odale

Több mint ezren tüntettek a felsőoktatási szakok megszüntetése és az egyetemi autonómia csorbítása m… Olvassa el a NOL.hu-n!

Elképesztő!!!!!!!!!!!!!!!
“A tömeg már elhagyta a Deák teret, amikor az egyik egyetemistához odalépett egy bajszos férfi és azt üvöltötte neki: "Mit tüntetsz, te rohadék? Hány nyelven beszélsz? Miért nem tanulsz inkább, te majom?” A meglepett diák automatikusan válaszolt: “Három nyelven beszélek”. A férfi ezt követően nem kérdezett, hanem gondolkodás nélkül lekevert egy hatalmas pofont a fiúnak, azt kiabálva: “Te rohadt kommunista!”

MI A FASZOM LETT EZZEL AZ ORSZÁGGAL? 

Monolog: Kimsenin hüznüne oturamıyorum.

Mutfakta iki tabure var. Birine oturuyorum, diğerini tam karşıma alıyorum. Boşluğun tam da içine! Evimiz üç odalı. 2.kattayız. Apartman 3 katlı. Alt katımız boş. Yerden soğuk muhteşem biçimde vuruyor. Ayaklarımı hissetmiyorum. Çoraplarımı çıkarttım. Terlik almaya erindim vestiyerden. Mutfakta halının bittiği yerde oturuyorum, çıplak ayaklarım fayansların üzerinde. Üşüdükçe küçülüyorlar ve morarmaya başlayan bir renkle. Titriyorum. Sancım fazla. Ben hep titriyorum. Ellerimi boşluğa getiremem. Oysa ben boşluğun ta kendisiyim. İliklerime kadar hiç!

Korkuyorum. Çok! Kimseyle yarışmıyorum, koşmuyorum, öpüşemiyorum. Fena halde kendimi baltalayan bir ormanım. Ve benim kısa saçlı, göğsü hüzün kokan, havuz çiçeği annem, beni göğsüne bastırıp uyutmaktan vazgeçtiği bir vakitteyim. Ne sabahım ne ikindi. Üstümde ucuz insanlık, camilerde pahalı namazlıklar! İmam efendinin kızı aşık olmuş, bense yirmi iki yıldır aynı ata su veriyorum.

Sokakları bekçiler, aşıklar, tenhalıklar bastı. Gövdem ağrıyla dolu!

Cebimden bıçağı çıkarttım, elimdeki deste başladı şarkıya, destina! Bu devlet özgürlüğü kesiyor, ablam saçlarımı talebe. Bana öyle bakma, abim üst sınıfta!

Sokaklara çıkıyorum. Evsizler, kitapsızlar, kediler ve bim gerçekleri. Çok gizli adamları öpüyorum, mezarlığa sürüklüyorum. Bir morfin gibi benzim, bu benzin değil buradan gidemeyiz. Korkuyorum. Saçlarımı kır. Ben burada fazla türkiyeyim. Ben hiçim. Beni de kemandan say, fazıl say. Annem çay demlemiş oluyor, ben sabahın altısında yirmiiki kere yaralı verip, bir ölüyorum. Şarkı bitiyor, doktor neyin var? Azrail benim neyim var? Allah'ım Meryem'in kocası yok.

Babam kahvaltıya tütün sarıyor. Sevgilim acele et, bu minibüs şoförü aşkı yokuşa sürecek.

Ben aslında kendime intihar ediyorum. Özür dilerim.

GülsümDemir.

Fotoğraf: Dilan Birlik

Bakü'de ilk gecem. Tek odalı bir sovyet evinde Türk milliyetçisi Eren'in kalması ne kadar tuhaf değil mi?
Gün gelecek bu evde karşı-devrimci bir Türk milliyetçisi kalacak deselerdi kimse inanmazdı her halde. Hatta kimsenin aklına gelmemiştir.
Sovyetler aile kurumuna düşman olduğu için bu tarz tek odalı evler baya yapılmış. Komün hayatın yaşandığı işçi evleri falan.

Bir anekdot: Bir gün Komünist parti komiseri, bir çiftliği teftişe gider. Ordaki görevliğe sorar; ne kadar patates var?
Görevli cevap verir: Tanrı'nın ayaklarına kadar patates var.
Komiser kızar. Burası Sovyet ülkesi burda Tanrı yok!
Görevli de karşılık verir. Patates te yok.

Merkezi sistem. Başımda bir kalorifer var. Gümbür gümbür yanıyor. Şu an piştim. Ve su sesi gelip duruyor. Gıcık etti. Uyuyamıyorum. Arkadaşım uyudu bile…