manla

My take on Manla’s unnamed character. Usually if I’m referencing another artist in a post I like to post their link, but I can’t seem to find one for him, and he hasn’t responded to my “Yo, what’s your site?” message yet, but he can be found posting at GBX, and here’s his drawing of his character. If he gives me a better link I’ll be sure to edit this post.

edit: Here’s his site, pretty cool stuff, check it out.

Anyway, his guy was fun to draw. Did the lines in Flash, colored it in Photoshop.

 “Ey in­sanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah (c.c.)’tan afiyet (esenlik ve ba­rış) dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır”…
—   Buharî, Cihad, 112, 156; Müslim, Cihad, 19-20; Ebû Davûd, Cihad, 89.
Ya biz nereye gidiyoruz? Bu gidiş, nereye? Bi durup düşündünüz mü, hepimiz kendi 'dert'lerimizde boğulmuşken, ne ara bu hale geldik? Toplumun ortak gayesi, önümüze sunulan, okuyup iyi okullara gitmek ve iyi bir iş sahibi olmak. Peki bu kadar kendimizle ilgiliyken nasıl 'bir' olabiliriz ki.. Biz intiharın eşiğine gelmiş bir gençliğe dönüşürken, böyle şeylerle meşgulken dış güçler dediğimiz varımızı yoğumuzu avcumuzun içinden götürüyor da farketmiyoruz bile. Oysa ki Türk'üz biz. Ulu, cesur, yiğit insanların torunlarıyız. Ama ben artık milli bayramların dışında, her cuma İstiklal Marşı okunan dakikaların dışında Türk'lüğümü hissedemiyorum. Ülkeyi kimin yönettiği belli değil bi kere. Özgürlük denen şeyin ö'sü yok. Geleneklerin kölesi olmuşuz. Türkiye'de Türk'ten çok Suriyeli var. İnsanlarımız aç, insanlarımız sokakta yaşıyo. Ama bizim sözde yöneticilerimizin tek derdi saçma sapan bi dava için birileriyle polemiğe girip insanları oradan oraya sürüklemek. Belki de içimizde bi düşmanla yaşıyoruz. Bilmiyoruz ki. Bunun gibi onlarca sorunumuz varken, asıl iş biz gençlere düşerken, biz bozuk psikolojimizle nasıl yaşayacağımızı düşünüyoruz. Haklıyız da aslında. Bize sunulan bu hayatın içinde iyi bile dayanıyoruz. Bunlar hep Amerikanın oyunu demek istemiyorum ama galiba öyle. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok galiba. Ve tam en 'bir' olamamız gereken zamanda da düşman olmuşuz birbirimize. Herkes sürekli birbirini ötekileştiriyor. Bu düzen bu şekilde daha ne kadar sürer? Biz böyle yaşar böyle ölürüz belki ama ya çocuklarımız? Bizden sonrakilere bırakacağımız neyimiz var ki yıkıntılarımızdan başka? Bu durumda bişey de beklemeyiz onlardan. Ben derim ki ara sıra Türk olmak, Türk doğmak gibi kucak dolusu bir şansa sahip olduğunuzu kendinize hatırlatın. Biz buna dur diyebiliriz. Geleceğimizi layık olduğumuz gibi şekillendirebiliriz. Tek yapmamız gereken sahip olduğumuz gücün farkına varmak. Sonuçta ne demiş Ata'm: Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Salim bin Nadr şöyle dedi:

Abdullah bin Ebi Evfa, Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyururdu:

−“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!”

Sonra da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi:

−“Ey Kitabı indiren! Ey bulutları yürüten! Ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et, bize zafer ver.”

Buhari 2772, 2820, Müslim 1742/20

Hicranla akan kanı sert sular durduramaz…
Sadık olan sewgileri bıçak dahi ayıramaz…
Bizmi değistik yoksa niyet mi…
Ben mi kötüyüm yoksa kötü mü beni buluyor…
Sewgi derken düşmanla mı karşılaştım…
İnsan büyüdükçe mi artıyor dertleri…
Yoksa büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri….

