Eğer dizinin "oyuncuların özel hayatına karışan fanlar" tarafından bittiğini düşünüyorsanız gerçekten ahmaksınız demektir. :)

Koskoca, yaşını başını almış insanların sadece bir grup azınlığın anlık sinirle sosyal medya üzerinden onlara söylediklerini takacağını ya da dizinin -üstelik büyük bir kitle tarafından izlenen bir dizinin- bir bölümünden aldığı parayı göz önünden çıkarıp dizinin bitmesini isteyeceklerini düşünmediniz herhalde? Hadi diyelim ikinci söylediğimi boş verin, fakat dediğim gibi, bu insanlar onlara yazılanlara içten içe üzülseler bile bunu işlerine yansıtmayacak/yansıtmak istemeyecek kadar profesyoneller.

Herkes sizin gibi saf değil, kusura bakmayın. Bu dizinin bitmesinin ardında daha başka sebepler vardı. Fanlara yüklenip, “özel hayatlarına burnunuzu soka soka bitirdiniz diziyi” demeye hakkınız yok. İnanın bana onlara edilen lafları siz onlardan daha çok önemsiyorsunuz. Öyle ki, bu durumu dizinin final vermesine bile bağladınız.

this is kinda?? because every time i take the test i get something different, but the first time i took it i got isfp and i tend to feel pretty connected to that type, so
also tagged by deepsky28

ISFP (Composer)

ISFPs live in the moment and are easy-going, preferring a “live and let live” approach. They don’t like confrontations and sometimes keep their mouths shut for that reason. Tend to be artistic and nature-loving.

  • Jake from Adventure Time
  • Bertolt Hoover from Attack on Titan
  • Wybie from Coraline
  • Naegi Makoto and Mukuro Ikusaba from Dangan Ronpa 
  • Ryuugamine Mikado from Durarara!!
  • Tricia Miller and Daya Diaz from Orange Is The New Black
  • Chuckie Finster from Rugrats
  • Sid from the first generation of Skins
  • Ken Kaneki from Tokyo Ghoul

i tag: attackonmyfeelswhydontyou kitlings stutler pinepaw cinnuhmon-daddy i cant think of anyone else but if you want to do it you can just say i tagged you lol 

biopsi- nasıl yazıldığından emin değilim.

Annemin vücudunda şüpheli bir kitle tespit edildi. Doktorun dediğine göre tehlikeli olma ihtimali %50. Pazartesi günü biopsi yapılacak, her şey ortaya çıkacak. İki gündür hepimiz sancılar içindeyiz. Yani ben öyle sanıyordum.
Az önce babam eve geldiğinde bilgisayar başındaydım. Bana:”annen hastaneye düşerse bu işleri ( yemek filan) kim yapacak? Elin yatkın olsun, kalk biraz iş yap” dedi. Hem de annemin yanında dedi. Dünyada daha bencil bir insan gördünüz mü?


Not: Duanıza muhtacız.

birayakonansinek said:

anlıyoruz tabi ben 2 sene önce katıldım buraya, hiç kimse yoktu sadece biz bizeydik kimse sen kilolusun, yok "kanka senin babanın holdingi mi var aşkım" diye espriler yapmazdı saçma saçma fotoğraflar, burayı ig yerine kullanan insanlar yoktu yani "Tumblr insanı önyargısızdır" diye bi olay var ya, tumblr kızı tumblr erkeği, onlar 2 sene önce gerçekti.

Şimdi Tumblr kızları beli bir kitle erkeği seven kızlardan ibaret olduğu düşünülüyor,Tumblr erkekleri ise papyon takan,kaykay kayan,rampa saçlı erkekler olarak görülüyor. Her sitenin sonu bu sanırım. Popüler kültüre yem olmak. Ama buna cidden izin vermeyelim. Artık şu Tumblr kızı-erkeği tanımları eski haline dönsün lütfen. Cidden bunu çok istiyorum. Şuanda ile hakaret yiyicem biliyorum. Çünkü popüler kültürün bir parçası olan insanlar bu yazdıklarımdan hoşnut değiller. Ama bu benim doğrum yapacak birşey yok.

