ilking

anonymous asked:

Gerçekten bir filin pipisimisin? Nasıl yazıyon lan eller falan yok

Kardeşim bravo bu espriyle ülke kalkındı, dolar düştü,

Eğitim seviyesi İsveçle kapışıyor, insanlar evlerinde ayakkabıyla gezmeye başladı,

Kasetçilerde İsmail YK değil Tchaikovsky Bach Vivaldi gibi klasik sanatçılar çalıyor, Türk Sanat Musikisi inanılmaz adımlar atarken Türk Sineması 3D filmlere geçti Lotr ile yarışıyor,

Şeker pancarı ihracatından Nükleer Satral kazancına geçildi, silah enstitüsü UFOlarla savaş olabilitesine göre üretime başladı,

Gözü çıkan insana yeni göz takma, beyin nakli falan yapılırken, kanserin tedavisinin bulunmasına son 1 hafta diye haber çıktı,

Venüse ilk ayak basan insan Sivaslı Muhittin Erbek şu an ışık hızının yarısı hızla giden UluTürk uzay mekiği ile dönüş yolunda. Ankarada şenlikler hazırlanıyor.

Ülkenin bu kadar gelişmesiyle, Azerbeycan(82), Gürcistan(83), Ermenistan(84), Rusya(85) ülkemize katıldı, il oldular.

Bu espri böyle şeyler yaptı kardeşim bravo gerçekten muhteşemsin.

Sen  ilk kitabı yayınlanmamış ama keşfedilmeye değer bir yazarsın bence. Kısacık bir notuyla bile insanı bambaşka yerlere götürendir benim için yazar.

anonymous asked:

Uğur abi senden fikir almak istiyorum bi tane 2- 2 buçuk yaşlarında kuzenim var konuşmaya böyle yeni yeni başladı hani kız çocuk ilk olarak seni sikerim demiş sonrada onun kuzeni ender var 1 yaşında ona da enderin anasının amına koyım demiş normal midir caiz midir?

töbe bismillah

Kız Arkadaşa Ondan Hoşlandığını Söylemeden Önceki 5 Gün

1. Pazartesi: Size bir şey diyeceğim ama…

Uyandım, yatakta doğruldum, dirseklerimi dizlerime koydum, saçlarımı karıştırarak bu sabah neden üzgün uyandığımı düşünmeye başladım. Evet, Elif’e ondan hoşlandığımı söylemeye karar vermiştim dün gece. 3 yıllık arkadaşıma ondan hoşlandığımı nasıl söyleyeceğimin gerginliği gece boyunca bilinçaltıma işlemiş, uyandığımda beni rahatsız etmeye başlamıştı. Dün gece verdiğim kararı tekrar gözden geçireyim ben diyerek yataktan kalktım, elimi yüzümü yıkadım, bir parça ekmek ve biraz peynir yedim, hiç alışkanlığım olmadığı halde kendime üçü bir arada yaptım, midem bulandı. Salona geçtiğimde bizimkiler uyanmış, ayılmaya çalışıyorlardı. Elif’ten hoşlandığımı ilk olarak ev arkadaşlarıma söylemeye karar verdim. Farklı bir göz, farklı bir düşünce, farklı akıllar yolumu çizmeme yardımcı olabilirdi. Uzun süredir salonun girişinde beklememe rağmen hiçbiri bana günaydın dememişti, sessizliği ben bozdum; günaydın y.raklar diye söze girdim. Tepki vermemeleri doğaldı, çünkü daha afyonları patlamamıştı ya da selamlama biçimim hoşlarına gitmemişti. Size bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalacak diyerek gizem yaratmak istedim, yarattım da. İlker, hayırdır bir durum mu var dedi. Var dedim, bir durum var ve beni yiyip bitiriyor diyerek gizemi tırmandırdım. Sedat olm bende de para yok lan diyerek borç isteyeceğimi düşündüğünü açıkça belli etti. Sende ne zaman para oldu lan g.t diyerek güzel bir noktadan darbeyi indirdim. Ancak bu çıkışım Sedat’ın söyleyeceğim şeye objektif yaklaşma ihtimalini bir hayli azaltmıştı, pişman oldum. Hemen ardından konu para değil daha önemli şeyler var dedim… Bir süre sustum, bana çevrilmiş olan bir çift göze aşk var olm aşk var diyerek derinlere indim. Sessizliği ilk bozan tahmin ettiğim gibi Sedat oldu, he aşk var Esteban dedi. Objektif olamayacağını tahmin etmiştim zaten.
Kime aşık oldun olm dedi İlker daha öğrenmek ister bir edayla. Ben… Elif’e aşığım olm dedim bir çırpıda. Hangi Elif dedi Sedat, bizim Elif mi? Bizim Elif demesi rahatsız etti beni, sizin Elif değil, benim Elif diyerek Sedat’ı iyice dışladım, saçma sapan bir hal aldı işler. Nereden senin oluyor, tapusunu mu aldın g.toğlanı lafı kavganın başlamak üzere olduğunun işaretiydi. Olm Elif işte diyerek ortamdaki negatif enerjiyi süzmek istedim, cevap gelmedi. Bir şey söylemeyecek misiniz? dedim, ne diyelim abi hayırlısı olsun dedi İlker, Sedat ise susmayı tercih etti. İstediğimi alamamanın siniriyle, sağolun ya çok ilgilisiniz deyip odama gittim.

