Senin rüyanı gördü Yusuf. Seni rüya diye gördü. Uyuyan Yusuf
değil sensin. Senin gömleğindir Yusuf’un üzerindeki. Kanlı. Yırtık. Kuyuya
atılan sensin. Acıların kanlı ellerin eğlencesi. Pazara sürülmüş kalbin. Ucuz
sevdaların kölesi olmuşsun. Çoktan Züleyha’nın eline geçmişsin. Yırtılıyorsun.
Seni sana çağıran sesler zindanda. Kendini aradığın yerde bulamıyorsun.
Yûsuf’un yüzünü tut yüzüne ayna diye. Yûsuf’un sözüne tutun
ayağın kaymasın yine. Yûsuf’un elini tut ki ayağa kalksın düşlerin düştüğü
yerden. Yusuf’un hatırasını tut aklında ki tutkularının hapsine düşmeyesin.
Yûsuf’un yadı feryadın olsun gam ve kederlerine: Yâ esefâ
alâ Yûsuf’a…
(Senai Demirci)

Ormanda Kaybolmak

Ertuğ Uçar’ın fragman öyküleri / kısa öykülerini anlatırken, kitabın parantez içi başlığından söz etmek gerek; “bir sözlük hayali”. A’dan Z’ye bir akışla, kavramların peşine düşüyor Uçar. Birbiriyle ilintili, eş anlamlı veya aynı durumun farklı dönemleri olan kavramları bir araya getirerek onların öyküsünü yazıyor. Kimileri birer deneme, kimisi aforizma, kimileri şiir, kimileri o alıştığımız minimal öyküler tadında! Örneğin Bozulma/Kayma/Seğirme adlı öyküsünde bir kahramanın yaşadıklarını okuyoruz, Kızfın/Fevri/Öfkeli adlı öyküde ise anlatıcı bir deneme kaleme alıyor. Fakat bunları da farklı birer öykü anlatımı olarak kurguluyor Uçar. Etkileyici ve başarılı deneysel öyküler…

[Ormanda Kaybolmak / Ertuğ Uçar /Alef Kitabevi / Öykü]

(Peygamber Efendimiz(sav)’in dualarından.) “Allah’ım! Sapıklığa düşmekten veya düşürülmekten, ayağımın kaymasından veya kaydırılmasından, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cehalete düşmekten veya cahil bırakılmaktan sana sığınırım.” Tirmîzî

Zahmetini sıkıntısını ben çektim kaymağını başkası yiyor.
—  O gidenin de yiyenin de burnundan gelsin diyesim var..

This summer as a whole has been really awesome, despite the fact that this past month of my life has been a crazy roller coaster. I don’t really have that many friends at this point but the ones that I do have are absolutely amazing and I couldn’t ask for more. I did so many fun, crazy things and even though I’m very sad that I have to go back to serious responsibilities and not being able to get drunk every night, I’m excited to see what the future brings. Kindof. I can’t wait to go ghost hunting and apple picking with my bestfriends and maybe holding a boys hand, or something. Sick

Çünkü; bizi yaratanın bizim için yaptığı anlatımı evirip çevirip kendi nefsimize ve günlük yaşam algımıza hoş gelecek formata çeviriyoruz! Ayetlerde anlam kayması, algı farklılaştırması yaparak, Kur’an’ın yanlış anlaşılmasına vesile oluyoruz! Böylece günlük işlerimizde Allah rızasını gözetip, Allah’tan korkar olmayı unutuyoruz. Kolaylıkla birbirimize zarar veriyoruz, birbirimizi incitiyoruz. Bencillikle kendini önemsemek kavramını sıkça karıştırarak, her durumda kendi paçamızı kurtaran hesaplar içine giriyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan zulümlerin onların imtihanı olduğunu zannediyoruz! Ayetlerden uzaklaşarak yaşamaya başlıyoruz. Dinimiz, kimliğimize kaydedilmiş “islam” ibaresinden öteye geçmiyor.
Mehtap Kayaoğlu

anonymous said:

kaymağını yemek nedir ya kime laf atıyosan yeter artık mahfettin bloğunu

:( :( :(

Yıldız ve ay.

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Uzayın bir yerlerinde tanrı, ayı ve yıldızları yaratmış.

Aralarından bir yıldız, bir gün ayı görmüş ve ona aşık oluvermiş. Önünde parlamış, parlamış. Bunu gören ay günden güne yıldıza kapılıp onunla beraber olmaya karar vermiş. Aylar, mevsimler boyunca yıldızın üzerinde kelebekler varmış. Rengarenk, hiç uçmayan ve orada bekleyen kelebekler… Mutluluk kelebekleri demişler onlara.