Hüseyin Nihal ATSIZ - Vasiyeti ;

Yağmur Oğlum;

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun.


Taş Mektep Film İzle

Altan Dönmez’in yönetmenliğini yaptığı 15 Şubat 2013( bugün) vizyona  giren Taş Mektep, Kayseri de bulunan Taş Mektep okulunun 16-17 yaşlarında ki son  sınıf öğrencilerinin Sakarya Meydan Muhaberesi için  cepheye gidip şehit oluşlarının gerçek hikayesini anlatıyor.

Taş Mektep Oyuncular: Orhan  Kılıç, Ayça Varlıer, Feride Çetin, Can Kolukısa, Atsız Karaduman, Hazım  Körmükçü, Mehmet Atay, Ümit Çırak

Taş Mektep Film Konusu

Henüz genç bir öğrenci olan Mehmet ve okul arkadaşları, düşman işgali altına  giren Anadolu nun hali için derinden üzülmekte, dahası oturup bekledikçe düşmana  karşı bilenmektedirler. Eskişehir in kentinin düştüğü ve ordunun geri çekilmekte  olduğu haberi hepsini daha da endişelendirir. Vatanı savunmak için harekete  geçmeye kararlıdırlar. Onlar cepheye gidip düşmanla çarpışmak isterken, Güzide  öğretmen ise öğrencilerinin savaşa bir fiil katılamayacak kadar küçük yaşta  olduklarında ısrar eder. Tevfik yüzbaşı ve Abbas Emmi ise öğrencileri vatan  aşkıyla dolu bu karardan döndüremeyeceklerinin farkındadırlar. Dahası bu  topraklar üzerinde yaşayan Ermeni ve Rumlar, devletlerin kanlı politikasını bir  kenara bırakarak aynı vatanı koruyacaklardır… Mehmet in Rum kızı Mina ya olan  büyük aşkını ne bu savaş engelleyebilir ne de Tevfik yüzbaşı ile Güzide nin  yüreğine düşen sevdaya kanlı savaş engellenebilir.


Taş MektepCANLI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN.. Youtube Dizi İzle,Youtubediziizle,Dizi İzle,Dizi Fragmanı İzle,Dizi Seyret,Full Dizi İzle,HD,Youtube Fragman İzle,Youtube Dizi Tek Parça İzle,Youtube Tek Parça İzle,Yotube Full İzle,Youtube Dizi İzle,Youtubedizi,Dizi İzle,Dizi Fragmanı İzle,Fragmanı İzle Youtube,Dizi Seyret,Full Dizi İzle,HD Dizi İzle,Youtube Yemek Programları İzle,Yemek Programları,Tv Yemek Programları,Yemek Tarifleri,Resimli,Yemek Programları İzle,Yemek Programları,Televizyon Yemek Programları İzle,Yemek Programları Canlı İzle,Full İzle,Online, sinema çekimi filim izle filmi sinema çekimi izle full (watch full movie theater shooting)Yeni çıkan yerli, yabancı filmleri indirmeden online ve full izleyebileceğiniz sinema platformu.. Filmi Türkçe Dublaj Tek Parça Full izle Full Online Hd Kalitesinde Türkçe Alt Yazılı Bedava Yabancı Film İzle, Şirinler İzle, Şirinler Filmi İzle maç seyret, Lig tv izle, canlı ligtv izle, D-smart izle, bedava maç izle, internet webtv izle, online canlı maç izle, justin tv izle, lig tv izle, d smart izle, euro futbol izle, lig tv canlı izle, canlı lig tv izle, maç özetleri trt, lig tv canlı maç izle, justin tv canlı maç izle Live stream watch Live Game Online Streaming live stream free watch online tv. Canlı Maç izle , Canlı Maç yayınları ,Lig TV izle , Canlı Maç Sonuçları , Canlı Maç skorları , Canlı Skor. Live Stream UEFA Online Canlı maç izle, spor haberleri, maç özetleri izle, maç seyret, Lig tv izle, canlı ligtv izle, D-smart izle, bedava maç izle, internet webtv izle, online tv izle , Karaborsa Bilet | Satılık, alınık festival, konser, maç, opera, bale, dans, tiyatro, sinema biletleri, canlı maç sonuçları, iddaa tahminleri , maçı bilet fiyatları belli oldu , derbi maçı ne zaman saat kaçta