Sa günaydın ya bir şey sorcam yaklaşık 1 yıldır göğsümde bi kitle var doktora gittim normal falan dedi zamanla geçer dedi ama geçmiyor aksine zamanla büyüyor yani fark edebiliyorum ne olduğunu bilen var mı vs endişelenmiyor değilim

Yeni Türkiye’de iş güvenliği:erdoğan’ın bir işaretiyle, garibandan yana koyacağı bir tavır ile şu şaklaban mukallid kitle adam olur. e artık zamanı yani.güçlendin, gücü ele geçirdin, adeta erkin öteki adısın. biraz da garibanın yanına geçsen diyorum. hani bari inandığın kitap adına.iş “kazası” ve işçi ölümü bu önlem fukarası ülkede bir “kader”.

(bkz; kadere iman) öldüler, yine ölecekler, hep ölecekler..zenginlerin sefa süreceği rezidansın inşaatında, yere çakılan gariban işçiler!

kölelik kalktı mı dediniz??

Saçma sapan şeyler söyleyip farklı olmak tarihte kalmak isteyen insanlar var aptallık sadece bunu söyleyenlerle sınırlı kalsa iyi bu farklı görünme çabası içinde olan insanlara inanan bi kitle sürekli var . doğru yanlış önemli olan bu değil önemli olan söylediğin şeyin ne kadar sansasyonel olduğu.
Sevgili Günlük

Bugün, İstanbul’daki 4.günüm..

Bu koca şehrin ilginç bir huyu varsa, o da kendini hemen seninmiş gibi önüne serivermesidir.. Sanki yüzyıldır buradaymışsın gibi hissediyorsun 3.günden sonra.. Efsunlu bir alışkanlık bırakıyor kalbe..

Öyle ki, sabah genetikçi hanımefendinin kanepesinden kalkıp, kahvaltı ettikten sonra akbilimi ve siyah gözlüklerimi alınca kaçınılmaz bir yürüme arzusu doluyor içime..

Bugün yıllardır konuştuğum, lakin yüzyüze daha önce hiç görüşmediğimiz baskı ustası bir ressam hanımefendi ile buluşmaya karar verdim.. Şehre geldiğimi söyledim, İstiklal’de buluşmak üzre sözleştik..

Galatasaray Lisesi’nin önünde yine bir hareketlilik var.. Az ötede; Rojava, Şengal, Ezidiler diye haykıran bir kitle var.. Yumruklar çelik gibi kaldırılmış, göğüsler şahin.. Heyhat! Klavye delikanlılığından çok daha asil bu sesleniş.. Dedim muhabbeti boşverelim, henüz arkadaşımda gelmemiş, katıldım kitleye, gözyaşından dem vurduk bir ses, bir nefes..

image

Olaysız dağıldı güruh, saatte erken daha, arkadaş aradı, “ben geldim.. Seni mükemmel bir yere götüreceğim, hatta o kadar mükemmel ki, burası senin için açılmış ve sana kavuşmayı bekleyen bir dükkan sanki..” dedi..

İyice abarttın yuh artık dedim içimden (=

Allah Allah, meraktan da ölüyorum.. Karşılaştık, tahminimden daha kiloluymuş hanımefendi.. Zaten vücudunu sevmeyen hanımefendilerin sanal mecralarda yüzlerini ön plana çıkarmasına aşinayız.. Bu da öyle, hep simasına odaklanmış karelerden tanıyoruz bu cinsi latifi, yüzyüzeyken devasa bir kalça bize selam çaktı.. Candan bir sarılma.. Dedi “vakit kaybetmeyelim, seni şaşırtmak istiyorum doksan2” Başladık yürümeye..

İstiklal’de bir ara sokağa girdik, dedim Dexter stayla, emaneti takacak heralde bu kadar sabırsızlandığına göre (=
Küçük bir kapıdan girdik, duvarlarda O LA LA falan yazıyor, seks şop mu acaba la bura, kartonu yırttırmayalım bunca yıldan sonra derkeeen.. Bir keskin koku beni benden aldı..