2. Salı: Yol gösterin olm…

Bir süre sonra odamın kapısı çalındı, normal olarak pat diye odaya dalma usulünün uygulandığı öğrenci evimizde kapının çalınıyor olması ciddili konuların konuşulacağının, özür dileneceğinin, vs. işaretiydi. Genel müdür gibi gel dedim, İlker içeri girdi. Abi kusura bakma daha afyonumuz patlamadı ama sen de Sedat’a kötü davrandın be kanka dedi. Ya olm ben sizden bana yol göstermenizi istedim, kaç yıllık arkadaşıma aşığım diyorum, adamı hacca uğurlar gibi hayırlı olsun diyorsunuz, diyerek bol dram soslu bir cümle sarf ettim. Gel okula gidelim konuşuruz dedi, ikna oldum başka çarem yoktu.
Öğlene doğru kantinde bir aradaydık, masada Sedat’ın arkadaşı Arif ve Seda da vardı. Bir kızın daha olması iyi olmuştu, çünkü böyle bir konuda kız görüşü her zaman önemliydi. İlker açtı konuyu, e abi Elif diyorduk dedi. Elif’i tanıyan Arif hemen hangi Elif, bizim Elif mi dedi. Sabahki çıkışımı hatırlayan İlker ile göz göze geldik, ortam yumuşasın, objektif görüşler alayım diye, evet abi bizim Elif dedim. Ne olmuş Elif’e diye sordu Seda. Ondan hoşlanıyorum dedim, Seda önündeki meyve suyundan yudum alırken bana diktiği gözlerini açarak şaşkınlığını belirtti. Pipeti ağzından çıkarır çıkarmaz “siz arkadaş değil misiniz ya?” diye ekledi. Sorun da bu dedim, arkadaşız ama sanırım ben ondan hoşlanıyorum, hatta ona aşığım dedim. Artık konuşan sadece Seda’ydı, erkekler geri çekilmiş Seda’nın söyleyeceklerine göre konum almayı bekliyorlardı. Anlıyorum diye söze başladı Seda ama surat ifadesinden ve mimiklerinden anlamadığı ortadaydı. Bir an için acaba Seda benden hoşlanıyordu da Elif’i sevdiğimi öğrenince bozulmuş olabilir mi diye geçirdim içimden. Aslında fena kız değil gibi düşüncelere dalmak üzereyken, abi bu aşk değildir dedi. 45 saniyede hislerimin ne olduğu konusunda karara varmış olması enteresandı, kesin benden hoşlanıyor olmalıydı zira beni vazgeçirmeye çalışacağı çok belliydi. Neden aşk değil, neden olmasın ki dedim. Abi 3 yıldır arkadaşsınız, sürekli birliktesiniz, birbirinizin evine gidip geliyorsunuz, ikinizin hayatında da kimse yok, haliyle yakınlık duymuşsun ve bunu aşk zannediyorsun bence dedi. O kadar kendinden emin ve sanki biliyormuşçasına söyledi ki bunları, bir an için inanır gibi oldum. Öyle olsa bilmez miyim Seda dedim ki bilmezdim, zira söyledikleri bana çok mantıklı ve kabul edilebilir gelmişti. Bence öyle diye devam etti, siz erkekler size ilgi gösteren kızlara aşık olma eğiliminde oluyorsunuz diyerek üstüme toprak attı, gömdü beni. Ne alakası var yeaaa diye saçma bir cümleyle bu mantıklı tezi çürütebileceğimi düşündüm ama çürüyecek gibi değildi. Aşk hızlı gelir abi dedi, 3 yılın sonunda anlamazsın aşkı, aşk çarpar geçer adamı dedi. Süreya Ayhan okuduğu çok belliydi, belki Turgut Uyar… Çocuklara baktım, bekledim ki birisi Seda’ya karşı çıksın, bana bir el uzatsın… Ama uzatmadı hiçbiri. Sedat bence Seda haklı dedi. Sabahın intikamını alıyordu pezevenk!

3. Çarşamba: Çok düşündüm.