Her gün bir yıldız kaymış çevrelerinden. Tanrı kötü yıldızları cezalandırır ve onları başka yerlere atarmış. Ve ikisi de her yıldız kaymasında aynı dilekleri tutarlarmış. “Tanrım seni bana bağışlasın.”

Yıldızın koca hayatının beş ayı üzerindeki kelebekleri izleyerek geçmiş. Beş ay boyunca ay, yıldıza, birine ait olmayı, birini sevmeyi, birini düşünmeyi öğretmiş. Birinin gözlerinde sevgiyi bulmayı öğretmiş. Birini en küçük noktasına kadar tanımayı öğretmiş. Çok sinirlendiğinde ona bağırıp çağırmayı, siniri geçtiğinde ise ona gerçekten saygı ve sevgi duymayı öğretmiş. Ağlamayı, gülmeyi öğretmiş.

Yıldız, kitaplar paylaşmayı sevmiş onunla. Sohbet etmeyi sevmiş. Soğuk güz akşamlarında sıcak şarap içmeyi sevmiş. Hayatı paylaşmayı sevmiş. Büyüsünü yüzünde hissetmeyi… Ona sarılıp uyumayı sevmiş yıldız. Etrafta binlerce yıldız varken ay bir taneymiş ve yıldız, ayın değerini düşündükçe ona daha sarılmış. Her şeyi yapmışlar birbirleri için. Tanrının ay ve yıldızın aşkını yasakladığını bildikleri halde sarılmışlar. Sevmişler.

Aylar geçmiş. Her gün sarılmışlar birbirlerine. Her gece beraber uyumuşlar ve her sabah beraber uyanmışlar. Her gün yıldız biraz daha aya benzemeye başlamış. Büyümüş, kocaman olmuş. Beş ay geçtiğinde yıldız aya baktığında kendini görür olmuş artık, ay yıldıza baktığında kendini. 

Tanrı hep bir yerden izlemiş onları. Sevgilerini görmüş… Dokunmamış. Başka yıldızlar çıkarmış ayın önüne. Ay hep yıldızı sevmiş. Yıldız hep ayı.

Birbirlerine tam olarak benzedikleri anda, iki ay oldukları anda bir kavgaya tutuşmuşlar. Olmayacak şeyler söylemişler birbirlerine. Kalpleri kırılmış. İki aynı şey kavga eder de biri alttan almayınca diğeri de almaz ya. Öyle olmuş. 

Onları göz ardı eden Tanrı kavgalarını gördüğünde diğer yıldızlara yaptığı gibi. Yıldızın aya dönüştüğünü de anlamayarak: “Bunlar hem kavga ediyorlar hem de iki ay aynı yerde olur mu?” demiş ve ikisini de bambaşka yerlere fırlatmış. 

Yanyana kavga eden iki ay, uzak kaldıklarını farkettiklerinde. Ve hayatlarının sonuna kadar uzak kalacaklarını farkettiklerinde öyle pişman olmuşlar öyle pişman olmuşlar ki sarılmaya çalışmışlar, olmamış, dokunmak istemişler, olmamış. Bağırmışlar sesleri duyulmamış. -Ölüm gibiymiş ama ölen kimse olmamış.-

Uzayın iki farklı yerinde iki ay yapayalnız kalmış. Parçalanmışlar. Yıldızlar kaymış etraflarından, dilek bile tutmamışlar. Kelebekler dağılmış üzerlerinden. Başka yıldızların üzerlerine uçuşmuşlar.

Yıldız ayı, ay ise yıldızı hiçbir zaman unutmamış. Ve hiçbir zaman bitmemiş sevgileri. Pişmanlık içlerine öyle işlemiş ki. Uzak kaldıklarında gerçekten ne olduklarını anlamışlar.

Yıldız küçük şeylerle mutlu oldukça kelebekler konmuş üzerine. Konan her kelebeği aya yollamış uzaklardan, her gün bir kelebek üzerine konmuş ayın. Ay gülümsemiş, yıldız hissetmiş. Yıldız gülümsemiş, ay hissetmiş. 

Her gün o beş ayın güzelliğini daha iyi anlamışlar. Gözlerini kapattıklarında, daha sıkı sarılmışlar. Çok daha sıkı. 