Osmanlı'da Oyun Çok


1912 yılı seçimleri öncesinde İttihatçılar’ın, Ermeni partisi Taşnaktsutyunla dokuz maddelik anlaşmaya göre, Ermeni reformu gündeme alınacak ve yeni meclise 19 Taşnak vekil girecekti. Ermenilerin canla başla çalıştığı kampanya döneminden sonra seçimi İttihatçıların kazanacağı anlaşılınca söz verilen vekil sayısı 9’a düşecek, anlaşma maddelerinin hiç biri yerine getirilmeyecekti. 1914 yılında Birinci Dünya savaşının arifesinde, sorunu çözeceğiz, Ermeni reformu yapacağız diyen İttihatçılar, bunun şartı olarak ta, Ermenilerden Kafkasya’da Rus Çarına karşı silahlı mücadele başlatılmasını isteyeceklerdi. Hâlbuki bu yıllarda İttihatçı önderler için Ermeniler “söküp atılacak bir ur” gibiydi. Onlar için dış düşmanla, iç düşman birdi. Ve bunu her yerde söylüyorlardı. 

***
Osmanlı’da oyun çok lafının hiç de boş bir laf olmadığını anlamak için ise tarihe bakmak yeterlidir. Bu oyun ve hilelerin tek panzehri, siyasi tarih bilincine sahip olmaktır.
Kürt sorununu çözüme kavuşturmaya yönelik iki yılı aşkın bir süredir Öcalan koordinatörlüğünde devam eden “çözüm ve müzakere” süreci, 6-7 Ekim Kobane ile dayanışma eylemleri sonrası krize girmişti. Geçtiğimiz haftalar içinde HDP adına İmralı ve Kandil’e giden görüşmeci heyetle AKP hükümeti yetkililerinin ve süreci AKP adına denetleyen Yalçın Akdoğan’ın bir dizi görüşmesi sonrasında tıkanıklığın aşıldığı ve “sürecin” kaldığı yerden devam edeceği açıklandı. Bir aydır yapılamayan Heyet-Öcalan görüşmesi de geçtiğimiz hafta sonu, HDP tarafından uzun süredir talep edilen isimlerden Hatip Dicle’nin de heyete katılmasıyla gerçekleşebildi.

Sürecin hangi evrede olduğu, krizin çıktığı aşamada nerede olduğu, şimdi nereden devam edeceği ve hangi konularda anlaşıldığı tartışmalarını bir yana bırakacak olursak. Özellikle Erdoğan ve hükümet yetkililerinin süreç boyunca kullandıkları dil, beklentiler, kimi teklifler, tamamen uyutma ve aldatmaya dönük tutumlar, irili ufaklı hileler, insanın aklına 2015’te aktüel hale gelecek Ermeni soykırımı dolayısıyla “Ermeni sorununu” getiriyor.

Bugün hala, bir milyondan fazla Ermeni’nin yaşadığı topraklardan sökülerek Der-i zor gibi asla o kadar kalabalık bir kitleyi barındıramayacak çöllük bir bölgeye sürgün edilmelerini ve sürgün yollarında on binlercesinin hükümet askerleri gözetiminde teşkilatı mahsusa birliklerince katledilmelerinin yarattığı acıyı konuşuyoruz. Soykırıma uğrayan bir halkın başına gelenler ve yaşadıkları, tarihin karanlık labirentlerinden hala gün yüzüne çıkartılmayı bekliyor.

