Neden mi Rap?

Rap insanın halinden anlayan tek müziktir. “Ya ya ya ben en özel” değilde “Burası dünya değil sessiz yoklukların yansıması” der. O kulağa hoş geldiği kadar insanın sesidir. Dışa vuramadıklarını Hidra’nın, Joker’in, Allame’nin vs. söylemesidir. İnsanı rahatlatır sakinleştirir. Sırf şarkı yapmak için albüm yapmak için iki söz uydurup kafiye yaptım al sana şarkı değilde sözlerimde bi anlam olmak zorunda diyenlerin müziğidir rap. Herkes anlamaz rapten. Kliplerinde çıplak kadınlar olmaz onların. Seks olmaz. Bomboş yollarda yürürken söylerler şarkıları o kliplerde. Onlar “Türkan’ın” peşinde değil haksızlığın düzelmesi için koşarlar. Rap müzik bu işte. Manası olan tek müzik. Herkesin alamayacağı herkesin tadamayacağı kadar farklı ve özel bir müzik…

anonymous said:

Neden filler ve bulutlar ?

Benim ilk yazmaya başladığım sebep bir elveda idi. Ve o kız filleri çok severdi. Ben ise bulutları. Küçüklükten beri hep bulutları sevdim, bulutları çizdim. Çok uzaklar, filler zıplayaz, kalp kırıklığından ölürmüş. Bir konuşma esnasında, arkadaşım bana bu kelimeyi ilk defa kullandı. “Vay be, filler ve bulutar, ne imkansız.” Biz gibi demiştim o zaman, cahil aklım ile. O zamandan beri, beni fillervebulutlar yapanıma idi bu yazılar, karşılıklı elvedalaşmadan önce.

anonymous said:

peki ya kimsin sen neden plütondayız?

 Plütonla sanki aynı kaderi yaşıyoruz gibi.Yıllardır bize 9 tane gezegen var ve 9.gezegenin plüton olduğunu söyleyip durdular daha sonra ortaya çıkıp plüton bir gezegen değil diyorlar ve gezegen listesinden dışlanıyor.
 Aynı şey benim içinde geçerli.Biri beni şartsız koşulsuz olduğum gibi sevebileceğine inandırdıktan sonra çekip gitti.Ve ben plüton kadar dışta yapayalnız kaldım.Ve bi haylide üşüdüm.

İşte sen o kadar güzelsin
Ve ben o kadar karanlıklar içindeyim ki
Şunlar ellerindir diyorum
Tutamıyorum
Şunlar gözlerindir diyorum
Bakamıyorum
Düşün kahrımdan ölmeliyim artık
Ölemiyorum.
—  ümit yaşar oğuzcan

"28 Aralık 1895’te, Capucines Bulvarı üzerindeki Grand Cafe’nin zemin katında halka açık ilk film gösterimi yapılır. Bilet alarak gelen seyirciler Lumiere Kardeşler’in ( Auguste Lumiere ve Louis Jean Lumiere) çektiği ve en uzunu 49 saniye olan on filmi izlemek için heyecanla beklerler. Aslında seyircilerin beklentisi sihirbazlık gösterisine benzer bir şeydir fakat duvardaki perdede bir trenin gara girişini gördüklerinde şok geçirirler. "Trenin Ciotat Garı’na Varışı" adını taşıyan bu filmde kamera sabittir ve ilk görülen şey uzaktaki bir buharlı lokomatiftir;fakat hızla kameraya doğru yaklaşarak duran tren, seyirciler arasında korkuya, paniğe neden olur. İnsanların toplu olarak izledikleri bu ilk filmin tanıkları arasında bir gazete yazarı da vardır ve o anı şöyle aktarır:"Salonda bulunanlar bu gösterime kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki, trenin perdeyi yırtıp oturdukları sıraların arasında dalacağını zannetmişlerdi.""

Trenin Ciotat Garı’na Varışı

Hakan Savaş’ın Sözcükler Dergisi’ndeki makalesinden alıntıdır.

Hoş gör sen affet gitsin aldırma büyüklük sen de kalsın sonunda…

Ulan bu büyüklük neden hep ben de kalıyo evi mevi yok mu yether bee!! Defolsun artık!! Ben den uzak düşmanıma yakın!!

anonymous said:

ff listesi yaptında neden hemen kaldırdın

image

yanlış olmuştu..

bir sabretsen olucak.

