panderichthys

Evolution of tetrapods for a magazine article. By Maija Karala:

"The animals depicted are, from bottom to top, Eusthenopteron, Panderichthys, Tiktaalik, Acanthostega, Ichthyostega and Pederpes. I tried to depict them as independent lineages instead of the often misunderstood linear progression. I also pointed it out in the text itself for a couple of times.

I only included the best-known fossils and left all the isolated jaw bones and head parts out, because I didn’t want to speculate too much.”

The Panderichthys (1941)

Phylum : Chordata
Class : Sarcopterygii
Order : Elpistostegalia
Family : Panderichthyidae
Genus : Panderichthys
Species : P. rhombolepis

  • Middle Devonian (380 Ma)
  • 1,3 m long (size)
  • Latvia (map)

The slow, gradual progression from prehistoric fish to the earliest tetrapods encompassed numerous intermediate stages, many of them transpiring in the Devonian period. Mostly still a fish, by the modern definition of the word, the 380-million-year-old Panderichthys seems to have just embarked on those anatomical changes that would enable its descendants to crawl up onto dry land 5 or 10 million years later. Notably, the front fins of Panderichthys offered primitive hints of the types of bones found in the limbs of later tetrapods, though its rear fins were less revolutionary. Long story short, it’s possible that Pandericthys was able to climb up out of shallow tidal basins and support itself, clumsily, on its front fins for quick gasps of oxygen-rich air.

 

Evrimci amcalardan inciler-3

İddia -8 Fosil kayıtlarındahiçbir geçiş formuna rastlanmamıştır.

El cevap: YANLIŞ

 Fosil kayıtları geçişformlarıyla doludur buyrulduktan sonra kanıt yerine (işine gelmeyenleratlanılarak) evrime uygun hayali çizimlerle desteklenmiş hayali aşamalarınLatince isimlerin konulmakla yetinilmiş.

 Tarafsızlığımıza uygun olarak sıradan alalım.

 Sayın evrimcilerimiz devam olarak şunları yazıyorlar.

 Fosil kayıtları geçiş formlarıyla doludur. (bir kafatası fosili resmi) - Ardipithecus

 İnsan evrimi (bir kafatası fosili resmi)-Australopithecus afarensis

 İnsanın evrimi (bir kafatası fosili resmi)- Australopithecus robustus

 İnsanın evrimi (bir kafatası fosili resmi)-Homo habilis

 İnsanın evrimi (Bir kafatası fosili resmi)-Homo erectus

 İnsanın evrimi (bir kafatası -fosil değil- resmi)-Homo sapiens

 Dört ayaklıların evrimi (balığa benzeyen bir canlının hayali resmi)-Eusthenopteron

 Dört ayaklıların evrimi (yine dört ayaklı balık arasında garip bir canlının hayali resmi) -Panderichthys

 Dört ayaklıların evrimi (yine dört ayaklı balık arasında garip bir canlının hayali resmi) -Tiktaalik

 Dört ayaklıların evrimi (yine dört ayaklı balık arasında garip bir canlının hayali resmi) –Acanthostega

 Dört ayaklıların evrimi (yine dört ayaklı balık arasında garip bir canlının hayali resmi)-Ichthyostega

 Balina evrimi (dört ayaklı bir kara canlısının resmi)-Pakicetidae (Yeni moda hipopotamlardır. Pakicetidae’nin pabucu dama atıldı. Anlaşılan evrimcilerimizin bundan haberleri yok)

 Balina evrimi (karasal- susal karışımı dört ayaklı bir garip canlının resmi )-Ambulocetidae

 Balina evrimi (Kuş gagalı, karasal susal karışımı dört ayaklı, uzun kuyruklu bir garip canlının resmi)-Remingtonocetidae

 Balina evrimi (timsah başlı, farelerinkine benzer dört ayaklı kuyruklu bir garip canlı)-Protocetidae

Balina evrimi (Timsah başlı, gövdesi iyice uzamış, ayakları yüzgeçlere dönüşmeye başlamış bir garip canlının resmi)-Basilosauridae

 Balina evrimi (balina gövdeli, timsah başlı, uzunca yüzgeçli bir garip canlı) –Dorudontidae

Bunlar örneklerden sadece bir kaçı…..

