lanetic

Saatin tiktaklarını saymıyorum. O aşamayı geçeli epey olmuş. Bir şeyleri saymıyorum artık, günler hariç. Çabuk geçsin zaman diye saçlarıma mı dolasam, yoksa biraz da şu yemeğe mi katsam derken, çıkmazlar biriktirmiş ondan kuyu oluşturmuşum.

Boğuldum say, kurtar beni içimdeki o kirli sulardan.

Aritmetik ortalamasını alsam ellerimizin. Hiçbir mânâ ifade etmese, baksam dursam. Milimetrik alanlara takılıp kalırım, bir de kabuslardan uyanınca somut ya da soyut gözetmeksizin boynuna sığınsam. Kanalizasyon süsü verilmiş bir kapak ile yeraltında huzuru bulmak hayalindeyim. O uzaya gidilecek* biz şu süre zarfında insanlardan saklanalım.

Yine kemirdim ojelerimi, sen olduğunda ellerine bakmaktan yapamıyorum. Ellerim için gel.


Perdeyi aralama , açık kalsın. Pencerenin pervazında, ben sana pervasızca sırnaşırken sigara yakarsın. Saksı çiçekleri istiyorum, ismini sen ver. Kahveyle geçişirilen tüm kahvaltıların hatrına, her sabah sıcak ekmekler. Kirpiklerim avuçlarıma dökülüyor, yarı uyanık lanet ederken sabahlara. Çorabının tekini bulma, başka tek giy. İnsanlar bilmiyor, delirmezsem seni kaybederdim.

Öperim bebek teninin, en erkek kokan saçlarının ardındaki yerlerini. Sonra kıvrılırım sana, mahallenin en uysal kedisi gibi.

5

Bu gece oturmadık, Ankara’nın en işlek yerlerini “Hocalı” ve “Ermeni’ye lanet” çıkartmalarıyla donattık.

Nasıl, güzel olmuş mu? :)