Devşirmelerin ve cemaatin Kürt düşmanlığı…
Devşirmeler, Kürtleri sevmez..
Çünkü Kürtler onlara kim olduklarını hatırlatıyor. 
Bu ülkede ki göçmen kökenlilerin benden fazla türklük yapmasından insanlıktan çıkmasından ve bunlar yüzünden gerçek türklerin zan altında kalmasından tiksindim artık..
Asıl türklerde yoksulluk ve ötekilik içindedir,
rumlardan yahudilerden ermenilerden kalan malların üstüne oturup elit türk burjuvası olan bu sahte türkçülerin milliyetçilik müslümanlık taslamalarının tek bir adı vardır..HAYSİYETSİZLİK..

Hep söylerim yazıya başlamamın hayra alamet olmadığını… Eğer yazıyorsam, vardır bir hayal kırıklığım, muhtemelen içimde tutamıyorumdur. Ne zaman kırılsam, sinirlensem, üzülsem önce birikmesini beklerim; ardından kalemim, kağıdım ve sigaramla beraber özgürlüğe açılan balkonumun kapısında bulurum kendimi. Göz yaşlarımın mürekkep olup beyaz zemine dökülmesini hüzünle izlerim.

Ufak tefek gelişmeleri saymazsak, hayatımı karmakarışık bir hale getiren benim. Ne kadar yükseldiysem, o kadar alçaldım yani. Bir şeyleri akışına bırakamama hastalığı benimkisi. Anlarsınız belki. Başınızı yastığa koyduğunuzda hemen uykuya dalamıyorsanız kesinlikle biliyorsunuzdur. Bitmek bilmeyen iç hesaplaşmalar, kendini suçlamalar, hayatı yeniden gözden geçirmeler, canınızı yakan birkaç parça anı, unuttuğunuzu sandığınız insan kırıntıları ve en nihayetinde uyku… Her gece bunu yapmak o kadar zor ki! Ve bu kabus, uykuyla sona erecek türden bir şey değil. Ertesi gün uykudan uyanmak istememek de aslında kabusun bir parçası. Ne kadar çok uyursam, o kadar az düşünürüm hesabı… Alarm kurarken seçtiğimiz küsüratlı saatler de bundan. Anılardan kaçarken, ömrünü tüketiyorsun. Farkındasın; ama görmezden gelmek daha kolay.

Müzik dinliyorsam, aklım melodisinde değil, şarkı sözlerinde. Eğer bir şarkıyı 1358 kez başa sarıyorsam, mutlaka hayatımla ilgili özdeşleştirdiğim bir şey var onda. Herkesin mutsuzluğu kendine gerçekten. Elindeki şekeri yere düşüren bir çocuk, annesini erkenden kaybeden bir genç, kendi benliğini öldüren bir kadın, evlatları tarafından huzurevine bırakılan bir adam… Hangisinin acısı daha büyük diye sorgulayamazsın. Empati kavramı gerçekten çok sınırlı, çok sığ. Başına gelmeyen bir olayı nasıl anlayabilirsin ki?

Aptalca şeyleri düşünürken harcadığımız kısa kısa zamanlar çığ haline geliyor ve yitirmekte olduğumuz şeyler geri gelmiyor. Karamsar olduğumu söylerler, değilim. Sadece aşırı gerçekçiyim. Bu durum, insanların üstünde durmaya gerek duymadığı olaylar için bile kaygılanmama yol açıyor. Evet, bana anksiyete tanısı koyulalı neredeyse 5 yıl oluyor. İlk zamanlarımda mental ağırlıklarım vardı, yıllar geçtikçe bunlar fiziksel ağrılara dahi dönüştü. Aklınıza gelebilecek birçok şeyi erkenden yaşadığım için, yaşamıma mutsuzluğu bulaştırdım. İşte şimdi başa dönmeye çalışmak çok yoruyor. Küçük şeylerden mutlu olmayı yeniden öğrenmeye çabalıyorum. Hala çok hata yapıyorum, birçoğunun da istemli olduğunu bile bile hem de!

Yazıyorken bile dağılıyorum, aklım karman çorman. “Yüzümü yıkadıktan sonra toplarım.” dediğiniz ve gece eve dönene kadar yüzüne bile bakmadığınız yatağınız kadar darmadağınım. Söylemeden edemeyeceğim, hüzünlü başladığınız yazılari da ertelemeyin, 1 saat sonra yazacak bile olsanız! Zorunda kalmadıkça önceliklerinizi değiştirmeyin hiç kimse için. İçinizde yağan yağmurda sırılsıklam olun, gökkuşağı her zaman kurtarıcı değildir. Yağmurdan sonra gelen toprağın kokusu olabilir belki. Şimdi ciğerlerime derin bir nefes çekme zamanıdır. Puslu geçmişimi es geçiyorum. Öylece…


19.08.2014 - Konya

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video