Seda’nın söylediklerinin ağırlığı ile eve geldim. Gelirken köşe başındaki dönerciden aldığım döner dürümü yedim. TV’yi açtım, CNBCE’ye bastım, Vikingler’i izledim, kesmedi bilgisayardan bir sonraki bölümü izledim ama kafam bir türlü dağılmıyordu. Seda haklı olabilir miydi, yoksa benden mi hoşlanıyordu. Seda’nın benden hoşlandığı fikrinin kafamı bu kadar meşgul etmesine anlam yüklememeye çalıştım ama galiba erkekler size ilgi gösteren her kadına aşık oluyorsunuz lafı ile birleştirince kendimden şüphe etmeye başladım. Çocuklar hala gelmemişti, Walking Dead açtım onlar gelene kadar 2 bölüm izledim.
Geldiklerinde ben ikinci tur acıkmıştım, çiğ köfte, midye dolma, pilav almışlardı. Hırsla yedim, yemeğin sonuna doğru çok düşündüm olm diyerek lafa girdim, İlker ne düşündün abi dedi, bu tepkiyi almak hoşuma gitti zira çok düşünmek iyi değildir, gibi bir tepki bekliyordum. Hemen söze girdim, bugün Seda’nın dediklerini düşündüm dedim, Elif hakkında diye ekledim. Sedat hemen bence kız haklı abi diyerek sabahtan beri sürdürdüğü baltalama tavrına devam etti. Acaba bu deyyus da Elif’ten hoşlanıyor olabilir mi diye düşündüm. Sürekli birilerinin birilerinden hoşlandığını düşünüyor olmak canımı sıkmıştı. Haklı olduğu yönler olabilir ama tamamıyla haklı diyemeyiz dedim. Alışkanlık da aşka dahil diyerek Attila İlhan okuduğumu net bir şekilde belli ettim. Tabii ki alışkanlık olacak ama aşk illaki ilk görüşte mi olur abicim, ben bu kızı görmüşüm, tanımışım, özümsemişim, ama bir şekilde arkadaşlık bağları oluşmuş kendimi geri çekmişim, beynim, kalbim artık isyan etmiş, aşıksın sen demiş bana olamaz mı diyerek bence harika bir konuşma yaptım. İkisinin de ikna olduğundan emindim, zira ikisi de tek kelime edememişti. Hee a.ına koyim dedi Sedat, kesin öyledir diye ekledi. Ağzında lokma varken küfür retmesene g.t dedim. Ettirme olm sende dedi, böyle süslü konuşmalarla kendini haklı mı çıkaracaksın diye ekledi. Olm sana kendimi ispat mecburiyetim mi var iblis iblis konuşma dedim. Ortamın gerildiğini gören İlker araya girdi, tamam abi büyütmeyin ya, aşk bu herkes kendine göre yaşar diyerek susturdu bizi. Yemekten sonra bir bölüm daha Walking Dead izledim, İlker elinde sigarayla odaya geldi, önce benimkini sonra kendisininkini yaktı, bir nefes çekti üflerken abi bu konular hassas dedi, herkesi dinle ama kimseye kulak verme, içinden geleni yap dedi. Yapacağım dedim, omzuma vurdu, en iyisi dedi ve çıktı. Bu bana cesaret vermişti, Elif’e açılacaktım. Hem de en kısa sürede.,

4. Perşembe: Boş ver ya!

Ertesi sabah daha bir mutlu ve heyecanlı kalktım, bugün büyük gündü. İlker ve Sedat’a konuyu hiç açmamaya karar verdim. Zira moralimi bozmalarını, saçma sapan fikirleriyle beni vazgeçirmelerini istemiyordum. Güzelce tıraş oldum, duşumu aldım, parfümümü sıkındım, en güzel kıyafetlerimi giyerek su dahi içmeden, elemanlar uyurken evden çıktım. Kantinde poğaça ve çay ile düşen şekerimi yükselttim, sigaramı içerek heyecanımı bastırdım, biraz dolaşarak rahatladım. 2 saat geçmiş olmasına rağmen Elif ortalarda yoktu, mesaj atmayı düşündüm ama ne diyecektim ki? Seninle konuşmak istiyorum diyerek spoiler vermek istemiyordum. Ancak zaman geçtikçe gerildiğimi fark ettim ve Elif’i aradım. Neredesin sen kız diyerek sanki öylesine aramış bir hava yarattım. Evdeyim dedi, neden çıkmadın hala derse gelmeyecek misin dedim, bugün biraz rahatsızım dedi, geleyim mi yardım edilecek bir şey var mı diyerek evine gidebilme ihtimalimi zorladım, yok ya sağ ol annem geldi yanıma diyerek hevesimi kursağımda bıraktı. Ama akşam üzeri gidecek annem, istersen uğra dedi. İçim kıpır kıpır olmuştu, ona olan hislerimi baş başayken açmak harika olacaktı. Yerimde duramıyordum, derse mi girsem vakit geçer dedim ama derse girecek ne kafa ne istek vardı. Taksim’e çıktım, boş boş dolaştım, Hocopulo pasajında çay içtim, simit sarayında öğle yemeği yedim, acaba akşam üstü tam olarak saat kaç oluyor diye düşündüm. Bir kafeye gidip söyleyeceklerimi toparlamaya çalıştım. O sırada İlker aradı, neredesin abi sen, sabahın köründe çıkmışsın, derste de yoktun dedi. Akşam anlatırım diyerek kapattım. Zira bu konuyu onunla paylaşmaya niyetim yoktu. Saat 4 buçuk gibi Elif’i aradım… Açmadı. Annesini yolcu ediyor diye düşündüm, 5 gibi tekrar aradım yine cevap yoktu. Meraklanmaya başlamıştım, annesini otogara bırakacak hali yoktu, hastaydı dedim. Saat 6 gibi Elif aradı; canım kusura bakma annem gidince uyuyakalmışım, şimdi gördüm aramalarını dedi. Çok yorgunum sonra görüşelim mi dedi. İçimde depremler oldu, boğazıma bir şey oturdu, midem en kuvvetli asitlerini saldı, içimde savaşlar çıktı. Tabi canım sen yeter ki iyi ol dedim.
Eve gittim, kapıdan girer girmez çocuklar merak içinde gözlerime baktı, belli ki haberleri duymak istiyorlardı. Boş verin abi ya deyip odama geçtim. Sigara yaktım, yatağa uzandım, sigaramı söndürdüm ve uyudum.