Tarihte yaşanmış ve çözüm olarak görülmüş kimi yöntemler, benzerleriyle karşılaşıldığında insanın aklını çeler. Hafızada kayıtlı tecrübe, aynı sorunları aynı yöntemlerle çözmeyi yeniden denemek ister. Eh, devletin devamlılığı gibi bir lafı olur olmaz her yerde söylemeye pek meraklı bir devlet yöneticisi türüne sahip olduğumuz düşünülürse, insanın aklına gelenin, devletin de aklına geleceğini tahmin edebiliriz.

Elbette yaşanan çağ dönüşümü, insanlığın insan olma yolunda kazandığı değerler ve buna eklenecek onlarca neden ve faktör, geçmişte kullanılan yöntemlerin aynılarıyla bugün de kullanılmasını pek mümkün kılmıyor. Dolayısıyla Kürt sorunundan kurtulmak için, milyonlarca Kürdü ölüm yolculuğuna çıkarmak, zorla büyük kitleler halinde iskân etmek ve bu yolla sorunu halletmek, içinde yaşadığımız çağda kolay yapılabilirmiş gibi görünmüyor.

Devlet aklı, dün Ermenilere uygulanan soykırımı bugün ki koşullarda Kürtlere yapamıyor olsa da, sorunu uyutma, oyalama ve hileler yoluyla erteleyerek uygun bir konjonktürde bundan kurtulma arayışlarından asla vazgeçmeyeceğini de her fırsatta gösteriyor. Devletin “devamlılığından” mı, alışkanlıklarından mı, bilinmez; 100 yıl önce Ermenilere yaptığını bugünde Kürtlere yapıyor.
Dün Ermenilere yapılanlara bakmak, pek ala bugün Kürtlere yapılanlarla aralarındaki benzerlikleri görmeyi ve izdüşümlerini fark edebilmeyi mümkün kılıyor.

1887’de Abdülhamit döneminde Berlin’de yapılan ve 61. Maddesi Osmanlı Ermenilerinin koşullarını düzeltmeye dönük antlaşma, hiçbir zaman karşılık bulmayacaktı. Gündeme geldiğinde ve antlaşma hatırlatıldığında, Saraydan bir heyet Ermenilerin yoğun yaşadığı Batı Ermenistan’da incelemeler yapmak ve sonuçlarını Saraya bir rapor halinde bildirmek için yola çıkacak ama araya giren başka siyasi bir gelişmeler ile bu konu tekrar hatırlanana kadar unutulacak, unutturulacaktı.

1895 yılında, koşullarının düzeltilmesini isteyen ve Anadolu’da ki Ermeni katliamlarına dikkat çekmek için Babıali’ye dilekçe vermek için toplanan yüzlerce Ermeni zorla dağıtılacak, daha önceden oraya getirilmiş ve ellerine uçlarında demir olan sopalar verilen ahalinin ise yüzlerce Ermeni’yi döverek öldürmeleri sağlanacaktı. Ermeni sorununa dikkat çekmek için 1896 yılında Ermeni militanlarca Osmanlı Bankasının basılması sonrasında aynı yöntemlerle İstanbul’da öldürülen Ermeni sayısının on bin civarında olduğu söylenmektedir. Yolda yürüyen, dükkânlarından çıkartılıp, tramvaylardan indirilen ve kafalarına vurularak öldürülenler, gece yarısı çöp arabalarıyla toplanarak götürülecek ve topluca gömüleceklerdi.

