Almanya’nın 20. yy başında Namibya’dan Berlin’e ırkçı deneyler yapmak için getirdiği 20 kafatası iade edilirken Almanya’da halen 300 kadar Herero ve Nama kafatası olduğu düşünülüyor

image

Geçen hafta Berlin’den yola çıkan Namibya kabilesi atalarına ait olan 20 kafatasıyla Windhoek’e geri geldiklerinde havaalanında yüzlerce kızgın Namibyalı tarafından karşılandılar. Berlin’deki Charite hastanesinde ortaya çıkan kafataslarının iadesi için yapılan töreni birkaç gün önce TV’den izlemiş olmalılar. Almanlara olan kızgınlıkları Almanya’nın Namibya’yı 1884’ten 1915’e kadar sömürgesi olarak yönetmesiyle sınırlı değil. Almanların 1904-1907 arasında ülkedeki bazı etnik gruplara uyguladığı soykırım hafızalarda ve günlük politikada oldukça önemli bir yerde duruyor. Dolayısyla Namibya başbakanı Angula’nın “Namibya halkı bu ölümcül kalıntıları trajik bir dönemin sembolik kapanışı olarak kabul ediyor” diyerek yaşananları basite indirgemesi soykırım mağduru Herero ve Nama toplulukları tarafından hiç de hoş görülmedi.

20. yy’ın başında kafatasçılıkla özdeşleşen Alman antropologları, Afrika’dan getirdikleri kafataslarında yaptıkları ölçümlerle beyazların siyahlardan daha üstün olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı. Bu korkunç uğraş için Namibya’dan getirilen kafatasları Berlin’deki çeşitli araştırma hastanelerinin ve üniversitelerin arşivlerinde halen mevcut. Almanya’ya Namibya’dan en az 300 adet kafatası getirildiği düşünülüyor. 

image

Alman İmparatorluğu sömürgeleştirdiği Namibya’da (o zamanlar Güney Batı Afrika ismiyle anılıyordu) 1904’te bir ayaklanmayla karşılaştı. Almanya’dan gelen yerleşimcilerin tarla, hayvanlar ve kadınlarına “el koyması”ndan rahatsız olan Herero topluluğu Almanlara karşı saldırılara başladı ve 123 kadar Alman yerleşimciyi öldürdü. Nama topluluğu 1905’de bu ayaklanmalara dahil oldu. Beyaz efendilerin bu ayaklanmaya cevabı tarifi güç bir kanlılıktaydı. General Lothar von Trotha, Herero topluluğunu yoketme kararı aldı. Hereroların ülkeyi terketmesini isteyen Alman koloni yöneticileri bunu gerçekleştirmeyenleri “kadın, çocuk ayrımı yapmadan top ateşine tutacaklarını” söyledi. Kendi topraklarından uzaklaşmayanlar öldürülürken, ülkeyi terketmek için yola çıkarılanlar çöllere doğru yönlendirilip susuzluktan ölmeleri sağlandı. Bu ölüm yürüyüşlerinin Anadolu’da 1915’de Ermenilere uygulanan zorunlu sınırdışılarla benzerlik içinde olduğunu da belirtmek gerekiyor. 

Hayatta kalanlar ise toplama kamplarındaki kötü şartlarda ölüme terkediliyor. 4 yılda 65-80 bin Herero (Herero nüfusunun %80’i), 10 bin Nama (Nama nüfusunun %50’si) katlediliyor. Beyaz Almanlar temizledikleri bu topluluklara ait cesetlerin bazılarının kafalarını kesip üzerlerinde bilimsel olduklarını iddia ettikleri deneyleri uygulamak için Almanya’ya gönderiyorlar. İşte geçen hafta 11’i Namalara 9’u da Hererolara ait olan 20 kafatası Berlin’deki Charite hastanesinde düzenlenen bir seremoni ile toplulukların temsilcilerine teslim edildi. 

image

Charite’deki Namibya’ya ait 47 kafatasından yalnızca 20 tanesinin geri verilmesi ve Alman hükümet yetkililerinin seremoniye üst düzeyde katılım gerçekleştirmemesi Namibya’da tepkiyle karşılanmış. Oysa 2004’te o zamanki Gelişme Bakanı Heidemarie Wieczorek-Zeul Namibyalılardan olanlardan dolayı üzgün olduğunu söylemişti. Söz konusu özürcükten beri Alman hükümeti Namibya’yla sıkı ilişkiler kurmaya çalışıyor, ülkeye 600 milyon euroluk kalkınma yardımı gerçekleştirdiler. Fakat Almanya’nın soykırım için resmi olarak ciddi bir özür dilemesi ya da tazminat ödemesi henüz ihtimal dahilinde gözükmüyor. Zaten Herero’lar da Almanların Namibya hükümetine yaptıkları yardımın bir çeşit rüşvet olduğunu düşünüyor ve bu yardımların kendi topluluklarına ulaşmadığını söylüyorlar. Kafataslarının kendilerine iade edilmesi sayesinde uluslararası camiaya seslerini duyurma şansını yakalayan Herero’lar işsizlik ve topraksızlıktan yakınmışlar. 

image


Seremonide delegasyon üyesi bir kadın “Hemen özür dileyin” yazan bir kağıt tutuyor.

Konuyla ilgili The Southern Times’a Forum for the Future of Africa isimli örgütten Saunders Jumah’nın söylediklerini de aktaralım: “Beyazlar, Afrikalıları diğer Afrikalılara karşı işlenen eski suçlardan dolayı ICC ve ICJ’de (uluslararası savaş suçları mahkemesi) yargılamak için hevesli ve mutlular. Uluslararası medya böyle Afrika hikayelerini başlıklara taşıyor ve bir sürü tabloid satıyorlar ama mesele Almanların Namibyalı Afrikalılar karşısında adaletle ve gerçeklerle yüzleşmesi olduğunda medya sağır ve dilsiz oluyor, uluslararası camia ise adeta bu kafatasları insanlara ait değilmiş gibi davranıyor…”

1985’de bir Birleşmiş Milletler raporu yaşanan olayları Güney-Batı Afrika’daki Herero ve Nama topluluklarını yoketme amaçlı, dolayısıyla da 20. yy’ın ilk soykırım denemesi olarak nitelendirdi. Uluslararası arenadaki küçük oyunculardan Namibya’da hükümetin meseleyi Almanya’yla krize dönüştürmeden ve ülke içinde milliyetçi rüzgarları fazla kuvvetlendirmeden çözmeye çalışıyor olduğunu gözlemlemek mümkün olsa da Alman devletinin ırkçı geçmişinin bir parçası sayabileceğimiz Herero ve Nama soykırımlarını, Yahudi soykırımından ya da dünyanın başka yerlerinde uygulanan diğer katliamlardan ayırmak hata olurdu. İnsanlığa karşı işlenen tüm suçları zaman ya da yer ayrımı yapmaksızın parmakla gösterip bir daha benzer bir şey olmaması adına anımsamak ve yaraları sarmaya çalışmanın insanlık görevi olduğu da unutulmamalı.

image


Pleksi içindeki kafatasının hikayesi: Soykırım uygulanan Herero topluluğu üyesi öldürüldükten sonra dekapite ediliyor ve Berlin’e gönderiliyor. Üzerinde utanılacak deneyler yapıldıktan sonra arşiv malzemesi haline gelen ve varlığı bu sene keşfedilen  kafatası nihayet ait olduğu topraklara dönüyor.


View Larger Map
Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video