5. Cuma: Ya herru ya merru!

Sabah 8’de Elif’i aradım, direkt nasılsın, neredesin ve okula gelecek misin sorularını sordum. Sabahın 8’inde muhtemelen yeni uyanmış olan kız afalladı, oo şampiyon sakin diyerek güldü. İşte dedim, ona bu yüzden aşığım ben, bu gülüşü, bu alttan alışı, bu gereksiz alınganlıklardan uzak duruşu için aşığım ona ben. Güldüm, ya yok dedim, hızlı oldu ama merak ettim seni dedim. İyiyim dedi, ama bugün de evdeyim zaten haftanın son günü bugünü de dinlenerek geçireyim dedim. Acaba geleyim mi desem mi diye düşünürken, derslere gir, sonra notları da kap bana getir dedi. İçimde kocaman serin bir boşluk açıldı, gülerek tamam dedim. Bu sefer İlker evden çıkmadan yakaladı beni, abi hayırdır ya bir sıkıntı mı var dedi. Neşeli olduğum için yok be oğluum ne sıkıntısı, dedim. Dün biraz moralim bozuktu o kadar, şimdi gayet iyiyim dedim. Hadi çıkıyor musun beraber gidip derslere akalım dedim. Hemen giyindi beraberce evden çıktık, Sedat nerede dedim, yatıyor dün içmiş bir sürü dedi. İyi iyi yatsın dedim, ayak altında olmasından iyidir deyip güldüm. İlker senin Elif işi ne oldu diye sordu. Elif bir iş değil olm aşk o aşk dedim. Keyifler yerinde bakıyorum dedi. E tabi olm bugün konuşacağım, açılacağım dedim, artık abinizin sevgilisi olacak hazır olun diye anırdım. Hayırlısı abi dedi. Sanki inanmıyor gibiydi ya da kıskanıyordu beni. Lan yoksa? Hayır hayır İlker ile Elif’i düşünecek durumda değildim. Okula girer girmez Seda ile karşılaştık. Naber dedi, derse mi? Evet dedik bize ekleşti. Ne oldu senin aşk meşk işleri diye gülerek sordu. Tavrında “inşallah olmamamıştır” havası sezdim, beni kendine saklamak istiyor kesin diye düşündüm. Bugün halledeceğim o işi dedim, İlker araya girdi, abi o iş değil AŞK dedi be anırarak güldü. Bu elemanın altta kalmamak için çırpınma azmine hayrandım, o lafı sokmasa 3 gün uyuyamazdı kesin. Rahatladın mı dedim hiçbir şey demedi güldü. Akşam üstü konuşacağım Seda dedim, hadi bakalım dedi Seda umarım ben yanılırım. Yanılırsın yanılır üzülme deyip derse gittik.
Dersler bitti ama nasıl bittiğini bir de bana sorun. Son dersin hemen ardından Elif’i aradım, Notlar bende istiyorsan istediğimi vereceksin dedim, neymiş istediğin dedi gülerek, sana gelmek dedim, anahtar paspasın altında çok bekletme dedi. Gülüştük telefonu kapattım, Allah’ım bu bir rüya mıydı, resmen flörtün dibine vurmuştuk. Bugün ona açıldıktan sonra öpüşme falan bile olabilirdi…. Koşarak otobüse bindim.

Cuma akşamüstü…

Eren bu benim için büyük bir onur, ne düşüneceğimi bilemiyorum ama sen benim arkadaşımsın… Yani hep öyle gördüm ben seni… Senin duygularının bende karşılığı yok yani… İsterdim ama yok maalesef.
Yatağıma uzanırken sigaram ağzımdaydı….

Tek bir şey söyle bana. Nefesin değerli, benim için. Tek birşey.