1890 yılında, Ermenilerin yaşam koşullarını düzeltecek reformların hayata geçirilmesi beklenirken, Hamidiye alayları adı altında Ermenilere kan kusturacak birlikler oluşturulacaktı. 1908 yılında Meşrutiyet sonrası Ermenilerin desteği ve gücüne ihtiyaç duyulduğunda ise onlara bu alayların kaldırılacağı sözü verilmesine rağmen, alaylar kaldırılıyormuş gibi yapılarak isimleri “Aşiret Hafif Süvari Birlikleri” olarak değiştirilecek ve özel alaylar biçiminde Osmanlı Ordusunun içine katılacaktı.

1909’da 31 Mart ayaklanmasının başladığı ilk saatlerde canlarını zor kurtaran İttihatçı önderler, Ermeni partilerinin yardımıyla gizlenmişlerdi. İttihatçılar, İktidarı almaları durumunda Ermeni reformu sözü vermekten geri durmazlarken, kendi kongrelerinde; “Osmanlı devleti salt Türk olmalı. Yabancı unsurların mevcudiyeti, Avrupalıların müdahalesi için bahanedir. Onları zorla Türkleştireceğiz, onlara bu akılları veren bir başka akıl var” diyeceklerdi.

31 Mart 1909 ‘da ki gerici ayaklanmayı bastıran Hareket ordusunun İstanbul’a gelişine kadar her safhada Ermenilerden destek gördüğü, hareket Ordusu Komutanlarının, “ayrımız gayrımız yok, hepimiz biriz” dediği biliniyor. Sonra, aynı Hareket Ordusu Ermeni katliamını engel olmak için Adana’ya gidecek; “silahları herkesten topluyoruz” diyerek Ermenileri silahsızlandırıp, ilkinden daha beter olan, Otuz bin Ermeni’nin canına mal olacak bir katliamı gerçekleştirecekti.

1909 yılında Meclis-i Mebusan’da Adana olaylarını araştırmak için bir heyet kurulacak, Adana’ya gidip araştırmalar yapacak. Heyet, kendi içinde anlaşıp meclise bir türlü rapor veremeyecek, heyetteki Ermeni vekil Babikyan bu arada esrarengiz biçimde ölecekti. Türk vekil Yusuf Kemal ise katliamı son derece önemsiz kılan bir rapor vererek katliamın üstünün kapatılmasını sağlayacaktı. Ölümünden 3 yıl sonra açıklanan Babikyan raporunda ise katliamda kendisinin de mensubu olduğu İttihat ve Terakki Cemiyetini ağır biçimde suçladığı ve katliamda esas sorumlunun o olduğuna işaret ettiği görülecekti.

1912 yılı seçimleri öncesinde İttihatçılar’ın, Ermeni partisi Taşnaktsutyunla dokuz maddelik anlaşmaya göre, Ermeni reformu gündeme alınacak ve yeni meclise 19 Taşnak vekil girecekti. Ermenilerin canla başla çalıştığı kampanya döneminden sonra seçimi İttihatçıların kazanacağı anlaşılınca söz verilen vekil sayısı 9’a düşecek, anlaşma maddelerinin hiç biri yerine getirilmeyecekti.

1914 yılında Birinci Dünya savaşının arifesinde, sorunu çözeceğiz, Ermeni reformu yapacağız diyen İttihatçılar, bunun şartı olarak ta, Ermenilerden Kafkasya’da Rus Çarına karşı silahlı mücadele başlatılmasını isteyeceklerdi. Hâlbuki bu yıllarda İttihatçı önderler için Ermeniler “söküp atılacak bir ur” gibiydi. Onlar için dış düşmanla, iç düşman birdi. Ve bunu her yerde söylüyorlardı. 

Dolayısıyla çözüm ve müzakere sürecinin yeniden rayına sokulmasını ve ilerleyebilmesini, Kürtlerin karşılıksız olarak silah bırakması şartında arayan AKP’nin bu pişkinliğini, Ermeni mebusu ve aydını Zohrap’ın ölüm yolculuğu olan sürgün kararını imzaladıktan 5-6 saat sonra, Tokatlayan Handa onunla kâğıt oynayan bir aklın hala hükmünü sürdürmesi ile anlayabiliriz.