Bir çikolata dükkanı.. rüya gibi ama, gerçek..

Aklımda az evvel haykırdığımız mazlum diyarların çikolata yiyemeyen çocukları var.. Ve bir şehrin yaban dediği kadının, çikolata dükkanıyla Zeki Müren gibi gönüllere girdiği film, Çikolata.. Ah o ne zarif filmdi.. Papazın şiddetle gelişi ve bu kokuyla kaşlarının değişmesi.. Müşfik adımlar, zarif reveranslar..

Kapıdan girdik, sanki koku dükkan personelinin ruhuna işlemiş gibi “hoşgeldiniz, fakat üst katımızda yer yok, dilerseniz yan taraftaki kafede bizim ama beklemenizi rica edeceğim, zira üst katımız beklemeye değecek güzellikte, beklerken arkanızdaki kutulardan dilediğiniz kadar çikolata yiyebilirsiniz, orada dünya ülkelerinin kendine has çikolatalarından numuneler var” dedi gülümseyerek..

image

Dedim, ALLAHU EKBER!

Zaten biliyorsun sevgili günlük, ilginç şeylere inanılmaz bir iştiyak ve muhabbet duyuyorum.. Küba, Ekvator gibi bilimum ülkenin değişik çikolataları var.. İçimde myrete ya myrete çalıyor Karamel’den..

Bu ne harika bir yer, ayağımın dibinde çuvallar var, içi ağzına kadar kakao ve çikolata dolu.. Koku zaten, kütüphaneden sonra en tahrik edici şeylerden.. Cennet burada mı aceb, nerdeyim ben? dedim..

image

Sonra birileri çıktı yukardan.. Dükkan sahibi girebilirsiniz işareti verdi..

Üst katta canlı çiçekler ve pahalı küçük cam şişede sular olan bir çatı katı var, 4 mü 5 mi ne masa var, orada oturduk, baskı tekniklerinden, grafitiden ve hayata dair planlardan söyleştik.. Hoş bir karşılaşmaydı..

Dediği kadar varmış hatunun, bu ziyaret çok makbul ve mübarekti.. Sonra vedalaştık, ressam hanımefendi yarın ve sonraki günde görüşmek arzu ettiğini söyledi, ama vaktimin bolluğu insanlara değil İstanbul’a.. Bu sebepten, yarına hayatta olup olmadığımdan bile emin olmadığımı söyledim.. Vedalaşırken ona kapağında ejderha olan bir kitap hediye ettim..

En sevdiğim hayvan ejderha’dır.. ve bu ressam hanımefendi, içine beni ve ejderleri doldurduğu bir defter göndermişti bir yıl evvel.. İnce ruhlu bir dişi vesselam..

Daha sonra ev sahibem, genetikçi mihmandar aradı.. Kadıköy Starbakstayım gelsene, dedi.. Bu zarif davete icab etmek düşer amma starbaks ismi bile beni irrite ediyor, Mehmet Efendi ve mahdumları dururken goduğumun starbaksını ne yapayım? diyorum ama meğer onun da orada olmasının sebebi süpermiş.. neyse Gezi parkının önündeki dolmuşlara atladım, 5.50 liraya düştüm yola, Allahım nasıl bir trafik.. gıdım gitmiyor bile araç.. uzaktan köprü gözüküyor..

image

Genetikçi hanım yolda aradı nerde kaldı diye, dedim “köprüde çok trafik var” şöyle bir durdum, kendime dışardan baktım, noluyo la doksan2’m bu ne istanbulluluk? dört günde, “köprüde trafik” falan çemçük ağızlım (= haah, coş iyice (=
Starbaksa varınca anladım ki, genetikçi hatun da bedava internet ve elektrik var diye gitmiş oraya, bir şey almadan oturmuş, kapitalizmin .nasını zikiyor! Helal lan möyendiz dedim, helal olsun, gapitalizme indirdiğin bu küçük darbe takdire şayan..Sonra Moda’ya yürüdük, orada bir fuar mı ne varmış.. Oradan geçen yıl paramın yetmediği BAKMIYOR ÇEŞMİ SİYAH FERYADE şarkısının plağını ve birkaç Orhan Gencebay plağı aldım..