=  =  =

Cevaba cevabımız

 Sayın evrimcilerimiz kafatası fosillerinin resimlerini koymuşlar ama nedense YAŞLARINI yazmayı unutmuşlar. Fakat biz UNUTMAYACAĞIZ.

 EVRİME UYGUN HAYALİ RESİMLER ÇİZEREK BU RESİMLERE LATİNCE İSİMLER VERMEK BİLİMSEL OLMASI GEREKEN BİR TEORİYE KANITLAR OLUR MU?  

 ELBETTE OLMAZ.

 Yukarıdaki hayali çizimlerin ALDATMACA OLMADAN ÖTEYE BİLİMSEL DEĞERLERİNİN OLMAYACAĞI AÇIKTIR.

 Bilim hayli çizimler değil gerçek kanıtlar ister.

 Önce sayın evrimcilerimize Latince isimler konulmuş hayali çizimlerin bilimsel kanıtlar olmayacağını hatırlatalım da ardından; elimizdeki somut fosil kanıtlarının en önemlilerinden kimilerini (örneğin inansın evriminde lucy fosilini, sudan karaya çıkış ya da dört ayaklıların  evriminde Cœlecanth’ı) niçin atladınız ya da unuttunuz? Diye soralım.

 Fosil kayıtları HİÇ BiR ZAMAN ilkelden gelişkine doğru yükselen düz bir çizgi halinde olması gereken EVRİMİ DESTEKLEMEZ.

 Gelişkin kabul edilenlerle ilkel kabul edilenler iç içe olduğu gibi gelişkinler ilkellerden çok DAHA ÖNCE YAŞAM SAHNESİNDEDİRLER.

 İnsanın evrimine uygun birkaç örnek verelim.

  Homo habilis (Latince yetenekli insan), soyu tükenmiş hominid türlerinden biri olduğu, günümüzden yaklaşık 2.5 ila 1.8 milyon yıl önce Pleistosen’nin başlangıcında yaşadığı varsayılır. (2.5 ila 1.8 milyon yıl önce ifadesini dikkat ediniz)

  H. habilis evrim teorisi taraftarlarınca homo türünün ilk örneği kabul edilir.

  Teoriye göre homo türüne dahil canlılar arasında muhtemelen insana en az benzeyenidir. Diğer ifade ile bir ara format canlısıdır.

  Homo Habilis kısa boylu, uzun kolludur. Ancak yüzünün fazla çıkıntı yapmadığı, modern insana benzer şekilde basıklaşmaya başladığı iddia edilir.

  Australopithecinenin soyundan geldiğine inanılır.

  İnsansı maymunlara benzeyen ve h. habilisden daha iri olan homo rudolfensisin ise insana daha yakın atalarından olduğu düşünülmektedir.

  H. habilisin beyni modern insanın beyninin yarısından biraz küçüktür.

  Buna rağmen fosil kalıntılarının yanında çoğunlukla taş aletlere rastlanır.

  Daha uzun boylu ve daha beyni daha gelişmiş olan homo ergasterin de atası olduğu düşünülmektedir.

  Homo ergasterin modern insana oldukça benzeyen homo erectusun atası olduğu varsayılır.

  Homo habilisin modern insanın doğrudan atası olduğu konusu hala tartışmalıdır.

  Homo habilisten 100 - 200 bin yıl önce (yaklaşık günümüzden 2.6 milyon yıl önce) australopithecus garhi de taştan aletler yaptığı iddia edilir.

 Homo habilisin daha çok leş yiyici olduğu, silahları savunmada ve et sıyırmada kullandığı (bu bir evrimci iddiasıdır) düşünülmektedir.

   Kendini savunabiliyor olması, daha tehlikeli ortamlarda diğer primatlara oranla hayatta kalmasına daha fazla imkân vermiştir.

   H. habilis, bilim dünyasında Tanzanya’da Olduvai Boğazında bulunan fosilleriyle tanınır.

   Bu fosillerin bulunduğu yerler I. Yatak ve II. Yatak olarak adlandırılır.