Babam ticaret yapmak için bizi bıraktığında 9 yaşındaydım. Annem ben ve iki kardeşimle birlikte devam ettik. Babam ilk iki ay düzenli bir şekilde para gönderdi. Sonra bir gün annemin yüzü asık bir şekilde yemek yaptığını gördüm. Saçma gelmişti bana. Çünkü anam yemek yaparken hep neşeli olurdu. O güne kadar hiç görmemiştim onu öyle. Ben yere oturmuş anamı izliyordum. Birşeyi vardı ama aklım kesmiyordu o zamanlar. Cino adında küçük bir çikolata vardı o dönem. Anneme bi tane cino alırız dimi anne dediğimde ağlamaya başladı. Neden ağladığına dair hiç bir fikrim yoktu. Neyse biz annemle birlikte  bir ay boyunca her gün günde iki bazen üç defa bankaya gidiyorduk. Ve elimiz hep boş döndük. Ben çocuklarını doyurmak için tüpü olmayan bir ocakta yemek yapıyormuş gibi yapan annelerin sadece yeşilçamda olduğunu düşünürdüm. Bir gün artık açlıktan mide krampı yaşıyorum ama sesimi de çıkarmıyorum. Açım anne demiyorum. Kardeşim geldi. ağlayarak anne açım dedi. annem az kaldı oğlum dedi. Makarna olmak üzere. İlk o zaman kafam çalıştı. tüp yanmıyordu. makarna da yoktu zaten. Açlığı unutturmak için annem bizi uyutma taktikleri yapıyordu. Aile apartmanıydı bizim ki. amcalar annemin çalışmasına izin vermiyorlardı. Annem bizi üst kata amcamlara gönderdi. Yemek yememiz için. Ama annem gelmedi. Çünkü yengem önümüze bir tas yemek koyarken bir ton da serzeniş yapardı. Onurlu kadındı. Ama o zamanlar anlamazdım. Neyse bir buçuk sene annemle birlikte böyle geçti. Sonra annem bizi memlekete babamın yanına götürdü. Bakamıyordu kadın. Kendince haklıydı. Neyse biz gittik memlekete babamı çok severdim. (hep hayalim babamın bir kere olsun sarılmasıydı. Bir kere sarılsaydım yeterdi.) Annem bize şu duvarı dönün önünüzde ki evde oturuyor babanız dedi. Tabi ben başladım koşmaya. Koşup belki baba dediğimde sarılırdı. !0 11 yaşlarında en büyük hayalim babama sarılabilmekti. Abi neyse koştum ben döndüm duvarı. Babam taşa oturmuş bir kadın çamaşırları asarken konuşup gülüşüyorlar. Baba diye bağırdım.(Aklım kesmiyor tabi babamın annemi aldatacağına) babamın o tebessümlü suratı bir anda aıldı. Ve kadın çamaşırları bırakıp eve kaçtı. Kadın içeri girdi arkasından kardeşlerim ve annem de bulunduğum yere geldi. ve babam neden geldiniz dedi. Bu cümleyi o zaman çok anlamamıştım ama kötü birşey olduğunu hissetmiştim. Neyse aradan zaman geçti, biz üç kardeş sünnet olduk. Babam asker yetiştirir gibi davranırdı bize. Sünnet olduğumuz zaman takım elbise giydirdi. Düşün ya sünnet olmuşuz. Altımızda külot pantolon var. Ve üç saatlik yol geliyorsun o halde. Acı gözümüzü yaşartıyor ama ağlayamıyorsun. Çünkü ağlarsan dayak yersin. İşte sünnet olduk annem bırakıp gitti. Resmi olmayan babamın eşi, Bize bakmayacağını söylemiş, Babamda para karşılığı amcamlara tekrar istanbula getirdi bizi. Ve gitti. Amcamlara sadece yemek zamanı giderdik. onun dışında tekrar kendi katımıza inerdik. Birşey isteme lüksümüz yoktu. Onlar bize ne verirse onu giyer onu yer ve onu yapardık. Mesela bakkala gidilecekse yatıyorsak gelir kaldırırdı bizi. Kendi çocukları uyurdu. ilk aşkı bu dönemde yaşadım. Karşı bir cinse ilk defa duygu hissettim.  İki sene kadar böyle devam etti ve onlarda tekrar köye götürdü babama bıraktı bizi. Babam kadını yine ikna edemedi. Kadın bize bakmayı reddetti. Babam en küçük kardeşimi oranın hava şartlarına dayanamaz ve yaşı küçük diye amcamlara verdi kabul etti onlarda. bu kardeşimle ilk ayrılışımız oldu. Çok severdim kardeşimi ama hep kavga ederdik. Ona hiç seni seviyorum bile demedim. Ne kadar kötü bir durum. Neyse babam terkedilmiş bir öğretmen lojmanına yerleştirdi abimle beni. Önce güzelce temizledik o lojmanı sonra olmayan camlarına naylon gerdik. Başladık orada yaşamaya. Okula da yazıldım. 6. sınıfa orada başladım. İstanbuldan geldiğim için okulda abimle benim havam vardı. Yakışıklı çocuklardık. Kızların tüm ilgisi bizdeydi. Ama bunların hiç bir önemi yoktu. Çünkü bizim bir kıza ilgi duyma lüksümüz yoktu ve aynı zamanda zaten ben aşıktım. Babam iflas etmişti. Günde 4 5 paket samsun içiyordu. Eve kitlerdi kendisini. Ev derken abimle benim yaşadığım lojmana. Babadan korkardık ve ders çalışırdık. Dışarısı yasaktı. Top oynamak misket oynamak vs. Bir gün kapı çaldı. Çalınan kapıyı açmazdık çünkü kapıya dayanan alacaklıdır. Kapıyı açmadık tabi. Adam dokuz on defa çaldı. Ve şerefsiz yine yok diye kapı arkasından söyledi. İlk defa babamın olduğu bir yerde tepki verdim. Açtım kilidi ve senin ananı avradını sikerim orospu çocuğu sensin şerefsiz dedim. Ne kadar ulan babamın borcu dedim. 