Velhasıl, hızlı ama güzel dündü..

Hayat bazen çok, “oh la la beatrice”, be sevgili günlük.. (=

Anarşistler, sayıların köleleri değildir, sınıf çatışması kitle içinde düşük seviyelerde olduğunda bile iktidara karşı eyleme devam ederler. Anarşist eylem, o yüzden, tüm ezilen sınıfın mücadelede baştan sona büyük ve tek bir örgütün içinde hareket etmesini savunmayı ve örgütlemeyi amaçlamamalıdır, ancak mücadelenin yegane yönlerini saptamalı ve eylemleri kendi saldırı kararlarına göre yerine getirmelidir.

Anarşistlerin şayet tek bir değişmez özelliği varsa o da kendi cesaretlerini sınıf mücadelesinin zorluklarına göre kırmamaları veya iktidarın vaatlerine kanmamalarıdır.

İktidara teslim olmuş bir anarşist bulmak her zaman zor, çoğu kez de imkansız olacaktır. Bu, işkence veya fiziksel acının bir sonucu olarak gerçekleşebilir, ancak uzun süreli baskı veya cesaretin yitirilmesi ile asla değil. Anarşistleri vazgeçmekten alıkoyan, tarihlerindeki en kötü anlarda bile onları iyimser yapan bir şey vardır. Bu, onlara geçmişteki hatalara dönmeyi değil, mücadele içinde daha ilerisini görme yetisini kazandırır.

Bir anarşistin devrimci çabası, asla yalnızca kitlenin harekete geçirilmesi değildir, diğer taraftan, belirli metotların kullanımı daha sonraki belirli bir zamanda mevcut koşullara tâbi hale gelecektir.

Kitle ile ilişki, gidişatı sürdürmek zorunda olarak ve sömürenlerin saldırısına karşı direnişin büyümesine dayanan bir şey olarak yapılandırılamaz. Bu, şüphesiz saldırıdan kaynaklanan ve artçı bir ilişki olmayan daha indirgenmiş spesifik bir boyuta sahip olmak zorundadır.

Önereceğimiz örgütsel yapılar, zamanda ve mekanda sınırlıdır. Bunlar kısa sürede erişilen basit birliksel biçimlerdir, başka bir deyişle, amaçları: tüm ezilen sınıfın mücadelede başından sonuna tek ve büyük bir organizasyonda örgütlenmesi ve savunu yapması değildir. Mücadelenin tek bir yönünü saptayan ve kendi saldırı kararına göre mücadeleyi sürdüren, daha indirgenmiş bir boyuta sahip olmalıdırlar. İdeoloji ile bastırılmamalı ancak herkes tarafından paylaşılabilecek olan temel unsurları içermelidirler: mücadelenin öz-yönetimi, sürekli çatışma durumu, sınıf düşmanına saldırı.

Anarşist azınlık ve kitle arasındaki ilişki(nin önemi) için bu yola işaret eden en az iki faktör: sermaye tarafından üretilen sınıf sektörelliği ve bireylerin, kolektif mücadelesinin belirli biçimlerinden aldığı acizlik hissinin yayılması.

Sömürüye karşı güçlü bir mücadele arzusu mevcuttur ve hala bu mücadelenin somut bir şekilde ifade edildiği yerler var. Pratikte eylem modelleri istenilen sonuca ulaşıyor ve hala bu doğrultuda yapılacak çok şey var.

Kapitalist iktidarın muazzam yapısına karşı yapılan küçük eylemler her zaman önemsiz ve anlamsız olmakla eleştirilmektedir. Ancak, diğerlerinin kolaylıkla tekrarlayabileceği bu küçük eylemleri yaymak yerine niceliğe dayanan bir ilişkiyle karşı çıkarak düzeltmeye kalkışmak bir hata olacaktır.

