polimeks

Üç Yılın Ardından Gözlem ve Fikirler : Türkmenistan

Üç Yılın Ardından Gözlem ve Fikirler : Türkmenistan

Türkmenistan’da 3 yıl çalıştığımdan dolayı birçok dostum, Türkmenistan konusunda bana sorular yöneltmekte. Hem bu soruların cevabı olarak hem de 3 yıllık bir zamanın genel kritiğini kağıda dökme adına bu yazıyı hazırladım.

Türkmenistan hakkında sorular sorulduğunda cevaplamaya başladığımda insanların şaşkınlıktan ağızlarının açık kaldığını belirterek başlayayım.

Türkmenistan başta doğalgaz olmak üzere, petrol ve yer altı kaynakları açısından oldukça zengin bir ülke. Ülkede belirgin bir pamuk-iplik üretimi dışında ciddi bir üretimden bahsedemeyiz.

Ülke’de, Aşgabat şehrinde 3 yıl bulundum, köylerine gitmedim. Gitmem de mümkün olamazdı çünkü bir şehirden başka bir şehre gitmek değil yabancılar için, Türkmen vatandaşları için dahi izine tabi ve yabancılar için oldukça zor.

Sağlık hizmetleri konusunda pek başarılı olmayan bu ülkede ne yapın edin hasta olmamaya çalışın. Hastaneye başım ağrıyor diyerek girersiniz, maazallah başınızı dahi kaybedebilirsiniz.

Eğer bir sim kart edinmeniz gerekirse, Altın Asır adında Devlete ait bir Gsm operatörünün ofisine gitmeniz gerekir. Yalnız üzerinizde pasaport fotokopinizi de almalı ve özellikle de 30-40 dolar bozuk halinde para almalısınız. Orada Manat ile hattınıza kontör koymanız mümkün değildir. Ayrıca telefonunuzda kontör bittiğinde hem arama yapamaz hem de gelen çağrıları alamaz ve aranamazsınız.

Akşam saat 23:00’ten sonra kesinlikle yaya olmamaya çalışın, araç içerisinde iseniz dahi polisler arabanızı genellikle durdururlar. Mutlaka bir yolunu bulup sizden para almaya çalışabilirler. Dışarı çıkacağınız zaman pasaport fotokopinizi oturum sayfaları ile üzerinizde bulundurmanızda fayda var. Benden hiç böyle bir şey istenmedi, yol yordam bilen ve oyunu kurallarına göre oynayan bir kişi olursanız, bu tarz sorunlar yaşamazsınız.

Yemek kültürü, “şaşlık” ve “lüle” denilen bizim kebaplarımıza benzer et ağırlıklı yemeklerden oluşur. Yemekle birlikte genellikle, votka ve bira ağırlıklı olarak alkol alırlar. Et ve patates oldukça ucuz olup aksine tavuk eti oldukça pahalıdır.

Eğer oraya yeni gittiyseniz, tek başınıza dışarı çıkmamanızı çıkarsanız da sağlam bir şoförle veya bölgeyi bilen bir kişinin yanınızda olmasını tavsiye ederim.

Şehir içi ulaşım özel araçlarla sağlanır. Araba fiyatları ucuzdur, benzin neredeyse bedava düzeyinde ucuzdur. Sarı Taksi kavramı oldukça sınırlıdır, genel itibariyle yolda el attığınız herhangi bir özel aracın sizi istediğiniz yere götürebileceği bir mantıkla icra ediliyor. Ancak taksiye binerken gideceğiniz yeri net söylemeniz gerekmekte ve binmeden önce kaç para istediğini şoföre sormanız ve anlaşmanız gerekiyor. İnerken sorun yaşayabilirsiniz. Orada yeni olduğunuzu anladıkları anda size bir takım tekliflerde bulunabilirler. Uyanık olmalısınız, yoksa başınıza gelecekleri tahmin bile edemezsiniz.

Kesin dönüş yapana kadar Türkmenistan’da nikahsız bir bayan ile bir erkeğin aynı çatı altında bulunması yasak ve sınır dışı deport sebebi idi. Sadece sınırdışı edilmeyerek 15 gün hapis cezası verilmekte idi. Bu anlayışın İslami bir reaksiyon veya anlayıştan geldiği sanılmasın. Bu mesele orada bir sektör haline gelmiş olup, polislerle anlaşan bayanlar, restoran, kafe, mağaza, disko ve alışveriş merkezlerinde dolaşan Türklerle tanışıp, onları evlerine veya kapalı mekanlara davet ederek Türklerden polislerin ciddi tutarlarda paralar almalarını sağlayarak ciddi gelirler elde etmişlerdir. Bu konu Türkmenistan’da bir sektör haline gelmiştir. Ancak son günlerde aldığım haberlere deport konusunda önemli esneklikler getirildiği yönünde.

Bunun en önemli sebebinin 2016 yılında yapılacak olan Asya Olimpiyatları olduğunu düşünüyorum. Dünyanın dört bir yanından ülkeye gelecek olan on binlerce yabancı turist, medya mensubu, sporcu ve gözlemciye söz konusu uygulamanın anlatılabilmesi pek de mümkün görünmüyor.