   Türe Homo Habilis adı 1964 yılında verilmiştir.

   Bu fosillerin bulunduğu I. Yatak’ta ayrıca Australopithecus boisei kalıntıları, yontulmuş taş aletler ve dericilikte kullanılan bir alet bulunmuştur.

   II. Yatak olarak adlandırılan kazı alanında Homo erectus kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır.

   Burada bulunan ve Homo habilis olarak adlandırılan birey sayısı yedidir. 

   Homo habilis’in insan evrimindeki yeri kesinlik kazanmamıştır.

  Bir görüşe göre Homo habilis, Australopithecus africanus türünden çok az farklılıklar gösterir.

   Bu arada homo habilis ile Homo erectus’un ayrı evrim çizgisi izlediğini savlayan bilim adamları da vardır.

  H. habilis’e ait olduğu belirlenmiş olan bazı önemli fosil örnekleri aşağıda, belirlenmiş yaşlarına göre en yaşlı olandan başlayarak sıralanmıştır.

   Lütfen fosillerin bilimsel yöntemlerle tespit edilmiş  YAŞLARINI dikkat ediniz. Evrimi sorgulama açısından bu son derece önemlidir.

 

İŞTE BİZİM KANITLARIMIZ.

 KNM ER 1813: 1973’de Kenya’nın Koobi Fora bölgesinde keşfedilmiş ve 1,9 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, görece tam bir HOMO HABİLİS kafatasıdır.


  Beyin kapasitesinin 510 mL olduğu saptanmıştır ki, keşfedilmiş başka bazı erken H. habilis örnek ve formlarınınki gibi etkileyici olmadığı söylenir.

 = = =

    OH 24: Ekim 1968’de Tanzanya’nın Olduvai Kanyonu’nda Jonathan Leakey tarafından keşfedilmiş ve 1,8 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, Twiggy takma adıyla anılan, biçimi belli ölçüde bozulmuş bir HOMO HABİLİS kafatasıdır.


  Beyin hacminin 600 mL’den biraz daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, yüzünün öne çıkıklığının, daha ilkel olan australopitekin üyelerine göre daha az olduğu da saptanmıştır.

    OH 7: 4 Kasım 1960’da Tanzanya’nın Olduvai Kanyonu’nda Jonathan Leakey tarafından keşfedilmiş ve 1,75 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, dişleri tam bir HOMO HABİLİS alt çenesidir.

  Araştırmacılar, dişlerin küçüklüğüne dayanarak, çenenin sahibi olan bireyin 363 mL gibi bir beyin hacmine sahip olduğunu öngörmektedirler.

  KNM ER 1805: Kenya’nın Koobi Fora bölgesinde keşfedilmiş ve 1,74 milyon yaşında olduğu belirlenmiş olan, erişkin bir HOMO HABİLİS kafatasının üç parçasını içeren bir örnektir.

  Kafatasının genel şekli ve çenenin öne çıkıklığındaki (prognatizmdeki) azlığa dayanarak, bu örneğin bir HOMO ERECTUSa ait olduğu konusunda güçlü kanıtlar vardır

  İnsansı fosillerdeki çelişkiler: Fosillerin sürece uygun dizilimi hiçbir zaman evrimsel aşamaları gösteren ilkelden gelişmişe doğru düzenli bir yükseliş göstermez.

  Genelde ilkel kabul edilenlerden daha yaşlı fakat daha gelişkin fosiller olduğu gibi aynı dönemlerde ilkel ve gelişkin kabul edilenler bir aradadır. 

  Bir bakıma fosiller evrim yönünden tam bir kargaşa içindedirler.

  Örneğin yedi milyon yaşındaki Sahclanthropus Tchadensis,

  Altı milyon yaşındaki Orrorin Tugensis,

  Yine altı milyon yaşındaki st W573,

  Beş milyon yaşındaki SM-4,

  Üç buçuk milyon yaşındaki Kenyathropus Platyops bir ara format olarak kabul edilen üç milyon yaşındaki LUCY fosilinden daha YAŞLI oldukları halde evrimsel ölçüler göz önüne alındığında daha GELİŞKİNdirler.

