arkideş” deyişi var ki, inanın ACME’den roket alıp üstüne salasım geliyor. 

Bu karakterin çocuklara verdiği hiçbir şey yoktur, onları sinir hastası etmekten başka bir b.ka yaramayan, hasta ruhlunun tekidir. Çocuğum ayak oyunları peşinde koşan, terbiyesiz, karaktersiz, kişiliksiz biri olsun istiyorsanız bunu izletin. Çünkü bu dediklerimin hepsi bu yaratığın üzerinde toplanmış. Tavşandan tiksindirdi beni!

5. ”Richie Rich”

Çocuk mocuk demeden insanda kafa göz dalma isteği uyandıran, gösteriş budalası, parayla her şeyi yapabileceğini zanneden, o kadar paraya rağmen giyinmesini bilmeyen, çevresindekilere bir pislik gibi davranan Richie de bu listede yer almayı hak ediyor. Hiçbir işini kendi başına beceremeyen, parası olmasa hayatta hiçbir şey elde edemeyecek olan, zayıf karakterli, sinir bozucu bir tip Richie. Büyüdüğü zaman Ali Ağaoğlu ile Reza Zarrab arasında bir yere denk gelen kişiliğe sahip olacağı çok açık. 

Her malının üzerine dolar işareti işleten, köpeğine bile dolar adını veren birinden ne bekleyebiliriz ki? Babası ile aynı saç modeline sahip, helikopterden inip, yata binen, iki adımlık yola uçakla giden, robot hizmetçisi İrona’yı köleden beter etmiş bu ezik ruhluya daha başka ne diyebilirim ki? Alacaksın eline kızılcık sopasını, “Dolar sen geride dur oğlum” deyip girişeceksin buna. Sen terledikçe İrona sana su getirmezse ben de adam değilim.

6. ”Winnie the Pooh”

Bütün işi gücü arıların bin bir emekle yaptığı balları yemek olan, insanlarla sözüm ona dostluk kurmuş, orman çevresi geniş, ama ruhu dar ayıcık. Çizgi filmdeki, Tigger, İyor, tavşan ve hatta piglet bundan kırk kat iyi karakterlerken nasıl olmuşsa baş rolü ele geçirmiş, çizgi filme adını vermiştir. Christopher Robin ile olan yakınlığının bunda payı büyüktür eminim ki. 

Zaten işlerini hep gizli saklı yapan, saman altından su yürüten enişte tipi var bunda. Ses tonu bile insanı sinir etmeye yetiyor. O poğaça ellerini binlerce arıcığın yaptığı balla dolu kavanoza daldırıp daldırıp yalamıyor mu aklım çıkacak gibi oluyor. Göstersenize bize bu Winnie denen ayı bozması o bal kavanozlarını nasıl dolduruyor? Zavallı arıcıkların bin bir emekle, çabalayarak yaptığı balları kovanlardan nasıl aşırıyor göstersenize bize?

Ama gösteremezsiniz, Winnie denen canavarın gerçek yüzünü bize asla gösteremezsiniz. O Christopher’in biricik ayısı öyle değil mi? Dost canlısı, sevimli, akıllı, mini minnacık bir ayıcık… Yesinler! Arkadan vuran, sinsi, iki yüzlü zalimi bize böyle pazarlıyorsunuz ya size de bravo valla, koca bir bravo!

7. ”Boris” Caillou’nun babası

Çocukların hayran olduğu Caillou’nun babası, ismi Boris’tir. Eşinin ismi ise Doris’tir. Boris ve Doris, Bonnie ve Clayde gibi ama çok daha naifleri. Rus göçmeni bir Kanada ailesi diyeceğim ama Rosie’nin saç rengine ve oturdukları evin acayipliğine bakılırsa ailemiz daha bir İrlanda göçmeni gibi durmaktadır. 

Bu adamın bence işi gücü yok! Akşama kadar evde çocuk bakıp ortalığı topluyor, yeri geliyor bakıcı bulup eşini yemeğe çıkarıyor, esprili, güler yüzlü, sinirleri alınmış bir insan. Caillou belki bundan olabilir ama ben şahsen Rosie’nin bu adamdan olduğuna inanmıyorum. Gerek saç rengi, gerek tipi, girişkenliği falan kesinlikle Boris’ten değil. Demem o ki bunun ensesine vur ağzından lokmasını al. 

Bazı bölümlerde işe gittiğini gördük ama bence işe gidiyorum diye çıkıp parklarda falan dolanıp eve geliyor. Çünkü haftanın bir günü, o da yarım gün gidilen iş nedir Allah aşkına? Hayır belli ki Doris’in de işine geliyor ki bu durum hiç ses etmiyor. Kesin Doris’in bir sevgilisi var yoksa asgari 6-7 yıldır evli olan bir çiftin hala birbirinin ağzının içine bakıyor olması hayra alamet değil, kesin başka türlü rahatlıyor bunlar.

