#GRACIASPORTODORUBEN

Si supieras lo mucho que me has ayudado, en el momento más oscuro fuiste el único que me saco una sonrisa, el único que me pudo ayudar de un foso sin salida.

Me encanto poder conocerte, abrazarte, hablarte, y “hacer cosas nacis” en la ingame, valió la pena, aunque nunca pude decirte lo mucho, mejor dicho MUCHÍSIMO que me ayudaste, se que puedes estar por un mal momento, pero nosotros los que te apreciamos y apoyamos siempre estaremos ahí incluso cuando nos digas adiós, porque estas marcando en nuestras vidas 

Gracias por todas las sonrisas que me has sacado Ruben :D!

Camminano uno lontano dall’altro, perché l’orgoglio è troppo e blocca i primi passi.
Lei gli si avvicina e lui fa lo stesso.
Il ragazzo timoroso le prende delicatamente la mano, mentre lei gliela stringe forte, quasi come fosse un aggancio grazie al quale salvarsi.

Lei si ferma di colpo, lui si gira, veloce, e la bacia, la bacia piano ma con grande passione, il bacio che le serviva per capire che lui c’era ancora.

Il ragazzo allora stacca le labbra e le parla, piano
“Ti ho sempre detto che sei un problema, un grande problema”

Lei fa una smorfia, non capisce

“Sei un bel problema però, ne vali la pena.
Sei il mio casino, e non lascerò che nessun altro se ne occupi, piccola mia”

Segue un silenzio che significava tutto, lei non parla, non parla mai in questi momenti, preferisce un abbraccio lungo, forte, che sappia dire tutto senza bisogno di dire nulla.

Il vento della Sera sussurra i suoi pensieri
“Ti amo”
Dice.

Mevlânâ hazretleri, Mesnevi’de kötü huyun insanın nefsine ve çevresine nasıl bir eziyet yaptığı hakkında şöyle bir hikaye anlatır:
Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker.
Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur.
Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder.
O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder.
Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der:
“Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.”
Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder. Mevlânâ, hikayenin bu kısmında bir işi yarına ertelerken zamanın su gibi akıp gittiğini söylüyor ve;
“Her gün sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama günler geçip gittikçe o dikenler daha da kuvvetleniyor.
Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüyor. Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil.
O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı. Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı.
Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin. Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun. Sen şu dikeni gül fidanı haline getir.
Gül fidanı ile onu aşıla. Böylece sendeki dikenler gül fidanı haline gelsin. Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan, ateşin gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.”
—  Mevlânâ, burada nefsinin kötü arzularına düşmeyi dert edinmeye dikkat çekiyor ve diyor ki:
“Nefsinin ateşi söndüren sonra,
gönül bahçesine dikersen biter. Laleler, ak güller, güzel kokulu çiçekler yetişir.
Sözün kısası; işini yarına bırakma”
Avete presente il profumo che resta addosso dopo un abbraccio inatteso? E il sorriso che si forma sulle sue labbra dopo un bacio senza preavviso? E dormire abbracciati sperando che la notte non passi mai? Ecco, credo che siano questi i momenti che ricompensano tutti i tormenti passati, le delusioni, le botte e i lividi. Sono questi che rendono vera la frase ‘ne è valsa la pena’
—  sonoquichetiaspetto | tumblr
Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video