Mesafeler, sözler ilişkilerine engel olmuş ama aşklarına engel olamamış…

Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum.
Bu aralar fazla duygusal oldum; gözlerim ansızın dalıyor bazense doluyor. Aslında mutluyum burada; yüzümü güldüren insanlarla çevrili etrafım ama bazen ansızın bir şarkı ya da bir söz içimde bir şeyleri tetikliyor sanki ve…
Burada mutluluk ne kadar da kolay insan yaşamaya başlayınca görüyor. Gökyüzünden bir yıldızın kaymasını diliyorsunuz ve o anda dileğinizi de sırtına yüklenerek bir yıldız kayıyor; mutluluk kaplıyor yüzünüzü. Biliyorsunuz sizi kurtaracak olan bir dilek değil ama gökyüzünün sesinize kulak vermesi gülümsetiyor sizi.
Aklınızdakiler, aklınızı kurcalayanlar hala tam da yerinde duruyor da kendinizi doğanın sesine, doğanın ve gökyüzünün manzarasına kaptırıp kendinize kapatıyorsunuz. İnsanlardan uzak, boş ve gereksiz sözlerden uzak, yorucu duygu karmaşasından uzakta kendinizle başbaşa…
İnsanların saçma sözlerinde boğulmak yerine, kitapların sözlerinde kayboluyorsunuz. Ne bir bilmişlik tavırları ne de en iyi benim, en iyi ben bilirim tavırları var burada, insanlarda. Kısa bir süre için burası tam da düşüncelerinizden kaçabileceğiniz yer; uzun bir süre içinse düşüncelerinizde boğulacağınız.
Düşüncelerimde boğulduğum anlarda oluyor. Bazen bir şarkı ya da bir söz gözlerimin dalıp gitmesine sebep oluyor. İnsanların ne oldu, neden daldın, ne düşündürtüyor seni bu kadar sözleriyle kendime geliyorum. Hiçbir zaman cevap alamıyorlar çünkü cevabı ben de bilmiyorum. O an için aklımdan geçenler, düşüncelerim neler bilmiyorum. Beynime işleyen, düşüncelerimi kapana kıstıran şeyin ya da şeylerin ne olduğunu bilmiyorum. Belki de bir süre düşünmekten olabildiğince kaçtığım için, bilmiyorum. Bir an için sanki ruhum, bedenimden uçup gidiyor. Aslında tahmin etmek zor olmuyor da, kendime bunu itiraf etmemek için direniyorum. Bilmemezlikten geliyorum.
Geldiğimden beri ilk defa yağmur bu gece yüzünü gösterdi bana. Hava gürlüyor. Küçükken gök gürültüsüne fobim vardı. Gök gürlediği zaman birine sığınırdım, saklanmak isterdim. Ne şimşeğin çakışını görmek isterdim ne de gök gürültüsünü duymak. Şimdilerde en büyük fobim en büyük sevdam oldu. Bu manzara, bu ses beni büyülüyor. İçine çekiyor sanki. Camdan ayrılamıyorum. Bir sigara yaktım şimdi yağmura eşlik eden, bir yandan da şarkılar hafif tınılarıyla eşlik ediyor geceme. Saat 02:27’yi gösteriyor. Daha bu gecenin bir de sabahı var. Yeni bir gün, yeni yaşantılar…
Düşünceler, duygular beni ele geçiriyor sanki bu gece ve yazarak bir süre daha kaçabileceğimi sanıyorum. Kaçabilir miyim gerçekten?
Bilmiyorum ama bu şehirde o da sanki yanımdaymış gibi hissediyorum. Belki geceleri rüyama girmelerinden, belki onun da bu şehirde yaşanmışlıklarının olmasından, belki de gerçekten de yanımda olmasından; bilemem. İlla yanında olması demek varlığıyla kendini yanında göstermesi demek mi? Onun da seni hissetmesi; aklıyla, duygularıyla, düşünceleriyle seninle olması da yanında olması demek değil midir?
Bu aralar hiçbir şeyi bilmiyorum ve sorgulamıyorum da, düşünmekten yorgun düşen bedenim kendini buraya attı. Tek bir şey istiyorum yanımda hissettiğim adamın gerçekten de benimle olması.
Şimdi yağmur daha şiddetli yağıyor. Sanki içinde ki bütün her şeyden kurtulmak istercesine. Sanki doğanın topraklarına işlemek ister gibi, bir şeylere ulaşmak ister gibi.
Her yağmur damlasında onu görüyorum, onu hissediyorum. Bir yağmura sığdırıyorum onu, düşüncelerimi, duygularımı, yaşananları. Tenime değen yağmurun soğuk her damlasını sıcak kollarıyla sarıp ısıtacakmış gibi…
Özlüyorum hem de çok özlüyorum; arıyorum her bir köşede onu arıyorum. Bazen özlemler de boğuluyorum da, yağmurda yıkanıyorum; sanki özlemleri de alıp gidebilecekmiş gibi.
Tek bir şey söyleyebilirim ki hiçbir kadın benim kadar kalıcı olmayacak hayatında. Hiçbir kadın benim kadar kalıcı olmak istemeyecek, kalıcı olmayı düşünmeyecek hayatında. Biliyorum ki gelenler olacak ama gidişleri de olacak. Daha sana gelirken gidişleri düşünecekler. Göçebe bir hayatın yollarından yürüyecekler.
Ben de o göçebe kadınlardandım bir zamanlar. Bir gelmelerim vardı bir de gitmelerim. Daha gelirken insanlara, gitmelerimi düşünürdüm insanlardan. İlk defa sen de gitmeyi düşünmedim; göçebelikten vazgeçtim, bir daha gitmemek üzere kalmak istedim.
Sana gelen kadınlar olacak ama gidişleri de düşünen kadınlar olacak. Sana gelirken bile gidişleri olacak. Ben sana geldim de gidişi hiç düşünmedim, düşünemeyeceğim de…