Neyse Boris iyi güzel hoş adam da hiçbir elektriği, enerjisi yok, sinirleri alınmış, çocuk evlerini başlarına yıksa, oradan bir ders çıkarıp öğüt veriyor. Sayesinde biz çoluk çocuğumuzun gözünde sinirli, gergin, kötü baba oluyoruz. Varsa yoksa Caillou’ya ders versin, parklarda sürtsün bu. İdeal baba tipi olarak çizilmiş ancak evinin avlusunda ıslak meşe odunu ile dövülmelik biri olup çıkmıştır. Bir bölümde Caillou mutfağın altını üstüne getirmişti, bu bir güldü bir eğlendi, eve dalıp vileda sapıyla dövesim geldi. Komik olan ne gerizekalı?

8. ”Barney Moloztaş”

Bazılarınız Taş Devri’nin Barney’sinin bu listede ne işi olabilir ki diye düşünebilir. Ama Barney bu listeye birinci sıradan girebilecek kadar dayaklık bir karakterdir. Bir kere kişiliksizdir, Fred gibi bir yarmanın yanında bile kendini göstermeyi beceremeyen, cehalete sürekli prim veren, çok rahatlıkla müdür olabilecekken, Fred’e uyup üç kuruş maaşa talim eden, kısa boylu ruhsuz, denyonun tekidir. 

Kendini öne çıkarmaktan ısrarla kaçınan, Fred’in yaptığı aptallıklardan sürekli çekmesine karşın sesini çıkarmayan, istediği hayatı değil de, mecbur kaldığı hayatı yaşamayı içine sindirebilen bir karakterdir Barney. Bütün bu yönleriyle temiz bir dayağı kesinlikle hak etmektedir. Bir kere olsun, Fred’e “kes sesini” diyebilseydi, o mahalleden taşınacak yüreği olsaydı, aklını kullanıp iyi bir işe girseydi bugün çok farklı bir Barney ile karşı karşıya olurduk. Ama o sözüm ona “dostluğu” tercih etti ki, dostluk da Fred Çakmaktaş’ın dostluğu, sürekli Barney’nin kaybettiği, sürekli hiç kimsenin kazanamadığı bir dostluk. 

Gerizekalısın Barney, ama hak ediyorsun bu yaşamı sen!

9. ”Jerry”

Merak etmeyin, dayak atılmalık en önemli karakteri unutmadım! Günde üç öğün, yarım saat dövülmesi gereken Jerry terbiyesizi aklımdan çıkmadı. Suratındaki o insanı rahatsız eden gülümseme, müthiş planlardan sırf şans eseri kurtulma, kendi yetmezmiş gibi sürekli eve yeğen, amca, kuzen, eş dost hısım akraba doldurma, vb. hareketleriyle insanı çileden çıkaran Jerry dayağı en çok hak edenlerden. 

Ama Tom da çok başarılı bir karakter olmadığı için Jerry’yi bir nebze olsun sindirebiliyoruz. Eğer Tom yerine mesela Sylvester olsaydı orada, Jerry her gün dövmemiz gerekenler listesine kafadan girerdi. Hatta o suratı görünmeyen, sürekli Tom’a eziyet eden kadını korkuttuğu için Jerry’ye sempati besleyenleriniz bile olabilir ama olmasın. Sırf suratına kondurduğu o gıcık gülümseme için bile Jerry saatlerce dövülebilir.

"Safinaz"

Kadına, çizgi film bile olsa el kalkmaz diyerek kendisini listeye almadım ama işvesi cilvesiyle, sürekli iki adamı birbirine düşürmesiyle, Kabasakal’a iş atıp, ardından Temel Reis beni kurtar! diye yakınmasıyla Safinaz da hiç yabana atılır bire dayaklık değil!

Enis Batur’dan ilhamla, görür müyüm bilmem ama, bundan otuz yıl sonrası için Özel Ansiklopedimi yazmaya başladım. Bir dolmakalemi mürekkeple, sonra da bir defteri kendimle doldurmak… Düşüncesi bile heyecan verici.
*
“Zemberekkuşu’nun Güncesi”, Murakami’nin büyülü gerçekçi romanlarından biri. Okunacak dünya kadar kitap varken niye gidip 700 sayfalık bir kitap seçtim yine bilmiyorum ☺️ genelde uzun kitapların ardından ince kitaplarla zihnimi dinlendirmeyi tercih ederim aslında ama bu defa böyle oldu 😁 herkese iyi okumalar!

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video