fazle

6

Harvard University Press
The first five volumes of the Murty Classical Library of India
US (2015)
[Source]

The volumes are:

Therigatha: Poems of the First Buddhist Women
Translated from Pali by Charles Hallisey
India (600s BCE)

Surdas
Sur’s Ocean: Poems from the Early Tradition

Edited by Kenneth E. Bryant, translated from old Hindi by John Stratton Hawley
India (1400s)

Allasani Peddana
The Story of Manu
Translated from Telugu by Velcheru Narayana Rao and David Shulman
India (1500s)

Abu’l-Fazl 
The History of Akbar, Volume 1

Edited and translated by Wheeler M. Thackston
India (1590-1596)

Bullhe Shah
Sufi Lyrics
Edited and translated from Punjabi by Christopher Shackle
India (1700s)

Jennifer Schuessler reports for the New York Times:

When the Loeb Classical Library was founded in 1911, it was hailed as a much-needed effort to make the glories of the Greek and Roman classics available to general readers.

Virginia Woolf praised the series, which featured reader-friendly English translations and the original text on facing pages, as “a gift of freedom.” Over time, the pocket-size books, now totaling 522 volumes and counting, became both scholarly mainstays and design-geek fetish objects, their elegant green (Greek) and red (Latin) covers spotted everywhere from the pages of Martha Stewart Living to Mr. Burns’s study on “The Simpsons.”

Now, Harvard University Press, the publisher of the Loebs, wants to do the same for the far more vast and dizzyingly diverse classical literature of India, in what some are calling one of the most complex scholarly publishing projects ever undertaken.

The Murty Classical Library of India, whose first five dual-language volumes will be released next week, will include not only Sanskrit texts but also works in Bangla, Hindi, Kannada, Marathi, Persian, Prakrit, Tamil, Telugu, Urdu and other languages. Projected to reach some 500 books over the next century, the series is to encompass poetry and prose, history and philosophy, Buddhist and Muslim texts as well as Hindu ones, and familiar works alongside those that have been all but unavailable to nonspecialists.

The Murty will offer “something the world had never seen before, and something that India had never seen before: a series of reliable, accessible, accurate and beautiful books that really open up India’s precolonial past,” said Sheldon Pollock, a professor of South Asian studies at Columbia University and the library’s general editor.

That literary heritage can seem daunting in size. While the canon of surviving Greek and Roman classics is fairly small, the literature of India’s multiple classical languages includes thousands upon thousands of texts, many of which, as the writer William Dalrymple recently noted, exist only in manuscripts that are decaying before they can be translated or even cataloged.

The Murty Library, Mr. Pollock said, aims to take in the broadest swath of them. “We are a big tent,” he said. “As long as it’s good and interesting and important, it’s going to be in the Murty Classical Library.”

The editions, which come wrapped in elegant rose-colored covers, are intended, like the Loebs, “to be around for 100 years,” Mr. Pollock said. But to some scholars, the project also comes as a timely if implicit rebuke to the Hindu nationalists of India’s ruling Bharatiya Janata Party, with its promotion of a unitary Indian identity based on selected Sanskrit religious classics.

NEW MUSIC |  Fazle ~ “Johnny Gat” [prod. By Superstaar Beats]
“Sometimes storytelling in music doesn’t necessarily have to be your own story….sometimes people will implement the idea of telling a tale and in doing so depict someone else’s history within a track.That being said “Johnny Gat” is not me. This is a legends story told from my perspective.” - Fazle
                                                                  - @Mula_kkhan
                                                                     mulathaprince

@DamnDatKidFazle

https://soundcloud.com/taleb-fazle/johnny-gat-prod-superstaar-beats

youtube

MAJIN by Taleb Fazle

We are close to our viewing goals folks, standing at an amazing 580/600 views. Head over and check out the video and support ShoNuff!!

fazle asked:

thanks 4 reply admin ^^ i wanna ask that are you earning from this site?

Oh I earn nothing from this site at all, I just run it for other kpop fans like me who want hq images :) 

Cemil Meriç (1916-1987) kendini, “yazar ve hocayım. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır” diye tanımlayan özgün bir entelektüeldir. 38 Yaşında gözlerini kaybetti, ama okuma çalışma ve üretme şevkini hiç kaybetmedi.. “İdeolojiler kinlerimize takılmış maskelerdir” derken entelektüel bilincin bundan uzak olduğunu ısrarla vurgulayıp; “Özellikle sağ ve sol hakikati maskelemeye yarayan uydurma mefhumlardır, sağ ile sol bir bütündür. Solu tayin eden sağ, sağı tayin eden soldur. Biz hakikatin sadece bir tarafını görmeye mahkum edilmişizdir. Oysa yalnız bir tarafını görmek, hiçbir şey görmemektir” diyen cümleleriyle de kendisini, gerçeği arayışını ve gerçeği tümüyle kucaklamaya çalışan tecessüsünü mükemmel bir şekilde özetlemiştir.