(Yukarıda verdiğimiz KNM ER 1805 - OH 7 - OH-24 - KNM ER 1813   homo habilis, insanın evriminde ara format oldukları iddia edilen fosillerin gelişkin fosiller göre çok daha genç olduklarını dikkat ediniz)

  Bu nedenle yukarıda verdiklerimiz ile LUCY fosili ve diğerleri birer ara format fosili olamaz.(fosillerindili.tumblr.com bölümüne bakınız)

  Bu gerçeği göz önüne aldığımızda Lucy’den çok daha GENÇ OLAN yukarıda yazdıklarımızın da birer ara format olamayacağı açıktır.

  Ayrıca Dmanisi Kafatasları aynı döneme ait olmalarına rağmen kimisi gelişkin kimisi ise ilkel özellikler taşır.(fosillerindili.tumblr.com bölümüne bakınız)

  Evrim sürecinde ise aynı türün ilkeli ile gelişkini bir arada bulunmaması gerekir.

  Arzu eden okuyucularımız ayrı ayrı incelediğimiz, ayrıntılarıyla bilgi verdiğimiz fosiller konusunu tekrar gözden geçirebilirler.

  Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz

  Geçmiş yaşamda şimdiki gibi insansı zannedilen çeşitli canlılarla (örneğin şempanzesiyle orangutanıyla) insanların çeşitli ırklarıyla (örneğin pigmeler, aborjinler, beyaz ırk gibi büyük ve küçük yapılılar, büyük ve küçük kafataslılar) bir arada yaşıyorlardı.

  Evrim söz konusu bile değildi.

  Böylesine basit ve akılcı bir açıklaması olan bir konuyu (evrime kanıt oluşturma amacıyla) böylesine karmaşıklaştırmak için her şeyden önce bir evrimci olmak gerekir

    Tersinim teorisi ise insanın tek kaynaktan, tek yerden geldiği, bir arı ırkının olduğu, yeterince çoğaldıktan sonra dünyanın dört bir yanına dağıldıkları, iklim koşulları ve yaşama şartlarıyla kimilerinin çevreye uyum meziyetlerinin güçlenip çoğaldığı, kimilerinde ise kimi meziyetlerin azalıp zayıfladığı, bu yolla ırkların oluştuğu varsayımını ortaya koyar ve bu varsayım her hangi bir yapay müdahaleye gerek kalmadan bilimsel gerçeklerle tamamen örtüşür

Nature dergisinin editörü Henry Gee In Search of Deep Time adlı kitabında insanın evrimi ile ilgili 5 ila 10 milyon yıl öncesine ait tüm fosil kanıtlarının küçük bir kutuya sığabilecek kadar az olduğunu belirttikten sonra şunları ilave eder.

-Ata-torun ilişkilerine dayalı insan evrimi şeması, tamamen gerçeklerin sonrasında yaratılmış bir insan icadıdır ve insanların ön yargılarına göre şekillenmiştir…

Bir grup fosili almak ve bunların bir akrabalık zincirini yansıttıklarını söylemek, test edilebilir bir bilimsel hipotez değil, ama gece yarısı masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır, eğlendirici ve hatta belki yönlendiricidir, ama bilimsel değildir.

İnsanın evrimi konusunda teorinin öngördüğü aşamalarda hayli tartışmalıdır. Konunun uzmanlarından pek çok bilim insanı Homo Erectusun coğrafi olarak farklı alt türlere ayırımının biyolojik olarak aldatıcılığını ortaya koymakta, bu da ilk Pleistosen dönemindeki tür çeşitliliğinin suni olarak şişirildiğini doğrulamaktadır.

Diğer ifade ile Homo Erectus ile var olduğu iddia edilen alt türler (Homo Habilis- Austrulopithecus) arasında herhangi bir evrimsel bağ yok demektir.

Gerçekten de fosil bulguları Austrulopithecus ile Homo Erectus arasında yarı maymun yarı insan bir ara format olması gereken Homo Habilisin tam bir maymun, Homo Erectusun ise tam bir insan olduğunu göstermektedir.