Çatışma, düşmanın konsensüsü sürdürmek için sürekli değiştirdiği büyük kompleks yapısından dolayı kesinlikle önemlidir. Bu konsensüs, her düzeyde işleyen sosyal ilişkilerin oluşturduğu iyi bir ağa dayanır. Daha küçük rahatsızlıklar, bu ağa, eylemin kendi sınırlarının çok ötesinde zarar verir. Bu, onun imajına, programına, sosyal barış ve istikrarsız politik dengeyi üreten mekanizmalarına zarar verir.

Çok az sayıda yoldaş tarafından yapılan her ufak eylem, adeta büyük bir altüst etme, yıkım eylemidir. Bir referans noktası olarak bir sembolden fazlasına dönüşmeyen eylemler, çoğu kez mikroskopik boyutların çok ötesine geçer.

İşte bu, çoğu zaman isyan olarak konuştuğumuz şeydir. Bizler mücadelemizi, isyan koşullarının ortaya çıkabileceği ve gizli çatışmanın gelişip öne taşınabileceği bir biçimde inşa etmeye başlayabiliriz. Bu şekilde, anarşist azınlık ve mücadelenin gelişebileceği belirli bir durum arasında bir bağlantı kurulmuş olur.

Birçok yoldaşın bu fikirleri paylaşmadığını biliyoruz. Bazıları bizi analitik olarak eski moda olmakla suçlamakta, bazıları ise özellikle de elektronik ortamda, artık isyandan bahsetmenin mümkün olmadığını iddia ederek, sınırlanmış mücadelenin sadece iktidarın amaçlarına hizmet ettiğini göremezler.

Ancak bizler azimliyiz. Bugün hala isyan etmemizin mümkün olduğuna inanıyoruz, bilgisayar çağında bile.

Canavarı bir iğne ile delip geçmek hala mümkündür. Ancak basmakalıp büyük kitle mücadeleleri hayallerinden ve her şeye egemen olacak, her şeyi kontrol edecek bir hareketin sonsuz büyümesi fikrinden vazgeçmek zorundayız. Gerçeği hayalimizdeki gibi değil, olduğu gibi değerlendirmeliyiz. Bir durumla karşılaştığımızda bizi çevreleyen gerçekliği yansıtan ve kendimize, ona karşı eylemek için gerekli araçları sağladığımız sınıf çatışması konusunda net bir fikre sahip olmak zorundayız.

Anarşistler olarak bizlerin, büyük bir önem ve devrim kabilinden anlamlılık taşıyan müdahale ve fikir modellerimiz var, ancak onlar kendileri adına konuşmaz. Şipşak anlaşılır değiller, bu yüzden bunları eyleme dökmek zorundayız, çünkü onları basitçe açıklamak yeterli değildir.

Kendimize mücadele için gerekli araçları sağlama çabası, fikirlerimizi berraklaştırmamıza yardımcı olmalıdır, hem kendimiz hem de bizimle bağlantı kuranlar için. Kendisini yalnız karşı-bilgi, ihtilaf ve ilkelerin açıklanmasıyla kısıtlayan indirgenmiş araçlar fikri, şüphesiz yetersizdir. Bunun ötesine geçmek zorundayız ve üç biçimde çalışmalıyız: kitle ile temas (açıklık ve mücadelenin kesin gereksinimleriyle sınırlanmışlıkla); devrimci hareket içerisinde eylem (daha önce bahsedilen kişisel eğilim); spesifik örgütlenmenin inşası (hem kitle içinde çalışmak hem de devrimci hareket içerisinde eylem için işlevsel).

Ve bu doğrultuda çok çaba sarfetmemiz gerekiyor.