Fresh From The Dairy: In Flux

I recently checked out the Society6 lookbooks and realized that Anna Dorfman of Door Sixteen and Society6 shop K is for Black styled her guest room and office with some goodies totally worth sharing. Anna’s great sense of style is one that I love and respect, so I was very excited to see these two spaces with a fresh new look.

The bedroom features designs by K IS FOR BLACK, RK // Design, Nicklas Gustafsson, Kurt Rahn, Party in the Mountains, Terry FanGarima Dhawan, Fieldguided, Budi Satria KahnBeth Hoeckel, Man & Camera, Matthew Korbel-Bowers, and Georgiana Paraschiv

The office has designs by Priscila Peress, K IS FOR BLACKNicklas Gustafsson; Matthew Korbel-Bowers, Bree MaddenJustin Cooper, Beth Hoeckel, Georgiana Paraschiv, Laura Moreau, Thoughtcloud, Wasted Rita, Dawn Gardner, David Olenick, Jesse Draxler, Fieldguided, Tordis Kayma and Julia Kostreva

And here are some linky links:
K is for Black
Door Sixteen
Society6
Guest bedroom lookbook
Office lookbook

In an ongoing effort to support independent artists from around the world, Design Milk is proud to partner with Society6 to offer The Design Milk Dairy, a special collection of Society6 artists’ work curated by Design Milk and our readers. Proceeds from the The Design Milk Dairy help us bring Design Milk to you every day.










via Design Milk http://ift.tt/1tOS9DC

Bir saklambaç sanki çocukluktan ellilere 
ellilerde olmak zordur bilirsiniz 
dünya size her döneminde olduğu gibi 
yine aşüfte bir şekilde göz kırpıyordur 
ama salonda oynayan ve bahçedeki 
belki bir de kazara olan anne karnındaki 
kelepçeler vardır dünyada etli butlu 
geniş zamanda seversiniz bu kelepçeleri ama bir kış günü ve duş almak için suyu ısıtamıyorsanız. yokluktan değil belki biraz uğraşmaya üşenmekten belki biraz da karınız ile yaptığınız o tartışmanın sinirinden. soğuk fayans taşı. soğuk su. size her haliyle dışarıdan gülen soğuk semtin içerisindeki sıcak insanlar bazen metrekareye sığmayıp dışarıdan gülüyordur.dışarıda olmak içeridekini içeride olmak da bazen dışarıdakini imrendirir. imrenmek. insan bilmediği ya da kaymağını gördüğü yoğurdu her zaman mükemmel sanmıştır. mükemmel. kış geliyor. ben gidiyorum. kış geliyor. ben geliyorum. varmak varamadığın zaman anlamlıdır. gülme bana oradan bir bira daha söyleyeceğim. 

Bir de baharlar bilirim
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği
bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbuldan çıkıp, Diyarbekire doğru Tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz baş kaymasıyla görülen
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları
tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış
ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen
Erdem Bayazıt

anonymous said:

madem cevaplıcaktın neden bu kadar geç? neyse takıldığım şey, ve kefa rabbike; rabbin sana kafi'dir, yeterli'dir de ayetin devamının tercümesi nerde? neden hep türkçe'ye geçişte bi'eksiklik yahut kayma yaşıyoruz? bunu bana açıklar mısın?