Türklere yönelik halk arasında ve piyasadaki genel itibariyle olumsuz anlayış hiç kuşkusuz sebepsiz de değil. Hem oradaki Türkmen dostlarım, hem de oraya ilk giden Türk dostlarım ile yaptığım konuşmalarda hemen hepsinin söyledikleri birbirinin aynısı diyebilirim. Özetle diyorlar ki; ilk dönem Türkmenistan’a giden Türkler, oradaki Türkmenler tarafından son derece ilgi ve alaka ile karşılanmış. Bu insanlar “Türk gardaşlarımız” diyerek insanlarımıza evlerinden odalar dahi tahsis etmiş, baş köşeye oturtmuşlar, saygı ve ikramda kusur etmemişlerdir. İlk dönem giden Türklerin ortak özelliği, tamamına yakını inşaat firmaları vasıtası ile işçi/mühendis olarak para kazanma amacıyla gelmiş insanlar.

O dönemin sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarını da göz önüne alacak olursak, SSCB’den ayrılan ve bağımsızlığını yeni ilan eden dünya ile yeni yeni bağlantı kuran bir genç ülke… ne yapacağını tam olarak bilmiyor… halk, şaşkın ve belirsizlik içinde. Türkmen kültüründe ve yapısında çok ağır bir Rus kültürü ve yaşantısı hakim. Bu hakimiyet Rus dili ile perçinleşmiş durumda. Hemen her yerde Türkmenler dahi kendi aralarında Rusça konuşmakta. Bu anlayış, son dönemlerde Türkmen Milli Kimliği’nin hayat bulmasıyla daha yeni yeni Türkmence’ye yerini bırakmaya başladı.

İlk ve devamında Türkmenistan’a giden Türklerin bir çoğu-hepsi demiyorum, oradaki özellikle Türkmen halkın gösterdiği teveccüh ve alaka karşısında kendilerine ve milletimize asla yakışmayacak, hal ve tutumlarda bulunarak o insanların namusuna kadar el uzatma terbiyesizliğinde bulundular. O dönemlerde bu insanlar maaşlarının tamamını Türkmenistan’da aldıklarından dolayı, bütün paralarını burada kadınlarla sefahat sürerek harcamışlar. Bunun üzerine, bu insanların aileleri Türkmenistan Devlet Makamlarına ve Konsolosluklarına eşlerinin paralarının neden ödenmediği yönünde şikayetlerde bulunmuşlar. Akabinde ülkemizde birçok ailenin dağıldığı, yıkıldığı, boşanmaların arttığını söylediler. Ayrıca, Türkmenistan’da Türkmen hanımlarla ilişkiye giren bu insanlar, bu ilişkiler sonucunda ortaya çıkan çocuklara da sahip çıkmamışlardır. Elbette ki, Türkmen Devleti de kendi halkını korumak için bir takım tedbirler alacaktır ve almalıdır. Bu tedbirlerden biri de bir bayan ile nikahsız bir çatı altında bulunmayı yasaklayan deport tedbiridir ki, bunun sonuçlarının da nasıl bir sektör yarattığını yukarıda belirttim.

Ülkemize sık sık gelen ve kumaş ticareti yapan çok sevdiğim yaşlı bir Türkmen büyüğüm “Biz, kızlara para vermeyi sizden öğrendik, bu işler sizlerin kötüleriniz sebebiyle bu noktalara geldi. Bizim oğlanlarımızdan biri, Türkiye’de bir kıza baksa siz adamı kıtır kıtır kesersiniz. Oysa ki siz, bizim kızlarımıza bunları bunları yapıyor ve mendil gibi kenara atıyorsunuz. Biz sizlere yine de bir şey yapmıyoruz” sözü sanıyorum bu meseleyi özetler niteliktedir.

Özellikle gözlemlediğim bazı konular var ki, mesela; Rus kültürü oldukça hakim. Kadınlar genellikle boşanmış, boşanan kadınlarda çocuklar kadınlarda kalmakta ve çocuklar genellikle kız çocuğu. Boşanan kadınların genel olarak boşanma nedenleri ise erkeğin eve bakmaması, tembel olması, alkol ve uyuşturucu maddeler kullanıyor olmalarıdır. Kadınları, hayatın her alanında aktif olarak görmek mümkün. Yollarda arabanızla giderken, yol kenarlarını süpüren yüzünü örtmüş 8-10 kişilik gruplarda kadınlar görebilirsiniz. İnşaatlarda sıva yapan, duvar ören, kamyon kamaz süren, seramik döşeyen kadınlar görebilirsiniz. Eğer Türk iseniz, parasal ilişki dışında veya ciddi bir evlilik ihtimali dışında burada bir kadın ile normal arkadaş olmanız oldukça zordur. Olabilseniz dahi bu uzun süreli olmayacaktır. Burada, yabancılarla ilişkiler esas itibariyle menfaat odaklıdır.