Ayrıntılı bilgi isteyen okuyucularımız ilgili bölümlere bakabilirler.

Konuyla ilgili dikkat çeken bir başka nokta ise evrimci bilim adamlarının arasında süregelen ihtilaflardır ki bu evrim mantığının doğal sonucu olmalıdır.

Paleontoloji dalında, hemen her evrimci bilim insanı bulduğu fosilin bir ara format olduğu iddiasıyla ortaya çıkmaktadır.

Bu ise evrim mantığına göre geçmişte yaşamış her canlının bir ara format olma zorunluluğunun sonucudur.

Her paleontoloğun bulduğu fosili bir ara format sayma dolaysıyla birbirlerinin kanıtlarını çürütmeleri hakkında bir bilim adamı şunları söylemektedir:

-Benim çocuğum senin çocuğunu döver. Benim arkadaşlarım senin arkadaşlarından nefret eder. Maalesef bütün antropoloji bölümlerinde ve antropolojik çalışmalarda böyle bir yaklaşım var.

Bir başka bilim insanı ise kimi bilim adamlarının ön yargılı ve inandıkları ideolojilerinin doğrultusunda davranabildiklerini, bu nedenle verileri yanlış değerlendirdiklerini şöyle itiraf etmektedir:

-Hiç şüphe yok ki kafanızda yaratmış olduğunuz teoriler, eldeki bilgilere bakış açınızı da değiştiriyor. Bir deyiş vardır. Şayet inanmış olmasaydım onu göremezdim” derler. Bence kısa bilim tarihinin ilk gününden günümüze kadar bilim adamları bulunan insan fosillerinin yorumunda bu deyişin ana fikrine sadık bir yaklaşım içinde oldular. Bazıları da sadece inandığı şeyleri gördü, belki de görmek istedi.

Ayrıca, bu bilim adamlarının birçoğu ideolojik ön yargıları ile davranmakta ve elde ettikleri bulguları objektif bir gözle değerlendirememekte, dolayısıyla her biri kendi hayal gücünün doğrultusunda yorumlarda bulunmaktadır.

Yüz milyonlarca yıldan beri değişmeden günümüzde yaşayan binlerce canlıların var olduklarını bile, bile böyle bir varsayımı inatla savunmak gerçekten çok ilgi çekicidir. Bu evrimcilere özel bir hastalık olmalıdır.

İnsanının evrimi konusunda tersinim teorisinin görüşü nettir ve tamamen bilimsel gerçeklere dayanır.

Tersinim canlılar gibi basite indirgenemez kompleks yapıların yada düzenlerin entropi kanununa göre zaman içinde bozuma uğrayacağı temeline dayanır. Eğer bu bozum canlı gen bilgilerini etkilemişse diğer nesillere aktarılır.

Tersinim için uzun zaman, bilgi ve bilinç gerekli değildir. Kaba güç ve anlık zamanlar yeterli olabilir.

Tersinim teorisi tüm canlı türlerinin bir arı ırkının olduğunu varyasyonlar yoluyla çeşitlendiklerini öngörür.

Bu nedenle insanlarında bir arı ırkı vardır. Diğer ifade ile ilk insanlar en azından bir erkek, bir dişi olmak üzere ve mükemmel yapılarıyla var edilmişler, yaşama ve üremeleri için gerekli olan tüm mekanizma ve bilgilerle donatılmışlardı.

Bu nedenle insanlarda diğer canlılar gibi süratle çoğaldılar, dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Fakat bu insanlar eşit mutasyonlara maruz kalmamışlardır.
,
Maruz kaldıkları mutasyonlara bağlı olarak tersinim yönünde bazı değişimler geçirmişler bu yolla ırklar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle hiçbir ırk arı ırkın mükemmelliğinde olmayabilir.  

Sayın evrimcilerimizin  dört ayaklıların ve balinaların evrimi konusunda ortaya koyduklarının bilimsel değerlerinin olmadığından eleştirmeye gerek görmüyoruz.  

 Bu konularda doyurucu ve bilimsel bilgi arayanlar yazılarımızın ilgili bölümlerine bakabilirler.