Osmanlıda oyun çok lafının hiçte boş bir laf olmadığını anlamak için ise tarihe bakmak yeterlidir. Bu oyun ve hilelerin tek panzehri, siyasi tarih bilincine sahip olmaktır. Kürt hareketi, “bizi kandırmaya ve oyalamaya çalışmayın” derken bir şey anlatmaya çalışıyor. AKP önderliği durumun farkında mı? Yoksa onlarca yıldır bildiği ve şimdi daha da çoğalttığı oyunlara devam mı edecek? (KA/HK)

Kadir Akın


Faydalanılan kaynaklar

* Arsen Avagyan, Gaidz F. Minassian, Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya, Aras yayınları, İstanbul, 2. Baskı, 2005

* Vahakn N.Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi, Balkanlardan Anadolu ve Kafkasya’ya Etnik Çatışma, Belge yayınları, İstanbul, 2008

* Taner akçam, Ermeni Meselesi Hallolunmuştur, İletişim Yayınları, İstanbul, 5. Baskı 2010

* Sait Çetinoğlu, Kilikya Katliamı 1909, Propaganda Yayınları)

http://bianet.org/bianet/siyaset/160412-osmanli-da-oyun-cok

İş Yerinde Çalışıyor Gibi Görünmek!

İş Yerinde Çalışıyor Gibi Görünmek!

Ofiste çok çalışıyor gibi görünmenin anayasası 


Her zaman ellerinde dokümanla yürü

Elinde çeşitli doküman bulunan insanlar, özellikle işverenlerin gözünde kolayca çok çalışıyor imajı çizebiliyorlar.

Bilgisayarı meşgulmüş gibi kullan!

Tabii iş yapıyorum diye e-postalarını kontrol edebilir, sohbet edebilir, hatta sevdiğin bir arabanın özelliklerini takip edebilirsin.

Eğer patron yakalarsa, “Yeni…

View On WordPress

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/makale/deniz-kavukcuoglu-moda-iskelesini-kurtarmak.html

Deniz KAVUKÇUOĞLU : Moda İskelesi’ni Kurtarmak

Deniz KAVUKÇUOĞLU : Moda İskelesi’ni Kurtarmak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir kuruluş olan Beltur, Hidiv Kasrı, Malta Köşkü, Sarı Köşk, Beyaz Köşk, Pembe Köşk, Çadır Köşkü, Küçük Çamlıca Köşkü gibi tarihi mekânlardan oluşan ve rakı, şarap, bira türünden ‘murdarlıklardan’ arındırılarak Müslümanlaştırılmış tarihsel ‘aş-şerbet’ evleri zincirine Moda İskelesi’ni de kattı. Bundan böyle Modalılar ve Moda’yı sevenler, 1916-1917 yıllarında Mimar Vedat Tek tarafından yapılmış, semtin simgelerinden biri olan ve bir süre öncesine kadar içkili kafe/lokanta olarak işletilen bu yapıda Kalamış Koyu’na, Fenerbahçe Burnu’na, Prens Adaları’na bakarak demlenemeyecekler.

***

Şimdi bana, “İlle de içki mi olmalı” diye soracak olursanız, yanıtım, “İçinde bulunduğumuz koşullarda kesinlikle evet!” olacaktır. Çünkü içki içip içmemek bireyin kendi özgür istencine bağlı bir karardır, kişiseldir. Ve hiçbir demokratik ülkede bireylerin bu türden seçimleri kamu tarafından dayatılmaz, dayatılamaz.

Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmış AKP iktidarı ise denetimindeki yerel yönetimler aracılığıyla toplumu biçimlendirmekte, bireylerin özgürlüklerini kendi dünya görüşü doğrultusunda kısıtlamakta, yurttaşların istençlerine müdahale etmekte, toplumdaki alışılageldik davranışları ‘İslami denetim’ altına almaktadır.

