kesmek

Bir kadın için upuzun saçlarına kıymak ne kadar büyük bir olaydır bilir misin?

Evdesin. Duvarlar üzerine üzerine gelmeye başlıyor. Bir sıkıntı beliriyor içinde. Ne yapsam diyorsun. Ne etsem de geçse bu sıkıntı. Yürüyüşe çıkayım diyorsun. Montunu,botlarını giyip yürümeye başlıyorsun. Mart'ın ikinci günü. Yürüyorsun. Hava güzel. Ama güneşin parladığı bir ‘güzellik’ den bahsetmiyorum. Gri kasvetli bulutlar var,hava yumuşak. Bir banka oturuyorsun. Geleni geçeni seyrediyorsun. Yaşam telaşesi içinde düşünmeyi unutan o insanları seyrediyorsun. İçindeki sıkıntı daha da büyüyor. Büyüyor,büyüyor. 

Yeniden yürümeye başlıyorsun. Bir kuaför görüyorsun. Elini saçlarına atıyorsun. Beline kadar uzanan saçlarına. 3 sevdanın da asıl şahitleri olan saçlarına. Kafandan geçen hiçbir şey yok,adımların kuaförü hedef alıyor.

İçeriye giriyorsun.Kuaför sana bakıyor. Sanki ne istediğini biliyormuş gibi. Sende ona bakıyorsun. Montunu çıkarıyorsun yavaşça. 'Saçlarımı kestireceğim’ diyorsun. Ama bunu derken sen bile tam olarak emin değilsin.

Kuaförde senden başka müşterinin olmaması senin şansın veya şanssızlığın.

Kadın iç geçiriyor. Teselli etmeye çalışıyor seni. 'Uzun saçı ne yapacaksın sanki. Nereye kadar keseyim. Kafanda bir model var mı?’ Aynadaki yansımana,gözlerinin içine içine odaklanıp 'Omuz hizamda kesin. Düz. Dümdüz. Omuzlarımda kesin’ diyorsun. 

Bilindik saç kesim işlemleri uygulanıyor makas saçına değene kadar.

Makas saçının bir tutamına değiyor ve duyduğun o ses kulaklarını sağır ediyor.Gözlerini yumuyorsun. Gelip geçen şeyleri düşünüyorsun.

Ben geçip giden 2 sevdamı düşünüyorum. Biri zaten kendi içimde sonlanmış olan,sevdalarımı düşünüyorum. Bitmeyene geçiyorum. Saçlarımın kesimi bitmiş oluyor o sırada. Gözlerimi açıyorum. Aynaya baktığım anda o da içimde bitiyor. Yok oluyor. 

Başından beri,yani gerçekten yaşamaya başladığımdan beri içimde var olan,başkalarının sevgisiyle kapatmaya çalıştığım o kocaman boşluk yeniden içime yerleşmiş oluyor. Yine bir suçlu var.

Ama bu kez suçlu benim.

İçimdeki boşluğun sebebi benim diyorum ve kimseyi suçlamıyorum. Kendimi aklamıyorum.

Yeniden benim diye mırıldanıyorum. Gözümden iki damla yaş süzülüyor. 

Ve ben yeniden doğuyorum.

Eskiden bir yerlerini kesenleri görünce gülerdim. Mal mı bunlar? Niye kendilerine zarar veriyorlar derdim. Ama adamlar rahatlama yöntemini bulmuş.O metalin vücuda temasından sonraki akan kan sanki tüm kirlerden arınma hissiyle kapılıyor her yanını.İlk başta korkuyorsun, sonra diyorsun ki; Hadi be amına koyayım insanlar o kadar acıttı, yıktı geçti. Küçücük bir sıyrık mı öldürecek seni? Sonra ne oluyor biliyor musun? Asıl bunu yapma amacın geliyor aklına. Canın öyle yanıyor,kalbin öyle acıyor ki… Yaparım diyorsun. Ben bunu yaparım.İşte sonra o metal teninden kayıp gidiyor. Geçtiği yerleri kan dolduruyor. Huzuru hissediyorsun.Huzuru hissediyorsun da,kalbinin acısından kolunun acısını hissedemiyorsun.