9 lira dedi. Siktir git lan buradan 9 liralık şerefsiz dedim. Ben öderim dedim haftaya gel. O zaman okulda para toplanıyordu, öğretmende bana vermişti para toplama görevini. Çocuklardan aldığım parayla toplam o zaman 35 lira vardı. Adam da beş gün sonra geldi verdim parasını 25 lirayı da babama verdim. Babam ne parası bu dedi, dedim adnan amca harçlık verdi benim ihtiyacım yok sende kalsın dedim. Zaten istanbula gidecektik. Okuldan kaçıp o parayı da ödemeyecektim. Neyse bunlar derin mevzular. Aradan bu tip olaylarla iki sene geçti. Ve kadın babamın istanbula taşınmamız karşılığında bizlere bakmayı kabul etmiş ve istanbula tekrar geri döndük. Çok mutluydum. Mutluluğum orada yaşadığım zorluklar filan değil aşık olduğum kızı görme hevesiydi. Sokağa çıkmamız yasaktı. Topa vurmak miskete dokunmak yasaktı. camdan dışarı bakardı babamın evde olmadığı saatlerde. Babamın gelmeye yakın saatlerinde kitap okurdum ders çalışırdım. Neyse camdan dışarı bakıyorum. Çocuklar istop oynuyor. Dokuz yaş oynuyor top sektiriyor. İnanır mısın yıllar sonra aşık olduğum kızı gördüm bizim sokakta. Abi kız top sektiriyordu. Bense camdan onu izliyordum. Neyse kaçtım evden. Kızın yanına gittim. Tam kıza sektirme yarışı yapalım mı dediğimde ellerinde poşetle babamı gördüm. Yürü lan eve dedi. Abi çok zoruma gitti be. Kız ne güzel kabul etmiş. Herşeyden öte kıza karşı cesaret göstermişim. Neyse, allaha küfretmeye başladım tabi ben. Allah mutlu olmamı istemiyordu. Neyse okullar kapandı yaz dönemi, gizli gizli sokakta oynuyorum. Bakkaldan meybuz aldım.bakkalcı şu poşeti reyhan teyzenlere götürsene dedi karşılığında bi meybuzda ben vereyim sana dedi. İki meybuz verirsen kabul dedim. O da sağolsun verdi. O iki meybuzu da kardeşlerime götürdüm tabi. Bu benim ilk emeğimle kardeşlerime birşey alışımdı. Sonra bakkala tekrar gittim orhan amca dedim çırak olarak çalışayım mı yanında dedim. Tamam dedi. Günlük 1 liraya çalışıyordum. Oradan oraya sipariş götürüyorum. Arada bahşiş alıyorum. Kazandığım parayı babama götürüyordum. Orhan amca sağolsun her akşam bir lira verir aynı zamanda çok çalıştığım için bir tanede bisküvi alma şansım vardı seç derdi.  Bende kremalı bisküvi alırdım çünkü babam bir tek onu severdi. Onu da babama verirdim. Çok seviyordum çünkü. Neyse ben türlü türlü işlerde çalıştım. Hırsızlık yaptım. Çikolata çalardım. Para da çalardım. Bakkaldan çaldığım parayı sokakta ki çocuklara dağıtırdım. kalem dondurma parası verirdim herkese. Bizim sokakta ki çocuklarda benim gibi yoksuldu çünkü. Laf olsun diye söylemiyorum bunu, o dönemlerde doğru bildiğim için yapardım bunu. Neyse kitap okumaya başladığım dönemlerdi o zamanlar. Kapitalizmi sosyalizmi emperyalizmi ilk bir kitapta okumuştum. Anlamını bilmediğim için ansiklopedilerden bakardım. O zamanlar internetti bilgisayardı telefondu, zenginlere aitti. Bilmezdik biz. Neyse ben karıştırdım kurcaladım kendime geldiğimde bir devrimci örgütte buldum kendimi. Eylemlerde bankaya taş atarken buldum kendimi. Babam döverdi çok. Derslerimde neden daha çok başarılı olmadığım için. Herşeyde başarı isterdi. Ulan takdir almışım daha ne kadar başarılı olayım. Ama anlamazdı neden karnemde bir tane 4 vardı. B unun içinde bir tane daha bamm diye yumruk inerdi. Şaka değil. Saçım neden 3 numara değil. Bir yumrukta onun için. Neyse babam yüzünden başarılı olamadım hiçbirşeyde. 4 yıllık üniversite kazanamadım mesela. Ama kazandım diyerek kaçtım. Şu an benim üniversite okuduğumu ingilizce kursuna gittiğimi aynı zamanda çalıştığımı ve para kazandığım için para istemediğimi sanıyor. Oysa ben Üniversite okuyan arkadaşlarımın evinde kalıyorum. Sağolsunlar bi kere bile para lafı yapmadılar. Hatta cep harçlığı bile veriyor adamlar. Şimdi bi ton borçla, günde 80 dal sigara sarıp içiyorum. Dışarı çıkmıyorum. Kimseyle konuşmuyorum. Saçımı sakalımı kesmiyorum. Perdeler zaten hep kapalı. Burası hep karanlık. Şimdi Bana verebileceğin bir akıl varsa söyle ya da sence ne zaman herşey tamamiyle biter. Seni tesadüfen buldum internette. Ve çok sevdim. Çok güzel bir adam olduğun harfleri bir araya getirme şeklinden belli. 

