youtube

Güller sayılı hiç şaşmaz

Akar gider soru sorulmaz

Senin yerine hiç kimse dolduramaz, dolduramaz

Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz, yazan çıkmaz

Seni birazdan ay batarken anacağım
fakat unutma ki yaşamak
sonsuz bir tatla onarıyor
hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı..
 
Nihat Behram

Sisäasiainministeriö on tehnyt tutkimuksen – –, jossa on selvitetty, että naiset, joilla on etninen vähemmistötausta, he kohtaa Suomessa tosi paljon seksuaalist häirintää, väkivaltaa kaduilla, parisuhtees, joissa tekijöinä eivät ole rodullistetut tai siirtolaistaustaiset miehet vaan ihan valtaväestöön kuuluvat. Mikset pidä tästä meteliä? Perussuomalaisten riveissä oli se kunnanvaltuutettu, joka halus antaa mitalin miehelle, joka ampu pizzeriassa nuoren siirtolaistaustasen miehen. Sillon sun ääntä ei kuulunu missään, sä et blogannu, sä et ollu huolissas siitä kasvavasta väkivallan kierteestä, joka johtuu rasismista, joten mitä tää tarkottaa, että sillon kun väkivallan tekijänä on joku yksittäinen maahanmuuttotaustainen tai siirtolaistaustainen tyyppi, niin sä olet tosi huolissasi, mut silloin ku se on valkoinen, sun rotubiologiseen – – määrittelyyn sopiva suomalainen, ni silloin siitä ei sit tarvitse puhua?
—  Maryan Abdulkarim kansanedustaja Tom Packalénille (ps.) rasismista ja väkivallasta Radio Helsingin lähetyksessä 13.10.2014.

Maailma ei vittu toimi siten että ensin naurat jonkun identiteetille, olemassaololle, ihmisryhmän stereotypialle tai yleensäkään millekään johon se ryhmä ei vittu vaikuttaa ja sitten toteet “minä hyväksyn kaikki” no et vittu hyväksy, sillon sä haluut vaan ajatella että oot hyvä ihminen voidakses henkisesti taputella ittees olalle.

Jos sä katot jotain vitun South Parkkia ja naurat “hahahaa transsukupuolisia/homoja/juutalaisia/tummaihoisia!” niin sä et ole avoinmielinen vaikka väität olevas, sillon sä oot tekopyhä mulkku.

Aldım sigaramı, çakmağımı ve yaşıtım kül tablasını, Geçtim masanın başına. Yazılar akıp giderken bazı sayfalarda savrulan sigara külleri iz olarak kaldı. Son sayfasını da okuyup kapattığımda balkona çıkıp derin bir nefes aldım ve bu kitabı birilerine anlatmak istedim. Ruhsal betimlemeleri ağır bastığı için okurken hissettiğim şeyleri anlatırken başkalarına hissettiremeyeceğimi düşünerek yazmaya karar verdim sonra. Elimden geldiğince işte.


Derin bir nefes.


“LAZAR, ilk ölümünün yükünü omuzlarından atamadan sokakta yürüyor. Gövdesi birden gereksiz oluyor. Lazar gözyaşlarından oluşmuş bir ağaç. Yürümüyor. Sendeliyor. Yabancı bacakları onu deniz kıyısındaki parka götürüyor. Taze ağaçların, incecik dallarına gövdesini dayamaya çalışıp parkı geçiyor. Denize varıyor. Orada, ağlayarak denize eğiliyor. Gözyaşlarını denize gömmek istiyor ama yağ lekeleri gibi suyun üstünde yüzdüklerini görüyor. Bu gereksiz çabadan vazgeçip su kıyısında yoluna devam ediyor.” diyerek başlayan ve yedi bölümden oluşan bir roman bu. Bir bölümde roman kahramanının ruhsal hâli, düşünceleri anlatılırken hemen ardından gelen bölümde başından geçen olayları anlatılıyor. Kahramanın gördüğü savaşları, oradan oraya sürüklenmelerini ve duygusal hayatını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor Yunan yazar Vassili Vassilikos. Açıkçası ben, yazarı bu kitapla tanıdım, anlatılan kişinin hayatında kendi hayatımdan birtakım izlere ,anlatımında kendi düşüncelerime rastladım. “…bir süre için şehirden kaçma kararı verip kendisiyle vedalaşmaya geldiğini belirtiyor. Hayır, ne zaman döneceğini şimdiden söyleyemez. Kavşaklarıyla engel dolu, ıssız ve hain, parklarıyla alçak, her kişisinin kendi ölümünden ayrı ayrı sorumlu olduğu, insanlarıyla çileden çıkaran bu şehre dönüşünü düşünmek istemiyordu. Şimdilik…” kısmındaki gibi.

Sevgilisine karşı hislerini anlatışı gibi : “ellerimi yıkadığımda hep seni düşünürüm, neden? Yakınında mutluluktan başka şey düşünemiyorum. Seninle her şey ya da hiçbir şey.”

Yaşadığı özel anları hatırlayışı,o anları yeniden hissedişi gibi :“bir tek yataklarının yanındaki deniz kabuğu kalmıştı ; küllük diye kullandıkları çakıl taşlarının birleşmesiyle meydana gelen, sevgilisinin giderken içine iki papatya diktiği deniz kabuğu.
«bu yatağı paylaşmamızı ister miydin?»
Sesi, dudakları, soluğu.
«seninle olmamın tek nedeni seninle doymamdır.»



Hayalkırıklıklıkları karşısında kendini teselli etmeye çalışmadan, içine karartılar çökmesine rağmen yine de başını dik tutmaya çalışması gibi :

“umutlarımla yürüdüğüm yolu yeniden, umutsuz yürümeliyim. geri dönmeliyim. Işıklar yanıyor. Yalnız dönüyorum.”    


Derin bir nefes daha.

Ben, bu kitapla Foça’da tanıştım. Ben bu kitabı sevdim. Ben bu kitaptaki baş karakterin iç seslerini sevdim.  Durup da kendine “yine açık havada, barınaksızsın.” demesini sevdim. Her kendi kendine konuşmasında beni düşündürtmesini sevdim. Belki siz de seversiniz diye kendimce, bi şekilde anlatmaya çalıştım. Amma velâkin sevip de okumak isterseniz bulabilir misiniz, onu bilemiyorum.

Ekim 2014 - Bornova / İZMİR

Ne tatlısınız siz öyle 😻😺 #cat #cats #TagsForLikes #catsagram #catstagram #instagood #kitten #kitty #kittens #pet #pets #animal #animals #petstagram #petsagram #photooftheday #catsofinstagram #ilovemycat #instagramcats #nature #c

Ulan millet yatakta sıcaktan terler. Ne bileyim, sevişir terler. Ben sinirden stresten terliyorum. 😠 bok günaydın.
youtube

I CAN’T BREATHE

THAT VOICE

THOSE HIPS

MAN YOU ARE PERFECT

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video