İçen gibi içmeyene de, örtünen gibi örtünmeyene de aynı saygıyı gösteren laik-demokratik kesim ise tüm bu gelişmeleri derin bir sessizlik içinde izliyor. Bu kesim sessiz kaldıkça dinciler, her geçen gün biraz daha elverişli duruma gelen dikensiz gül bahçesi ortamında diledikleri gibi at koşturuyorlar.

***

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Moda İskelesi’ni ele geçirmesiyle birlikte ‘aş-meşrubat’ mekânını kâfirlerden temizlemenin yanı sıra benzerine pek rastlanmayan bir uygulamayla denize uzanan rıhtım üzerinde ‘serbest dolaşımı’ da yasakladı. Modalılar ve Moda’yı sevenler rıhtım üzerinde artık İBB’ye bağlı ‘ahlak zaptiyesi’nin üzerlerini aramasına, çantalarını karıştırmasına razı olduklarında dolaşabiliyorlar. Ezkaza ‘ahlak zaptiyesi’ üzerinizde ya da çantanızda ‘alkol’ bulacak olursa, “Geçmek yasak!” diyor.

Dinciler, ‘mağdur’u oynamayı iyi beceriyorlar. Rollerini başarıyla oynadıkça laik-demokratik kesim de giderek ‘hoşgörü şapşalı’ durumuna düşüyor. Bir insanın, özgürlüklerini kısıtlayanlara, yaşam alanlarını daraltanlara, ayaklarını bastığı zemini oyanlara hoşgörü adına durmaksızın ödün vermesine ‘şapşallık’tan başka bir sıfat bulamıyorum.

***

Moda İskelesi’ne karşı girişilen bu ‘İslami fetih harekâtı’na sessiz kalınmamalıdır. On yıllarca nice sevgilere, aşklara, coşkulara tanıklık etmiş bu şirin iskele İBB Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın muhallebi dükkânı değildir. Alkol yasağının, ‘ahlak zaptiyesi’nin bu iskelede yeri olmamalıdır. Modalılara ve Moda’yı sevenlere yönelik bu aşağılamaya derhal son verilmelidir.

Birkaç haftadır, dinci dayatmaları içine sindiremeyen bir grup duyarlı Modalı her cuma akşamı saat 21.00’de ayak basmalarına ‘ahlak zaptiyesince’ izin verilmeyen rıhtımın başında toplanıp müzikli, şenlikli protestoda bulunuyor. Çoğunluğu gençlerden oluşan bu grubun girişimini desteklemek Moda’nın karartılmasına gönlü razı olmayan her İstanbullu’nun boynunun borcudur. Özellikle Buket Uzuner, Tarık Günersel, Ahmet Cemal, İbrahim Çiftçioğlu, Cüneyt Akalın, Enis Fosforoğlu gibi Moda’da oturan edebiyatçılarımızın, sanatçılarımızın, bilim insanlarımızın destekleri bu direnişe güç katacaktır.

Eğer siz de “Artık yeter!” demenin zamanının geldiğine inananlardansanız, 29 Ağustos Cuma günü saat 21.00’de Moda İskelesi’nde buluşalım. Dilerseniz yanınıza içkinizi de alabilirsiniz. Velev ki simge olsun…

DENİZ KAVUKÇUOĞLU

<!–
var prefix = ‘ma’ + ‘il’ + ‘to’;
var path = ‘hr’ + ‘ef’ + ‘=’;
var addy67771 = ‘dkavukcuoglu’ + ‘@’;
addy67771 = addy67771 + ‘superonline’ + ‘.’ + ‘com’;
var addy_text67771 = ‘dkavukcuoglu’ + ‘@’ + ‘superonline’ + ‘.’ + ‘com’;
( ‘‘ );
67771 );
( ‘
‘ );
//–>n
<!–
( ‘‘ );
//–>

<!–
( ‘’ );
//–>

Cumhuriyet – 27.08.2008