Cemil Meriç’in yeri hep kütüphane oldu. Kütüphanede savaşan bir Don Kişot sanki. Argoya, arenaya, ateş hattına, politikaya hiç inmedi. Makalelerinde, yayımladığı eserlerde Asya’nın Avrupa ile hesaplaşmasına tanık oluruz, 150 yıldır gölgeler aleminde yaşayan ve insanından kopan aydının trajedisini izleriz adım adım… Kaypak, müphem, tarif edilmemiş, Avrupa’nın emellerini dile getiren ama bizim şuursuzca benimsediğimiz mefhumlar, ideolojiler, sloganlar onun kalemiyle aydınlığa kavuşur. Tek dünyası kitaplar olan ve her kitabı meçhule, yani sonsuzluğa açılan bir kapı olarak gören bu büyük dehanın, karanlığı aydınlatan sonsuz ışığından öğrenecek çok ama çok şeyimiz var. Eserleri; Saint Simon, İlk Sosyolog İlk Sosyalist; Bu Ülke; Umrandan Uygarlığa; Mağaradakiler; Kırk Ambar; Sosyolosi Notları; Bir Facianın Hikayesi ; Işık Doğudan Gelir, Kültürden İrfana;Jurnal 1 ;

Cemil Meriç’i Anlatmaya benim kalemim kâfi gelmez. O’nu, kitaplarından seçtiğim cümlelerle anlatmaya çalışmak en doğrusu;

Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin… İdrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbâle bağlayacak köprü olmak isterdim. Kelimeden, sevgiden bir köprü.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar? *** Tabular tabular..Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, “efendim bizde filozof yetişmiyor” diye ah-u vahlar.

Her kitap, tılsımlı bir saray. Kapıları ilk gelene açılmaz. Büyükler de kıskanç, Tanrılar gibi. Yalnız Numa’ya görünmüş Egeria. Beatrice, Dante için Beatrice. Kitaplar, kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. Paris, Londra veya Madrid… Herhangi bir dişi kadar muhteşem, herhangi bir dişi kadar alelade. İnsan şehriyle biner trene; şehri, yani zaafları, alışkanlıkları, zilletleriyle. Her kitapta kendimizi okuruz. Kendimizle yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar, şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün.

Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani, İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Zavallı Türk aydını… Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. Batı Avrupa yüz milyonlarca nüfuslu bir şehir. Bütün diğer ülkeler, bu şehrin banliyösü. Görevleri: dev şehrin sanayi mamullerini alıp, ona hammadde hazırlamak. Sombardt, bir buçuk asırdan beri Batı Avrupa ile Amerika’da olup bitenlere akıl erdirmek için şeytan’a inanmak lazım diyor. Bizi gökten koparıp, maddenin esaretine sokan o.

Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar… Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.” Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az–gelişmişsin.” Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-i zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.

Sakson köleleri bir tasma taşırlarmış; efendilerinin adı yazılırmış bu tasmaya. Aydınlarımız da onlara benziyor;her biri bir şeyhin muridi. İzm’ler, idraklerimize giydirilen deli gömlekleri… Her …ist, koltuk değneği olmadan yürüyemeyeceğini itiraf eden bir zavallıdır. İzm’ler anokronizm’dir, yani kalıplaşan, canlılığını yarı yarıya kaybeden birer konserve düşünce. Batı’dan gelen hiçbir “izm” masum değildir.

Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şeyi bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar.. Buda haklı : Varolmak için yokolmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekarların..

Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk. Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber, şair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri sana yetecekler. Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve dualarda muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven.

Ne güzel tarif; “Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse)” (Meydan – Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucûbenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi. Murdar bir hâl’den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir. 4. Murad’a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey’den Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki ezelî hakikatin ışığında yazar: Kilise ve krallık. Dostoyevski maziye âşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici! Gerici, ilerici… Düşünce hürriyeti bu mülevves (*)kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu.

Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaletine sığınarak elini kolunu bağlamak, düşünceye ihanettir.

-Fazlı Köksal

"#Golden presented by Taleb Fazle is officially out. The hardwork, sweat, tears and late nights have finally shown fourth and with this being said i can finally reveal unto you all my most prestigious, involved, and climatic project to date. Golden is literally a piece of myself that i’ve ripped from my flesh, mind and heart to give to the world. Mind you that if you support my music and me then the download is literally 5 dollars and the physical copies (which is an actual nice plastic wrapped CD as if bought from store) are only 10 dollars.
But EVEN IF you choose not to invest in me i’d GREATLY appreciate the listen. Golden has a total of 10 producers and myself co producing. I’ve engineered every single aspect of skit and song on this project. The Designs of flyers and cover art credits go to Damon Shelby of Gorilla GFX. Sponsors include BoogerKids Big Cartel as well as Shonuff Ent Prod.
Again i appreciate all the love and support i’ve gathered off this project and without any further adue i present #Golden the story of the sinner Taleb Fazle.”


PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ DUÂ

 ”Sana bir duâ öğreteyim mi ki, her sabah namazını kıldığında onu üç defa okursan, Allah cc barası, cüzzamı, felç hastalığı ve dünyada körlüğü senden uzak tutar: اللهم اهدنى من عندك وافض على من فضلك و اسبغ على من رحمتك وانزل على من بركاتك “Allâhümm’ehdinî min indik ve efid aleyye min fazlik ve esbiğ aleyye min rahmetik ve enzil aleyye min berakâtik.”   Allah’ım !   Kendi katından bana hidayet ver, fazl u keremini üzerime akıt,   rahmetinden bana ihsan et, bereketlerinden üzerime indir. Kaynak: Râmûz’el-ehadis, Hz.Enes, Sf: 167/7

Ali’dir Yüce Allah’ın aslanı
Ali’dir bütün dillerin destânı
Ali’dir bütün dertlerin dermânı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Bütün zerreler seslenir ya Ali
Seninle cinân süslenir ya Ali
Velâsız gönül paslanır ya Ali
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali “Hel eta” tâcının şâyânı
Ali “La feta” mülkünün sultânı
Kuşatmış Ali her zaman mekânı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Vücudun bütün âleme eşdeğer
Var olmazdı sen olmasaydın eğer
Yeter fazlına, seni Allah över
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali Ahmed-i Muhtâr’ın izcisi
Ali İslâm’ın, Kur’ân’ın sözcüsü
Ali Ümmet’in dâima gözcüsü
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali’dir mücâhitlerin serdârı
O’dur yaşatan küfre züllü, ârı
Ali’dir bölen cenneti ve nârı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali dâima küfre baş belâsı
Ali mu’minin gönlünün sefâsı
Ali dostların cennete büşrâsı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali mazlûmun dâima imdâdı
Ali’dir adalet ve hak feryâdı
Ali yol arayanların irşâdı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali Allah’ın konuşan kitabı
Ali’dir gecelerde hak mehtâbı
Ali bezm-i aşkın şarâbı nâbı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali oldu Peygamber’e can fedâ
Gadir’de seçildi İmam-ı hüda
Ali cümle âlemlere muktedâ
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali gönlümüzde kopan inkilab
Hayatımıza can verir Bû Turâb
Ali’siz geçen ömrün ismi serâb
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali’dir faziletlerin zirvesi
Ali ârifin Ka’be’si, urvesi
O’dur hacc-ı aşkın Safâ, Merve’si
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali Allah’ın en büyük âyeti
Bütün âleme eşsiz inâyeti
Ali mu’minin serveti, cenneti
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali mabed-i uşşâkın mihrâbı
Ali şehr-i ilm-i Resûl’ün bâbı
Ali’dir ölümsüz hayatın âbı
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali’dir bütün kalplerin fâtihi
Ali cümle gâfillerin tenbihi
O’nun varlığı Allah’ın tesbihi
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali’nin cömertlikte yoktur eşi
Ali mazlûmun, öksüzün yoldaşı
Ali İslâm’ın sönmeyen güneşi
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali her kime etse  bir an nazar
Hayatı değişip olur lâlezâr
Ölürken ona cennet olur mezâr
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

Ali tek yiğit gelmedi dünyaya
Kelâm yetmiyor fazlını ifâya
Kalemler yetersiz onu yazmaya
Ali, cân Ali, câna cânân Ali

NEW MUSIC | Fazle X Wynn~ “Vacancy” [Prod. By. Geechie]
Record Mixed Mastered and Written by Taleb Fazle & Devon Wynn of Supreme Music Gang™
Produced by Geechie
                                                                  - @mula_kkhan
                                                                      kkhancepts

Follow Fazle on Twitter @DamnDatKidFazle
https://soundcloud.com/taleb-fazle/vacancyinterludefazle-x-wynn-prod-by-geechie

kactimgeldim Ama fazla oldugunu kabul ediyorsun sen de bak..dogru yerlestirme konusunda takdir ettim aslinda fazl esyadan ziyade en sikintili nokta yerlestirememe durumu..bi de gidecegin yer bellidir, hava durumu bellidir, yapacagin etkinlikler bellidir ona ragmen “her ihtimali dusunmek gerek” savunusuyla alakasiz seyler de doldurulur o bavula..he bari dogru yerlestirsin o bavul ustune oturmadan kapansin yine o gereksiz seyleri ignorlayabilirim sanirim..

Arbaeen in #Khorramshahr “On the day of Ashura, Hazrat Abbas was given Imam’s (a.s) consent to fight the enemies after such deliberation. And when after some time Imam (a.s) heard Abbas’ plea for help, he clutched his back and cried- ‘O my brother, with this (tragedy) my back is now broken.’ It is for this reason we find Imam Hussain (a.s) calling out to Hazrat Abbas for help whenever his body was struck by the enemy.” - Abul Fazl al Abbas: Eminence and Status, Syed Mohammad Masoom. :(