freeformat

' Gerçekte ne istiyorum biliyor musunuz ?
Hepiniz cehennemin dibine gidin, işte onu !
Huzur istiyorum.Bütün dünyayı şu saniye, tek kuruşa satarım, sırf rahatsız edilmemek için.
Dünya cehennemin dibine batacak mı, yoksa çayımı içemeyecek miyim ? Batarsa batsın derim,
ben çayımı içeyim de ‘
—  Dostoyevski demiş ben değil :)
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
—  Didem Madak

Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental.” O filmdeki adam gibimiyim nedir?
Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.

Yaşayacağız.

—  Cemal Süreya’dan Zuhal’e
12 Temmuz 1972
Sabahleyin kalkmak, tramvaya binmek, büroda ya da fabrikada dört saat çalışmak, yemek, dört saat iş, tramvay, yemek, uyku…”Bu aynı ritmi haftalar, aylar hatta yıllarca tekrarlarız. Ama bir gün “dekorlar yıkılır”. İnsanlar birdenbire varlıklarının nedenini sormaya başlarlar. “Neden? Sorusu yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır.
—  Albert CAMUS
İnsanlar aslında mutluluğa dayanamıyorlar. Mutlu olmak istiyorlar tabii, ama bunu elde eder etmez, birtakım yersiz düşlerle kendilerini yiyip bitiriyorlar… İnsanlar mutluluğa mı dayanamıyorlar, yoksa onu yanlış mı tanıyorlar, ya da kendileri için neyin gerekli olduğunun mu farkında değiller, mutluluğu kullanmayı mı beceremiyorlar, yoksa öteye beriye çekiştirmekten yorgun mu düşüyorlar, bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, habire ondan söz ediyorlar, böyle bir sözcük ortada ve herhalde boşuna icat edilmedi.
—  Marguerite Duras

Ayak izlerini takip edersen bir şiirin,
adım adım Eylül’e gittiğini görürsün.
Çünkü her şiir kaçacak bir hüzün arar kendine,
Tanrı’nın kucağından içime düşen bir çocuk gülümsemesi gibi…

Ben ki o çocukların ölüsünü öptüm hep,
öpüşlerim kırılırken ölümün dudaklarında,
en çok da kendi ölümüme güldüm.

Öyle bir hayat ki
gülüyorum ölmekten!

—  Dilek Akın - Yaz dedi Tanrı / İntiharengi; Yokluğuna Delil
'Nerede okumuştum ?
Bir idam mahkumu ölümünden bir saat önce,galiba şöyle düşünmüş…
“Eğer yüksek bir yerde,bir kayanın üzerinde,
ancak iki ayağını koyacak kadar daracık bir yerde oturması gerekse,çevresinde uçurumlar,okyanuslar olsa…sonsuz karanlıklar,sonsuz bir yalnızlık,bitmez tükenmez fırtınalar sürüp gitse…
O,bir arşıncık yerde ömrü boyunca,binlerce yıl,
kıyamete kadar ayakta dursa,yine de öyle bir yaşayış,
o anda ölmekten daha iyidir.
Yeter ki yaşasın !
Yalnız yaşasın ve yaşasın !
Nasıl olursa olsun yalnız yaşasın.
Ne yaman bir gerçek!…
Aman Tanrım ne yaman bir gerçek !..
İnsan ne alçak bir yaratıkmış!..”
Bir dakika sonra :
“İnsana bu yüzden alçak diyen de alçaktır ! “
—  Suç ve Ceza / Dostoyevski