Türkmenistan’da kurallara uyduğunuz ve kimseye sorun çıkarmadığınız müddetçe genelde kimse size bulaşmaz ve genel olarak Aşkabat’da polisiye ve adi olay pek yaşanmaz. Ancak en küçük bir hatanızı fırsat olarak kollar ve bu yolla sizden para koparmaya çalışırlar.

Dikkatimi çeken konulardan bir diğeri de, doğum günlerine, kadınlar gününe, ve özellikle de yeni yıl kavramına karşı oldukça hassaslar. Bu günlerde çok özel hazırlıklar yapılır, en yeni elbiseler giyilir, evler ve işyerleri süslenir. Özellikle yılbaşında bu süsleme faaliyeti cadde ve sokaklarda dev çam ağaçlarının yerleştirilerek süslenmesine kadar varmaktadır.

Türkmenistan halkı, uluslararası toplumdan oldukça soyutlatılmış olmasına rağmen, insanları ilk fırsatta diğer ülkelere, özellikle Türkiye, Dubai, Moskova başta olmak üzere gitmek için müthiş çaba göstermektedirler.

Ülkede Facebook, Twitter başta olmak üzere sosyal medya ve diğer tüm internet iletişim kaynakları kapatılmış ve yasaktır. Ancak Skype ve Gmail çalışmaktadır. İnternet hizmetleri ise oldukça yavaştır.

Türkmenistan’a eğer bir Türk olarak gidecek iseniz, size insanlar tarafından yolunması gereken bir tavuk gibi ve dolar ağacı olarak bakılmasını yadırgamamalısınız. Nedeni ise yukarıda izah etmeye çalıştığım şekildedir. Her ne olursa olsun bu ülkede bizleri gerçekten seven, sayan ve bizimle dostluk kurmaya hazır insanlar olduğunu da kesinlikle belirtmeliyim. O insanların, Türklere olan bakış açısının temelinde, Türkmenistan’a ilk dönemlerde giden Türklerin gösterdiği olumsuz tutum ve davranışlar yatmaktadır. Zaman içinde bu bakış açısını değiştirmek de mümkün olmadığından veya bu bakış açısını değiştirmek için Türklerin ciddi ve kollektif bir gayretleri olmadığından dolayı bu bakış açısı orada kemikleşmiş ve umumi hale gelmiştir.

Onlar, 80 yıllık komünist baskılar neticesinde kendi milli unsurlarını tam anlamıyla idrak edememiş ve yaşayamamışlardır. Bununla birlikte, Rus Kültürü’nü de tam anlamıyla edinememiş olmaları, arada sıkışıp kalan bir yapıya sürüklenmelerine sebep olmuştur. Ancak bu yapı, günden güne Türkmen Milli Şuuru ve Kimliği’nin oluşması ile dönüşüme girmiştir ki, şahsen bu dönüşümden çok memnunum. Oradaki çeşitli Türkmen dostlarımla ve yaşlılarla yaptığım görüşmelerde hep bana “Biz, sizi yıllardır bekledik” dediler. “İçimizdeki siyasi oyun ve entrikalardan başımızı kaldırıp da onlarla ilgilenemediğimizi, bizler de daha yeni yeni asli unsurlarımızla milli bir uyanış yaşamaya başladığımızı” ifade ettiğimde, birlik beraberlik olsa ne güzel olur diyen insanların sayısı hiç de az değil. Kim bilir, daha orta son sınıfta pastel boyalarımla çizdiğim haritayı ölmeden görme imkanım olur. Ütopik de olsa, insanı memnun eden bir fikir bu.

Türk firmaları için Türkmenistan’da işlerin günden güne zorlaştırıldığı yönünde bir kanaat var. Bu kanaati güçlendirecek eğilimleri ben oradayken de net olarak görüyordum, dolayısı ile bu kanaati kabul etmek durumundayım.

Bir filmde “Hayal kırıklıklarının başkenti” ibaresi kullanılmıştı. İşte o şehir sanırım “Aşkabat” şehridir. Geniş caddeler, bembeyaz granit binalar, ışıl ışıl modern bir şehir görüntüsü aslında mutsuz, sistemin baskısı altında sessizliği tercih etmek zorunda kalmış insanların yaşadığı korku ve çaresizliği perdelemeye yetmemektedir.

Tüm olumsuzluklara rağmen Türkmenistan’ın geleceği için umutlu olduğumu ancak bunun da ciddi bir kararlılık ve süreç akabinde gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Diliyorum ki, Türkmen Halkı da bir gün arzu ettiği dinamikler üzerinde bir hayat inşa ederek, mutlu, huzurlu ve demokrasi ile yaşar.

Türkmenistan’ı değil, ancak az da olsalar oradaki dostlarımı özledim diyebilirim. Az bile yazdığımı düşünenlere hak veriyorum, ancak orada dostum olmayı başarabilmiş az kişinin hatırına o konulara girmenin doğru olmadığını düşünüyorum.

Elhasılı; Polimeks’te değil ama, Türkmenistan’da çok şey öğrendim diyebilirim.

NOT : Bu yazı, 6 Mart 2014 tarihinde kaleme alınmıştır.

Adnan KASAPCI