k&p*

Biz küçükken kime sorsak "ülkenin 3 tarafı denizlerle çevrili" derdi. Halbuki ülkenin 4 yanının da Deniz'lerle kaplı olduğunu bilmezlerdi. 6 mayıs sabahı bi abi çıkıp bunu ispatladı. Üstelik o abi bütün Denizleri Gezmişti.

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
                   bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
                      yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
                  koşuyorum ardından.

—  Nâzım Hikmet Ran - Hasret
Diego Rivera
  • Diego Rivera
Play

Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, hiçbir şey gözlerinin altın-yeşili gibi değil. Vücudum günlerdir seninle dolu. Sen gecenin aynasısın. Şiddetli bir şimşek çakışı. Toprağın nemi. Koltuk altlarının oyuğu benim sığınağım.

Sevgili Frida’m, bir nilüfer açar açmaz başlıyorum seni sevmeye. İçimin derin kuyularına kadar çekiyorum kokunu. Kucaklaşıyoruz, ülkeden ülkeye geçiyor terimiz. Ömrümüz yer değiştiren bir sokak, baştan sona yürüyoruz aşk kalarak. Seni düşündüğüm her yerde bir incelik ve güzellik anıtı. Yeryüzü çayırları ve dağlar, mavi bir kıpırtıyla uyanıyor her sabah. Senin göğüslerindeki süt, gözlerindeki tuz; yeni yeni ağaçlar büyütüyor. Sevmek de böyle bir şey Frida. Bizi bekleyen anılara yürürken, bir kadın da kuşları süpürüyor arkamızdan. Ah Frida’m! Dudağımı dudağınla ıslatıyorum, bir çivi daha düşüyor çarmıhtan…

Senin bu ellerin diyorum, sevimli bir kır çocuğu ve serin çarşaflara sinmiş beyaz uyku. Unutmak bir kalp ağrısı değilse eğer, senin ellerin ten bilgisi Frida.

Sevgili Frida’m, gülümsüyorsun ya, güneş biraz daha yaklaşıyor dünyaya. İki şehir birden seviniyor. Hep bekledik, bazı yaralar geç iyileşiyor Frida. Aşk ki, eski defterleri karıştırma hevesidir ve biz bu gürültüler içinde arıyoruz kişiliğimizi. Ahşaba oyulmuş mektup gibi yüzümüzden başlıyor bir uçurumun derinliği. Özlüyoruz Frida, sesin sesimdeki pası silecek kadar incelikli. Nasıl olsa alışıyor insan, masumiyet gizli bir kötülükmüş. Yalnızlığın tarihi de böyle bir şey Frida. Fısıltıyla öpüşür bütün çiçekler ve tam zamanında gelir ölüm. Geç kalmamak için hiçbir şeye, haydi bir daha gülümse…

Senin bu ellerin diyorum, esmer bir şarkıya benziyor. Sabır, dilenmenin tersten okunuşu değilse eğer, senin ellerin kusursuz deli Frida.

Omuzuna küçük bir öpücük kondurmalıydı adam. Bu şekilde kadın, aitlik hissini iliklerine kadar tadabilirdi. Aniden, usulca arkasından yaklaşıp korkutmadan dolamalıydı ellerini beline. Aşk; kelimelerden ibaret değildi neticede..

insanlar yapmaya çalıştıkları işi tutkuyla sahiplenirlerdi, beğenilme arzusu güderek değil.

fikirlerine yaşanmışlıkları yön verirdi, yaşamak isteyip de asla olamayacakları hallerini tam da bunun için yaratılmış gibi sergilemeleri değil.

bilginin peşinde koşmadan yahut devrimler getirmeden kabul olunmuyordu yıllar ve yüzyıllar önce, ağzınızın yüzünüzün güzelliğiyle bir yerlere getirilmekle değil.

cisim değil ruh vardı hep, bunca yüküyle maddiyat değil.

birisi çıkıp oyunculuk, yazarlık, prodüktörlük teklif etse size sorgusuzca üzerine atlayacak haldesiniz, had nedir düşünerek değil.

vakit öldürün. bunu iyi yapıyoruz.
ama en iyinin hep kendiniz olduğunu düşünün. enginleştiremediğiniz tüm birikimsizliklerinizin vebali olsun yarın hatırlanamayacak olmanız.

haydi, her şeyin en iyisini sizin olsun.
küçük dünyama minnet ettim tabansız özgüvenlerle dolu galaksiniz sayesinde.

beni değil, insanlığı kırdınız.

Yokoluşun Karşı Konulmaz Cazibesi

Sen karşımda beni artık sevmediğini veya buna benzer şeyleri söylerken kendimi milyon yıl önce bir dağın yerle bir oluşunu izleyen ilkel insanmışım gibi hissettim.

Hiçbir zaman anlamadığı bir doğa olayının korkunç ihtişamını izliyordu.
Ayağının altındaki toprak zangır zangır titrerken,
etrafındaki ağaçların dalları yaprak dökerken;
hayvanlar sağa sola korkuyla kaçışırken, o adeta donmuş vaziyetteydi.

Dağdan kopan dev kayalar onun olduğu noktaya doğru yuvarlanmaya başladığında da kaçmadı.
Sonra, toprak bütün ağaçları diplerinden sökerek hızla ona doğru yaklaşıyordu, çaresiz; kurtulmaya çalışan hayvanlar toprağın altında kalıyordu ve o adam;
birkaç saniye içinde toprak, taş, ağaç parçaları, ölmüş hayvanlarla dolu bu selin altında yok olup gidene dek yerinden kıpırdamadı.
Büyülenmişti.