Alfredo Bonanno

bugün yengeniz kadıköyde beni bi figürcüye götürdü

aman allahım

beni koy oraya kapıyı arkamdan kitle aqq

yok böyle bi dünya

star wars, hp, lotr, got

ışın kılıçları, asalar

nimbus 2001 bile var aqq

her bi bok var ve ürünler en iyi kalite

so

bana hediye almak isterseniz :)))

Zorunlu din dersine, Türkçe’nin yasaklandığı dayatmacı imam-hatiplere, eğitimde belli bir ulusal dilin ayrıcalıklı kılınmasına, özel kurumlaşmaya ve zihni-bedeni gelişmeyi örseleyen gerici-burjuva ideolojiye teslimiyete karşı mücadeleyi emekçiler ve tüm yoksullar arasında yükseltmek, örgütleyici ve savaşıma sevk edici davranmak başta sendikalar olmak üzere tüm sosyalist partilerin ve kitle örgütlerinin aktif görevi olmalıdır. Bütün uluslardan ve inançlardan işçiler, emekçiler, ezilenler için tek bir eğitim siyaseti vardır: Eğiticiler ve okullar arasındaki niteliksel farkların yok edildiği, yerel diller için özgür, A’dan Z’ye tam demokratik, ücretsiz, bilimsel ve laik eğitim.

anonymous said:

Bence ice bucket olayindan sonra en azindan belirli bi kitle bilinclendi yani cogu kisi eglencesine yapmiyor bunu dedigin gibi tencere akimi felan baslatsak fena olmaz ama bagis felan olmali yani yardim amacli olmali yoksa ice buckettan farki kalmaz

tamam kanka bitti gitti vazgeçtik sağol düşüncelerin için.

Birden fazla insan bi araya geldiğinde, grup veya kitle deniyor. Oysa bazı kalabalıklar, sadece biçimsiz bi kütleden ibaret.

Kuruntularımı kutulara koymuş gibiyim. Her an akmaya hazır gözyaşlarıma biraz kırgın olduğumu söylesem garip olmaz sanırım. Bir sandık gerek. Bir anahtar. Her şeyi oraya kitle, anahtarı at, beni al.

190914 / #fethiye ‘den sonra #istanbul hic cekilmiyor.. sozde dunyanin metropolu ama icerdigi mal, anlamsiz, saygisiz, maddilesmis ve amacsiz kitle yuzunden cekilmez bir hal aliyor.. hadi bir gece #besiktas ‘ta bir gece #nevizade ‘de bir gece #tunel ‘de bir gece #ortakoy ‘de hadi bir gece de bahariye ‘de, cadde ‘de takil.. tamam ya diger hafta? sehir degil ulke gibi ya peki nezih kac yeri var? #deniz e bakip #cay icebilecegin kac yer var? kiyilar zengin picleri rahat etsin diye #otel lere ve pahali kaltaklarin pazarlandigi gece kuluplerine peskes cekilmemis mi? kac tane tinercisi, sapigi, abazasi olmayan halk #sahil i var? butun kafeler ve restoranlar trafige, asfalta veya karsisindaki apartmana bakiyor.. insanlar dipdibe, konusmalar birbirine karisip sonsuz bir ugultu olusturuyor.. yan masanin nefesi ensende.. ama sen “mutlu” taklidi yapiyorsun.. mecbursun cunku.. sehrin sana izin verdigi sadece bu.. oysa #kabak ‘ta, #olimpos ‘ta, #oludeniz ‘de, kelebekler vadisi’nde, kaya’da olsan.. sahiller senin, deniz senin, ormanlar, daglar, patikalar, yildizlar hepsi senin.. ozgursun.. insan oldugunu anliyorsun.. (Stanley Area)

İnsan yığınlarından oldum olası nefret etmişimdir, yaşamım boyunca onlardan uzak durmaya çalıştım, hiçbir zaman, hangisi olursa olsun bir toplantıya gitmedim kitle nefretim yüzünden, ben kitleden nefret ettiğim kadar derinden hiçbir şeyden nefret etmem, kalabalıktan, hiç yanaşmadığım halde kitle ya da kalabalık tarafından eziliyormuşum inancını taşırım hep. Daha çocukken bile kalabalıklardan kaçtım, kalabalıktan nefret ettim, insan topluluklarından, hainlik yığınından ve kafasızlıktan ve yalandan. 