anonymous asked:

I still can't understand how you could support either side. You support harassers just like Anti's support harassers neither side is perfect little snow angels. You and GG and anti GG are everything wrong in the world. Both sides just need to shut the fuck up sit in a corner and fucking get over it. You and your ilk are tearing the world apart with your absolute divisiveness and antagonistic nature. Get off your high horse, your nowhere near perfect.

Nobody is perfect.  But GamerGate could’ve been over already if people just listened and gave them a fair shake.  There is nothing wrong with demanding better ethical behavior from your press and industry.

The ‘divisiveness’ comes from the nearly 8 months of being demonized, slandered, libeled, erased and misrepresented.  

mrlordpotter asked:

Abla bu blogu kurduğun ilk gün nasıldı ne gibi hayallerin vardı ne oldu da bu kadar harika ve tanındık bir blog haline geldin biraz anlatır mısın rica etsem??

Hayallerim yoktu , bloğum da tek bir takipçi bile yoktu ki bu benim tercihimdi ben burayı sadece içim daraldığında yazıp rahatlamak için açmıştım. Zaten hani o zamanlar buralar pek bilinmiyordu ben 3,5-4 sene önce açtım. Aradan 1,5-2 sene geçti başkalarının ağzından tumblr ı duymaya başladım. Biraz daha bilindik hale geldi gördüklerim kişilerin postlarına bakıp beğendiklerimi takip etmeye başladım onlarda beni takip etmeye başladı. Kendi postlarım dışında RB yapmaya başladım blogum daha da ilgi görmeye başladı yazdıklarım insanların hoşuna gitti mesajlarda konuşmaya dertleşmeye başladık zamanla sonra bi baktım böyle bir blog olmuş işte. Şimdi ben tekrardan pek fazla RB yapmıyorum. Çünkü hiçbir postun beni yansıttığını düşünmüyorum. Yansıtıyorsa da direkt RB atıyorum.

Ha ilk zamanların mı bu zamanların mı dersen ilk zamanlarım. Çünkü bana özel olan seyler vardı istediğimi özgürce yazabiliyordum ama şimdi öyle değil kitle arttıkça eleştiri de çok oluyor. Düzgün bir eleştiri olsa eyvallah. Ama yargılanmak olunca nefret ederim. O yüzden her yazdığımı da burada yayınlamam onlar icinde ayrı bir blogum var orası da adeta bi çöl kimse yok asfjakxs öyle işte.

İltifatın içinde çok teşekkür ederim 💎

sirineninnamusu asked:

ya nasıl bu ilişkiyi bu kadar uzun surdurebildiniz buluştuğunuzda neler hissettiniz anlatir misin lütfen :D bende sanaldan birini çok seviyorum olmayacak diye korkuyorum. bu arada çok yakisiyorsunuz

Öncelikle çok teşekkür ederiz :)
Şöyle söyleyeyim. O benim ilk aşkım. Ona duyduğum sevgi içime işledi ve ben ne yapsam,ne kadar zaman geçerse geçsin bu sevgiyi içimden atamadım. Büyük kavgalar, ağır tartışmalar yaşadık ama aramızda bir bağ vardı ve birbirimize hep döndük. Zamanı geldiğinde susmayı, bazı cümleleri soylememeyi,pes etmemeyi, gurur etmemeyi bildik.En önemlisi mesafeleri hiçbir zaman engel görmedik.
Buluştuğumuzda sevgilimmiş gibi değil, gerçekten eşimmiş gibi hissederdim.Her geçen dakikaya üzülürdüm mesafeler aklıma gelirdi.Ama herşey onun yanında güzel oluyor.Onun yanında iken, diyorum ki iyiki pes etmemişim.Iyiki vazgeçmemişim, iyiki gurur yapmamışım.Iyiki zamanı geldiğinde dön gitme demeyi bilmişim.
Asla pes etmeyin.Seviyorsanız, hiçbir şey engel değildir.

Uzun süredir tanıdığım bir arkadaşım var. Bu kızla yıllardır birbirimize şakalar yapıyoruz. Onlarca şaka yapmışızdır birbirimize. Özellikle toplum içinde birbirimizi rezil etmeye bayılıyoruz. Neyse dün ona gitmiştim. Bana dedi “Yarın sizin okula geleceğim, oradan Bebek’e geçeriz. Takılırız” dedi. Ben de “Tamam ama gelmeden önce ara ona göre ayrılırım arkadaşlardan, dersten çıkmış olurum, arkadaşlarla takılıyor olurum çünkü” dedim. Bu da gece kendi zil sesini değiştirmiş benim telefonumda. Sabah da ben derse gitmedim, uyudum onun yerine ahaha. Şans işte. Neyse bu beni aradı, telefon çalmaya başladı ama “Aaaah ooooh yeeaaah aaah” diyerek. Ben direk kapattım, ne oluyor anlamadım ilk. Odada da bir çocuk vardı. Pek muhabbetimiz yok. İçimden diyorum “Lan şimdi çocuk kesin porno izliyorum sanki” Bu kız ben arkadaşlarla dışarıda olurum dediğim için böyle yapmış. Dışarıda çalsa daha komik olurdu ama planı işe yaramadı. En fazla odadaki çocuk duydu. 