“Sana diyorum! Beni dinliyor musun?” dedin.
“Efendim?” dedim.
“Dalmışım”.

Carpe.

volt ma ez a malacos thread az audikkal, uzsorásokkal, szdsz-el,

ezért elmondom mi lesz itt 10 év múlva: teljes megyék lesznek, ahonnan kivonul az állam, nem lesz posta, nem megy ki a mentő, nem lesz rendőr, legfeljebb lesznek ilyen civilizációs ablakok, ahová el lehet vinni pl egy beteg gyereket, vagy lehet levelet küldeni. ezeket a pontokat militarizált rendőrök fogják őrizni golyóálló mellényben, gépfegyverrel. az országban megmaradnak az autópályák meg a fő vasútvonalak, amikhez a hozzáférés korlátozva lesz, mert kurva drága lesz a használatuk. segélyek nem lesznek, aki zónán kívül maradt az legfeljebb átjár majd dolgozni a zóna gyáraiba katonai biztosítás mellett. a zónán kívül lesz néha valami csomagosztás, pár beteg gyereket elvisznek helikopterrel valami kórházba, ez benne lesz a tévében. a zónán kívül járványok lesznek, erőszakos világ lesz, na, de a legérdekesebb a határvidék lesz, ahol mindenki kereskedik mindennel, emberrel, droggal, fegyverrel, bármivel. és észre sem fogjuk venni, hogy ez lett, mert már most is majdnem ez van. sok pénzt lehet majd ellopni az uniótól zónán kívüli projektekre. igen, lesznek cikkek az interneten akkor is, amik arról fognak szólni, hogy a fasizmus miatt nem lehet férfi neve a lányoknak, de attól a gyerekek majd meghalnak bárányhimlőben, mert a halálnak tényleg nincs neme.

“şimdi gelsem ki sen, yıkanmışsın saçlarını taramışsın. alnında mini mini damlalar, bir hafiflik, bir incelik yüzünde. buğu ardından yıldızlar gibi parmak uçların pembeleşmiş, sere serpe yatağa uzanmışsın… bunu sevda türküsü olsun diye yazdım, gelinim şimdi yağmur yağıyor yollara, yapraklara. gelsem ki sen evdesin, cümle sıcaklıklarla berabersin. göğsün kapalı, dudakların aralık. ellerimi hohlayıp hohlayıp ısıtsan. … halbuki şimdi sen nerelerdesin…” -Turgut Uyar / Şimdi Gelsem ki

Coca Cola'nın reklamını Rtük'ü arayıp şikayet ettim. Nihihihihihi yaşasın iyilik:)

Arayabilen arasın 4441178 numara bu.
:):):):):):):):):):):):)
(Hangi kanalda hangi tarih ve saatte izlediniz diye soruyorlar. Ailenizden izleyen varsa ona sorun.) Arayın herkes arasın Coca Cola zarar etsin.
Dilerim tüm reklamları medyamızdan şişeleri de marketlerimizden defolunur.
Amin inşaAllah amin çok çok amin.:):):)

Alapvető különbségek

Városban:
- Kérsz pálinkát?
- Csak egy kicsit az íze kedvéért!

Vidéken:
- Igyunk pálinkát!
- Igyunk, de töltsd tele, bazzmeg, a hatásáért iszom!!

Hem yara bandım hem yaram.

Sonunda oldu. Bana daha ne kadar kötüsünü yaşatabilir ki diye kendime sorarken, sen bana düşündüğümden de kötüsünü yaşattın. Lavaboda o küçücük kabinin içinde diz çöküp ağlamama sebep oldun. Hıçkırıklarım duvarları inletirken büyük ihtimalle senin o “çok sevdiğin” kız arkadaşınla kahkahaların inletiyordu ortalığı benden çok uzakta. Ya da belki de elinden tutmuş, deniz kenarında o güzel günün tadını çıkarıyordun sen. Belki de bunun için bile ömür boyu affetmemeliyim seni. Yapabilsem keşke. Kalbime söz geçirebilsem de bırakabilsem seni. Bana bunları da söylettin sen sevgilim. Nefesim daraldı, göğsüm sıkıştı, gözlerim kan çanağına döndü ben yine sadık eşim, yalnızlığımlaydım. Kimse duymadı sesimi. Duysun istemedim sıkı sıkı kapadım ellerimle ağzımı. Senin de alacağın olsun sevgilim. “İstemiyorum seni. Sevmiyorum artık. Nefret ediyorum senden.” bile diyemiyorum şimdi. Çünkü biliyorum çıksan bir anda karşıma, baksam gözlerine ya da görsem o güzeş yüzünü, gülüşünü; yine dönerim en başa. Yine bırakırım kendimi senin kollarına. Öyle bir adamsın ki sen, öyle anda geldin ki uzun zaman önce; tamam dedim. Bu adamı verin bana, beni de ona. Ömrümün sonuna kadar birbirimizin olalım. Ağzımı açıp tek kelime edersem namerdim. Hep seni istedim. Tek seni istedim. Küçücük bir umut kırıntısı bile kalmamışken, bu kadar perişan durumdan bile umut yaratmaya çalıştım hep. Hala vazgeçmedim inan olsun senden. Çok büyük ahdım var sevgilim… Yine de seni her şeyden, herkesten çok sevdiğimi bil yeter.