Birkaç gündür her şey felçli. Birkaç gündür her şey bu kalemin rengi gibi siyah. Birkaç gündür her şey el yazım. Siyah ve çirkin. Allah kahretsin. Tanrı kahretsin. Rab kahretsin. Lat ve Uzza kahretsin. Kozmoz kahretsin. Damarlarıma kadar kırgınım. Oh my god, değil. Oh ya Rab.

Mucizelere inanan küçük bir çocukken, sevginin bir mucize olduğuna inandım hep. İnsanlara inandığım kadar çok. Bir şeyleri sevmek istiyordum sürekli. Ama bu hissin bir sevgi olduğunu bilmeden. İşe koyuldum. Karşılık bulmayı bırak, iteklediler beni. Ben biraz daha zorladım kendimi. Daha çok iteklediler. Düştüm bende. Sokaklara düştüm, kötü arkadaşlara. Anı kurtarmaya baktım hep. O an sevebildiğim bir şeyse, sonrasını düşünmedim hiç. Sonrası beni üzdü. Çöktüm. 27 yaşında ama 35 yaşında bir görüntüye sahip oldum. Elbette bunları umursamıyorum ama ben de isterdim pırıl pırıl bi delikanlı olmak. Arkadaşlarım genelde beni ayakta siktiler. Çıkarları varsa arkadaş oldular. Menfaati kalmayan uzadı gitti. Öyle açtım ki sevmeye sevilmeye. Hep aynı hatalara düştüm. Görmedim neler olacağını ya da işime gelmedi anı yaşarken. Benim etrafım her zaman kalabalık oldu ama hepsi akbabaydı.

Belki kadınlar konusunda da aynı şeyleri yaşadım. Sadece bir şeyleri sevmek, sevilmek hissiydi. Felçli hayatımdaki ve içimdeki büyük boşluğu doldurma çabaları. Belki böyleydi durum ve bu rezilliği kendime itiraf edemedim. Aciz bir durum çünkü. Oturup aşkımdan ölüyorum demek daha kolaydı. Kolay olanı seçtim. Ben öyle yorgunum ki, hep kolay olana kaçıyorum.

Huzur, oturup şarap içtiğim kayalığa hiç yaklaşmayacak olan bir deniz kızı gibi. Bu tür şeyler beni yaraladı. Oysa ben kendimi yaralayacak bir şey değil sevebileceğim bir şey istemiştim. Ben böyle şeylerin içinden doğmak istemiştim. Böyle şeylerin içinde ölmek değil.

Tadına bakılmış bir cinayet gibi. Öldürmek, insanlarda tutku yaratabilirmiş biliyor musun. Yani bağımlılık yapabilirmiş Tam da insana yakışan bir orospu çocukluğu. Eylül gibi aynı. Bu ayın iki yüzü var. Biri huzur veren Eylül, diğeri yok eden. İlkini hayatımda sadece bir kez gördüm. Umarım ikincisi de bir yerlerde ölür. Bir suç işlenecekse, hayata karşı işlemek isterdim. Hayatıma karşı değil. 

Bak ben uyuyamıyorum mesela birkaç gündür. Bu, gün içindeki faaliyetlerime yansıyor. Aksaklık olarak. Ve üstlerim haklı olarak laf ediyorlar.

O kadar değişik, tanımsız bir şey ki bu. Tek diyebildiğm damarlarımda akan kan bile kırgın…

Futbolda bazı durumlar vardır. Onun gibi. Her zaman Eylül’den gol yemeye psikolojik olarak mahkûm olmuş bir kaleci gibiyim.

                                                                  Batuhan DEDDE

"Seni sevmeyen birini daha ne kadar sevebilirsin?" diye bağırdı. Kaşlarını çatmış, ağzından tükürükler saçıyordu. Kıpkırmız bir surat vardı karşımda.Göz kenarlarındaki damarlar belirginleşmişti. Alnının ortasından bir damar uzanıyordu bir ucu kaşlarının ortasında biten, diğer ucu alnından yukarı doğru kaybolan bir damar. Öfke sanki suratında vücut bulmuştu. Küçük bir çocukken öfkenin resmini yapabilsem, bu surat ifadesine benzer bir şeyler çizerdim. Boş boş bakıp cevap vermediğim için sorusunu daha bir öfke ile tekrarladı; "Sana söylüyorum! Daha ne kadar sevebilirsin?"

"Çok" dedim, gülümseyerek. Suratındaki öfke yerini kısmen şaşkınlığa bıraktı. Göz bebekleri daha büyük bakıyordu.

"Sen ne tür piskopatsın?"

"Bunu bilmek sana ne kazandırır?"

"Çok aptal görünüyorsun"

Gülümsedim. Kenarda duran beyzbol sopasını aldım, suratının ortasına indirdim. Paramparça olmuş yerde yatıyordu. Bir sürü parça. Artık öfkeli ve şaşkın suratı yoktu. Ufak bir ayna parçasına doğru eğildim. Tekrar gülümsedim.

"İşte artık daha gerçekçi görünüyorsun dostum" dedim… "Olduğun gibi paramparça."

Batuhan Dedde

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video