Şiddetli bir yağmur ile sert bir rüzgârın ilk dalgalarını ayırt edebiliyorsan seslerinden, büyümüşsün. Büyütür insanı o yalnızlık.

Bazı geceler içiniz fazlasıyla huzur dolar. Sanırım bu gece benim içim fazladan huzur dolu. Çünkü şu an yan koltuğumda canımın içisi Nurgül yatıyor. Nurgül kim mi? Nurgül benim üniversiteden arkadaşım, can dostum.. Bu yıl Konya’ya atandı gönlü güzelim.. Bu ara çok sıkıntılı olduğumu bildiğinden atlayıp yanıma geldi.. Saat 6buçukta dersaneye gelip yüzümü gülücük aşı etti. Bende biyoloji dersini ektim ve beraber bir yere geçip uzun uzun dertleştik. Ardından bize geldik. Annem ve yengem sağolsunlar güzel bir sofra hazırlamışlar. Karnımızı doyurduk derken öğretmenliğinin ilk yılının anılarını anlattı. İçimden dedim ki “Allah’ım Nurgül’ün gözlerindeki bu ışığı hiç bir zaman söndürme.” Sonra da dedim ki “Allah’ım bana da nasip eyle..” Sonra sohbet muhabbet derken uyuyakaldı canım arkadaşım.. Yarın bizi yoğun bir gün bekliyor.;)

Allah’ım bana böyle güzel kalpli bir arkadaş nasip eylediğin için çok teşekkür ederim. Seni çok seviyorum.💕

Dün gece bir arkadaş anonim olarak gelip bana Tumblrdaki ilk fırçamı attı:) Çabuk karar ver ne bloğu olacağına şiir mi,yazı mı dedi.Ben de oturdum ve düşündüm dün gece ne bloğu olsam diye ve sonunda bir karara vardım.O an içimden ne paylaşmak geliyorsa onu paylaşıyorum.Yazmak istiyorsam yazıyorum,hoşuma giden resim olursa onu paylaşıyorum güzel şiirler olursa da onları.Herhangi bir kategoriye sokamadım kendimi hepsinden  biraz var bende bu yüzden ben de her telden bloğu olmaya karar verdim:)

Rusya’da ünlü bir vaiz iken Kafkas cihadına katılmış ve şehid olmuş âlim Said Buryatski bu şöyle anlatıyor: “Emir Dokko sıkı bir azim ve güçlü irade sahibidir. O, Çeçen işbirlikçi mürtedler ihtiyar babasını kaçırıp kendisinin teslim olmasını istediklerinde bunu kanıtladı. Tekliflerini reddedince bu kez serbest bırakmaya söz vererek fidye talep ettiler. Buna karşın onun cevabı ne oldu biliyor musunuz? Bunu ilk duyduğum zaman hayrete düşmüştüm. Subhanallah! Beni dinleyen veya izleyen kardeşler, size bunu anlatıyorum ki muhtemelen O’nun yaptığını ben yapamazdım. Onlara dedi ki: ‘Onu alın, öldürün ve yakın! Size O’nun için tek bir kuruş ödemeyeceğim.’ Neden? Bu işin, kâfirler ve mürtedler için bir gelenek haline gelmesini engellemek için. Aksi takdirde onlar, sürekli mücahidlerin ailelerine musallat olacak ve bizden fidye talep edeceklerdi. Dokko, böyle zaaflarımızın olmadığını göstermek için bunu yaptı.

Emir Dokko bununla da yetinmeyip Endülüs’ten Doğu Türkistan’a kadar tüm işgal edilmiş İslam toprakların kurtarılması gerektiğini ve tüm Allah düşmanlarının düşmanı olduklarını beyan etti. Tüm dünyayı karşısına almaktan korkmayan Emir Dokko Umarov, Kafkasya Emirliğinin ilanının resmi metninde şunları söylüyordu: “Bugün Afganistan, Irak, Somali ve Filistin’de kardeşlerimiz savaşıyor. Müslümana saldıran herkes, onlar nerede olursa olsun bizim ortak düşmanımızdır. Düşmanımız sadece Rusya değil, İslam ve Müslümanlara karşı savaşan herkestir. Bunlar bizim öncelikli düşmanımız, çünkü onlar Allah’ın düşmanları.”

Dört asırdır devam eden Kafkas cihadının yetiştirdiği büyük komutan Dokko Umarov, Kafkasyalı Müslümanlar ve mücahidler arasında yüksek bir otoriteye sahiptir. Rus bayrağı altında rahatça dünyayı yaşamaktansa tevhid bayrağı altında vatan topraklarına gömülmeyi şeref bilen mücahidleri, onun emrinde Rus ordusunu defalarca bozguna uğratmıştır. Dokko’nun yiğitliği ve düşmana vurduğu darbeler, bütün Çeçen gençleri arasında efsane olmasını sağlamıştır.