Gelecek Bayramınız Mübarek olsun Gönlü Güzel İnsanlar


Şimdi insan bilmiyor; sevdiklerini sandıklarıyla yaşayamadıkları sözde mutlulukları ve

karşılıklı değerleri.

Kimse hiç kimse çalmadığına göre ,bu mutluluk nasıl bir şeydi?

Siz yaşamınız boyunca seviyor keza seviliyorsunuz,bu güzel!

Gerçek ise daha güzel olmalı mutlaka…

Ancak onu aramak için önce kendinizi kocaman boş bir arazide görmelisiniz,

zaten zaman zaman kendinizi orada buluyorsunuz…

Bunun adına yetersizlik ve boşluk diyoruz.

Yetinmeyi bilmemek boşluktan ileri gelirken,boşluk ise mutlaka dolan bir ihtiyaç olduğuna kanaat getiririz.

Asıl mesele sevmek ve sevilmekse; çok karşılıklı olmakla birlikteyse,

Neden insan daima başını göğe değil de yere düşmüş bir yaprak gibi cansız ve umutsuz saysın ki?

İhtiyacımız olan şeyin adı asla bir kayıp olmamalı,onun adı kayıp olmamalı.

Zira ihtiyacımız olan şey bizlerin bir birey gibi başkalarınca ihtiyaç hali olmalı,

peki bu nasıl olmalı, siz insansınız ihtiyaç da duyulan ve ihtiyaç da duyansınız.

Öyleyse zaman zaman ikisi de olunuz ,yalnız biri seçtiğimizde ortaya yaşanılır gerçekleri almak 

yerine yok olmak gerçeğinizi takdim edersiniz,bence buna hiç gerek yok.

O halde “sevdiğimizi zannetmiştik!” diye inlemek ya da avunmak gerçeğinizi yok etmek sizin öz çabanıza muhtaçtır.

Yani her şeyden ödünç alır bilinciyle yaşamayı kalbinize tasvip ettiriniz.

Çok basit “Ödünç” alıyorum.

Şu durumda diyebiliriz ki bizler artık yeterince sevip yeterince seviliyorduk.

Çırpınıp kendimizi uçurumlardan atmak yerine ; ödünç alıp bir süre sevdim-sevildim demek ve onu yaşatmak

sizi daha güçlü daha kaygısız daha endişesiz ve daha olumlu kılar.

Ki bu sizi siz etmeye yetecektir ,en anlamlı bir süreye dek ve tekrar boş bir araziye ihtiyaç duyana dek.

İşte o boşluklarınızı da o zaman çok seveceksiniz.

Neden mi?

Çünkü insan “SEVGİSİZ” yapamayacak kadar güçlü bir eylemdir!

Meral Meri/ Deniz Fenerine Yolculuk

Hep böyle oluyordu. Yakınlaşıyordu, beni kendine çekiyordu sonra kaçıp gidiyordu aniden. Neden bunu yapıyordu ? Neden acı çekmemi istiyordu ? Ne yapmıştım ki ben ona ? Yoksa kırmış mıydım onu ? Ya da bu sevgi çok gelmişti ona ? Oysa ki ne de güzel sevmiştim.

Peynire neden tahta dememişler de peynir demişler, suya neden köpek dememişler de su demişler? Aklımda deli sorular...

Mutlu uyandım.

Çoğu insanlar mutsuz uyandığında bunu garipsiyor, ben ise şu an tam olarak "mutluluğu" garip buluyorum. Şaşkınlığıma bir kaç soru eşlik ediyor. 

-Bu mutlulukta neyin nesi sabahın köründe?

-Mutsuzluğumu geri verin! Mutsuzluğum nerede?

-Hüznüm kaybolur insanların arasında, kendini bildi bileli bana eşlik ediyor. Başkasına edemez. Hüznümü geri verin!

-İçimdeki burkuntuyu kim söküp aldı? Hemen söylesin! Hemen!

-Şimdi ben mutlu muyum? 

-Bu mutluluk mu?

-Tanrım bu mutluluk. Mutluyum, Çok mutluyum, neden?

burda birisi var postumu laykladımı reblog yaptımı sinir oluyorum nasıl ve neden bu kadar gıcık olduğumu ben bile bilmiyorum
Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video