Sosyal Medya ve Psikoloji

Sosyal medya psikolojisini anlamak için kavramları tek tek yorumlamak, aralarındaki bağlantıyı yorumlamak daha verimli sonuçlar almamızı sağlayacaktır. Sosyal, medya ve psikoloji arasında süregelen ilişkiler bütünü toplumu doğrudan etkilemiştir.

Medya kelimesi iletişim dilinde ortam anlamına gelir. Günümüzde bilgilendirme,kültürel devamlılık, kamuoyu oluşturma, eğlence işlevleri vardır. Medyanın bilgilendirme işlevi, yaşadığımız çağ nedeniyle önem kazanmaktadır. Kamuoyunun tüm ülke hareketlerinden haberdar olması ve kitle iletişiminin sağlanması medya ile mümkündür.

Sosyal kelimesi toplumsal anlamına gelir. Toplumu ilgilendiren her konu sosyaldir. Bu nedenden olacak ki medya, sosyalleşmesi sonucu hayatımızı daha çok etkilemeye başlamıştır. Medyanın sosyalleşmesi ile değişen iletişim kanalları insan psikolojisi üzerinde çeşitli değişikliklere yol açmaktadır.

Psikoloji terimi, davranışlar ve zihinsel süreçler ile birlikte bunların altında yatan nedenleri inceleyen bilim dalıdır. Psikoloji işlevini yerine getirmek üzere inceleme sürecine sosyal medyayı dahil etmek durumundadır.

Sosyal Medya Her Yerde!

Sosyal medya beynimizin her bir noktasına nüfus etmiş durumda. Oyun oynamak, fotoğraf yüklemek ve bunlarla beraber kendimizden bahsetmek, yer bildirimi yapmak en büyük alışkanlıklarımız haline geldi. Sosyal medyada olmamanız konuşulmayacağınız anlamına gelmiyor. Hatta mecrada olmayanlar bile sosyal medyayı konuşabiliyor.

Genel olarak 18-25 yaş arası insanlara sosyal medya kullanımı yoğunken 1 dakika içinde yüz binlerce durum güncellemesi paylaşılıyor. Sosyal medya kullanıcılarını tiplere ayırabiliriz. Benliğini toplum içinde gösteremeyenler, eğlence aracı arayanlar, mesleki amaçlı kullananlar, iletişim kurmak isteyenler kendilerini ön plana çıkarma dürtüsüne aşırı sahip olanlar vs. bir çok kategoriye bölebiliriz.

Yaşam Alanı Haline Dönüştü!

Mehmet Kartal’ın Türkiye’de Sosyal Medya Raporu’na göre sosyal medyada en çok vakit geçiren ülkeler arasında Avrupa’da ilk sıradayız. Hem iş hem ev ortamında sosyal ağlardan çıkmadığımız, kendi hakkımızda her an bir şeyler paylaştığımız bir çağda yaşıyoruz. Dikizleme, dedikodu, sosyalleşme azaldı, ikinci bir kişiliğinizi olabiliyor, kişisel bilgilerini veriyorsunuz, bağımlılık artıyor.

İnsanlar kişisel tercihlerini yaparken sosyal medyadan etkileniyor, tüketim alışkanlıkları sosyal medya ile şekilleniyor. Sosyal medya bilinçsiz kullanıldığı zaman insanların psikolojisinde narsist eğilimlere rastlamak olağan bir durum haline geldi. Narsist insanlar kendini beğenmiş, kişilik bozukluğu bulunan, ilgi odaklı kişilerdir.

Facebook ile teşhir olan beğenilme dürtüsü olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. İnsanların sosyalleşmek amacı ile kullandığı sosyal iletişim kanalları asosyal kimliklerin ortaya çıkışına sebebiyet verebiliyor. Kendini günlük hayatta konumlandıramamış insanların çıkış noktası olabileceği gibi, sosyal hayatı olan kimselerin bu tip bir sürece girmesi mümkün olabiliyor.

Özellikle kendini ifade etmekte güçlük çeken içine kapanık insanların sosyal medyada olmayanı pazarlama, çevrimiçi beğeni toplama istekleri sosyalleşme ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yapılmaktadır. Kitle tarafından beklenilen tepkilerin gelmesi ise kişiyi toplumdan daha hızlı soyutlamaktadır.