İçimden kesmek gelmedi bilmiyorum öyle yaptım beni sorgulamayi birakip anlamayi denemedikce meksika sana uzak. Sevgiler

superbahis giriş yap

Yüzme derece çok iyi çocuklar ve yetişkinler olabilir. Harika bir egzersiz, fantastik bir aile etkinliği olabilir ve arkadaşlarınızla vakit geçirmek için harika bir yoldur. Ama kendi havuzu sahibi veya bir kamu havuzu çalışan büyük bir sorumluluktur. Eğer havuza gelen herkes için güvenli ve emniyetli bir ortam yaratmak emin olmak gerekir. Bu genel bir havuzda bir cankurtaran görev olan ya da özel superbahis giriş yap bir havuz olduğu zaman, ebeveyn denetimi sahip içerir. Insanlar kayma ve düşme yok bu yüzden ek yerinde can yelekleri, havuz yüzük, ve havuz paspas gibi güvenlik öğeleri gerekir. Tehlikeli kazalar bir havuzda ve çevresinde gerçekleşecek, ve risk önlemler alınmadığı takdirde daha kötü bile olabilir. Bu talihsiz, ama kazara boğulma Ondört yaşına kadar çocuklar ve gençler yanlışlıkla ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Bir kamu havuzu çalışan veya özel bir havuz var olsun, size havuz mümkün olduğunca güvenli bir alan olduğundan emin olmak için ki tüm yapmak zorunda.

Havuz güvenlik birçok yönden yaklaşık gelebilir. Havuzlar barikatı ile tamamen kapalı olup olmadığını en iyisidir. Hepsi tüm havuz çevresinde en az dört ayak çit olmalıdır. Çocuklar aralarında slayt olamaz ki kapısı kaburgalar başka birini yanında yeterince yakın olduğundan emin olun. Kapı kapılar her bir kilit olmalıdır. superbahis giriş Özel konut havuzları için, kapısı açılırsa, bir alarm evde sizi uyaracaktır böylece sesli bir alarm kurmak için akıllıca bir karar.Duvarları gibi insanlar böyle Kapalı havuzlar gerçekten yüklü ayrı bir çit gerekmez vb sandalyeler, kutular, dışkı, yetiştiricilerinin, gibi çitin üzerinden tırmanmaya yardım superbahis giriş yap kullanılabilir kapısı karşı yerleştirilir şey, orada olmalı o zaman halkı gerekli tutacak onu çevreleyen.Yüzücülerin güvenliği emin olmak için toplum veya kamu havuzları can kurtaranların görev vardır.

Bir havuzu olan bir evde ikamet ediyorsanız, çocuklar buna erişilebilirlik olamaz böylece sabitlemek havuzu için önde kapıları ve pencereleri tutmak emin olun. Bu sizin çocuklar çok genç yaşta yüzmeyi öğrenmek emin olmak için inanılmaz akıllıca bir harekettir. Belki şaşırtıcı ama çocuklar yüzme dersleri başlayacak ve doğru bile yürümeye başlamadan önce yüzmeyi öğrenebilirsiniz. Genç çocuk yüzme dersleri vardı ve suda rahat olsa bile, hiç bir yüzme havuzunda superbahis giriş yap yalnız bir çocuğu bırakmayın. Hiçbir zaman çok hafifçe yüzme tehlikeleri almak veya herhangi bir zamanda çocuğunuzun yüzme yeteneklerini abartma, ve onların yüzmek oturumları sırasında tüm mevcut olduğundan emin olun.

Bu yüzme zaman, çocuklar genellikle heyecanlı olmak ve havuz etrafında çalıştırmak nadir değil. superbahis giriş yap Bir havuz etrafında çalıştırmak asla kuralı uygulamak için emin olun. Havuzlar çevresinde yüzeyleri çok kaygan olabilir ve insanlar tehlikeli bir şekilde kendilerini yaralayabilir. Bir çocuk yüzmeyi bilmiyor eğer havuzun derin sonunda etrafında çalışan özellikle tehlikelidir. Bu havuz etrafında her yerde havuz paspaslar yerleştirmek çok önemlidir. Eğer 50 kez havuz superbahis giriş yap etrafında koşmak asla çocuklarınızın söylemiş olabilir, onlar bir ikinci unutabilir ve yine yapmak. Islak zeminde kaymayı çocukları koruyacak bir mat olması kesinlikle akıllı bir fikir.

Hiç kimse şu anda yüzme eğer herhangi bir nedenle veya havuz etrafında kalan herhangi bir oyuncak superbahis giriş yap yok olmamalıdır. Bir çocuk veya havuza yakın ilginç bir oyuncak görürse, havuza oyuncak ve sonbaharda ulaşmak için çaba yapabilirsiniz. O kullanılmadığı zaman örtülü havuz tutmaya aynı derecede önemlidir.

Bu basit ipuçlarını takip havuz tüm yıl boyunca siz ve aileniz güvende tutabilirsiniz.

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video