Sosyal Medya Bağımlılığı Kimlik Krizine Yol Açıyor!

Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin, “Göteborg Üniversite’nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda yaptığı ankete göre başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor” dedi.

Kimlik krizi ve sosyal medya arasında büyüyen sorunun kaynağında profiller yatıyor. Sosyal medyayı kullanan her bireyin kendine ait bir profili var. Hayatında olup bitenleri doğrusuyla yanlışıyla paylaşırken hislerini eklemeyi ihmal etmiyorlar. Kızdıklarında, mutlu olduklarında burayı duyuru panosu niteliğinde kullanıyorlar.

İş hayatlarında ve aile ortamlarında yüz yüze konuşmayı tercih etmek yerine kolay yolu seçiyorlar. Sosyal medyada sitem etmek bu kolay yollar içerisinde en çok kullanılanı. Birebir iletişim kurmanın önüne geçen bu yol bilinçli olmayan bireylerin kendilerini ifade etmelerinin önünde büyük bir engel teşkil ediyor.

Kimliğin öz kaynağı olan kültürün bu iletişimde eriyip gitmesi etkilerini kaybetmesi kaçınılmaz bir hal alıyor. Bilinçsiz kullanımın üzerine ortalama yaş grubunun giderek düşmesi ve yetişkin neslin bu kanallar doğru kullanamaması bu sürecin hızlanmasına neden oluyor.

Doğru ve yanlışı ayırt edebilme yetisi yerini kararsızlığa bırakırken kimlik krizine girenler evet demekle hayır arasında sıkışıp kalabiliyorlar. Toplumsal normları ve ahlaki kuralları karar verme süreçlerine dahil etmiyorlar. Sınırları çizilmeyen bir iletişim kanalında bilinçsiz kullanım sonucu her türlü olumsuz sonuçla karşılaşabiliriz.

Seneler evvel çocuğum ezan okunmadan evde ol cümlesini hatırlıyorsunuzdur. Anne ve baba çocuğunun geç saatlere kadar dışarıda durmasından rahatsız olur, tehlikeden uzak tutmak için eve gelmelerini söylerlerdi. Peki günümüzde gece yarısında evimiz giren Twitter kitlesinden haberimiz var mı? Kaç anne baba bu tehlikeden haberdarlar?

İnsan psikolojisi üzerinde olumsuz sonuçlar doğuran sosyal medyanın bilinçli kullanımı için çalışmalarımız hızlı bir şekilde devam etmektedir. İletişim teknolojilerinin toplumun her yerine işlediğini düşünürsek bütünleşmiş bir çalışma herkesin işini kolaylaştıracaktır. Psikolojinizi sevin, sosyal medyayı bilinçli kullanın. Kendinize dikkat edin.

en doğru toplum her zaman tek başınalığa giderek yaklaşırken

en mükemmel konuşma sonunda sessizliğe bürünür

buna karşılık kitle toplumu, tıpkı sessizliği önlemediği gibi, özerklik şansını da sürgüne gönderir

Konak iyiden iyiye adım atılamaz hale geldi. İskeleye doğru giderken çimlere yayılmış tipler ciddi şekilde rahatsız edici. Yani ailesi ayrı, çocukları ayrı, tek takılan erkek kitle ayrı, hatun kitle ayrı…

Çimdir yayılırsın, piknik yaparsın, yatarsın, uyursun, ip atlarsın umrumda değil, ama sırf geleni geçeni izlemek için ağzını ayıra ayıra oturursan, tüm çöplerini hayvan gibi olduğun yere bırakırsan, eşşek kadar çocuğun bir taşın üstüne çıkıp muhtemelen kızkardeşi olan çocuğun yanında tüm ahaliye pipisini göstere göstere işerse ve sen dur yapma bile demezsen senin de, seni yetiştirenin de, senin yapacağın keyfin de orta yerine sıçsınlar güzel kardeşim.

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video