eyalet

Yeni eyalet Hindistan'ı karıştırdı

Yeni yazi dizisi http://e-rusya.com/yeni-eyalet-hindistani-karistirdi/

Yeni eyalet Hindistan'ı karıştırdı

Hindistan hükümeti, güneydoğuda daha önceki yönetimlerin hizmet götürmediği Andhra Pradeş eyaletini ikiye bölerek yeni bir eyalet kurulması ısrarlarına boyun eğince bölge halkı isyan etti. Telangana adında bir eyaletin kurulacağı açıklanınca Andhra Pradeş’in teknoloji merkezi Hadarabad’ı bölüşmek istemeyen halk sokaklara dökülüp Kongre Partisi’nin …
Radikal-Rss (RadikalKategori_Dünya)


Rusya'nin en buyuk turkce bilgi sitesi
Yaşasın çıkar ilişkileri!

Başbakan “eyalet sistemiyle” ilgili birşeyler söylemiş, bir gazete bunu “Türkiye eyalete hazır değil dedi” başlığıyla, başka bir gazete de “eyalet sistemi sorun olmaz dedi” başlığıyla vermiş…
Halkımızın gazetelere niçin güvenmediğini merak edenlere duyurulur.
Peki başbakan gerçekte ne demiş?
“Güçlü ülkelerde eyalet sistemi sorun olmaz, 2023'te başbakan olsam ben bunu tartışırdım” demiş.
Tabii o sözünü ettiğim gazetelerin birine göre “olsam” ötekine göre “olursam” demiş! Dönüp bu yazının ikinci cümlesine bakınız.
2023'ten sonra, üç dönem başbakanlık, iki dönem de cumhurbaşkanlığı yapmış olarak emekli olacak. Kendisinden sonra gelecek AKP ve ülke liderine “tüyo” veriyor. Ahır ömründe gene başbakanlığa dönerse belki de kendisi önerecek.
Türkiye, “adı konmamış bir tür eyalet sistemine” zaten geçmek üzeredir. On yıl sonra belki adı da konacaktır.
Eyalet sistemine karşı çıkanlar, bunun “bölünmeye” yol açacağı endişesini taşırlar.
Endişe elbette “ya Kürt eyaleti ayrılırsa…” şeklindedir.
Herhalde bu düşüncede olan hiçkimse “Trakya eyaleti ayrılırsa” ya da “Karadeniz eyaleti ayrılırsa” diye korkmaz. Hüsmen Aga ya da Temel Reis'ten yana bir sorun yoktur!
Peki, bu korkuyu taşıyanlar, Abdullah Öcalan'ın son Nevruz demeciyle “bağımsızlık isteğinden vazgeçmiş” olmasına ne diyeceklerdir?
Hiçbirşey demeyecekler, papağan gibi gene kendi bildiklerini okuyacaklardır.
Meseleye “çıkar ilişkileri” açısından bakarsanız, Kürtler'in ayrılmayacaklarını görürsünüz.
Ama memur zihniyeti ve bürokrat kafası bu “çıkar ilişkileri” lafından da rahatsız olabilir, tıpkı kendini sosyalist sanan birtakım ahmakların “tüketim” kelimesinden rahatsız olmaları gibi!
Okurun en alt düzeyine şunu söyleyip geçelim: Çıkar ilişkileri sözü burada “olumlu anlamda” kullanılmıştır efendim.
Çünkü ekonomi dediğiniz de alt tarafı bir çıkar ilişkileri yumağıdır, politika dediğiniz de.
Kürt'ün çıkarı nerededir? “Nevzuhur” bir bağımsız devletçikte mi, Karadağ falan gibi?
Yoksa atağa kalkmış, kişi başına milli geliri yirmi bin doları geçmiş, mamur ve müreffeh, güçlü ve köklü bir Türkiye'de mi? Hele hele o Türkiye'de temel haklarını kazanmışsa, ana dilini serbestçe kullanabiliyorsa… Hele hele, kendi bölgesini kendi ekonomik çıkarları yönünde kendisi yönetebiliyorsa? Hele hele, Suriye ve Irak'taki kardeşleriyle bağlar kurabildiyse?
Hiçbir Kürt, İstanbul'da oturan akrabalarının yanına pasaport alarak, belki de TC'nin Diyarbakır Başkonsolosluğu'ndan vize alarak gelmek ve üç ay sonra da dönmek zorunda kalmak istemeyecektir!
Güçlü ve kalkınmış bir ülkeden kopmak için “enayi” olmak gerekir, başbakanın anlatmak istediği de budur. Siz hiç Baden-Württemberg ya da Nordrhein- Westfalen eyaletlerinde Berlin yönetiminden ayrılmak isteyen Alman duydunuz mu? Bavyera'nın Berlin'e gıcığı vardır ama onlar bile istemiyorlar

Büyükşehir yasasının Türkiye’ yi idari federasyona ve parçalanmaya sürükleyen bir adım olduğu, yasanın çıkması aşamasında ve sonrasında bir çok kez gündeme geldi.

BİR DEVLET, EN GÜÇLÜ OLDUĞU ZAMANI DİKKATE ALINARAK DEĞİL, EN ZAYIF ZAMANI DİKKATE ALINARAK KURULUR İSE YAŞAR!

Valilerin seçimle gelmesi ile büyükşehirlerin Türkiye içinde devletçiklere dönüşeceğini aklı başında herkes biliyor. Başbakan, “Güçlü ülkeler eyalet olmaktan korkmaz” diyor.

Eyalet meselesinin Öcalan ile pazarlıklar sürerken gündeme gelmesi tesadüf mü?

4

ACROSS THE UNIVERSE (2007)

Across The Universe 2007 yılında, Titus ve Frida filmlerinin yönetmeni olan Julie Taylor tarafından yönetilmiş olan bir Amerika ve İngiltere ortak yapımı fantastik, müzikal ve dram türde film. Baş rollerde; Westworld dizisinin yıldızı Evan Rachel Wood, One Day, 21 ve Cloud Atlas gibi filmlerde rol almış olan Jim Sturgess ve The Grey, The Crazies ve Control filmlerinde rol almış olan Joe Anderson var. 

Konusuna gelince; İngiltere’da bir fabrikada işçi olan Jude biraz hayatını değiştirmek için Amerika’ya gitmeye karar verir. Amerika’ya varınca o sıralar bir üniversite öğrencisi olan Max ile tanışır. Max, Jude yanına alarak ailesinin yanına yemek yemeğe giderler. Sonra orada Max artık üniversitede okumayacağını her şeyi bırakıp başka bir eyalete gideceğini söyler, ailesi karşı çıksa da Max Jude’da yanına alarak New York’a gider ve orada birlikte boham bir hayat yaşamaya başlarlar. 

Film arka planında Vietnam savaşını, bu savaş esnasında Amerika’da yaşayan gençlerin yapmış oldukları eylemleri ve bulundukları halleri anlatan bir yapıya sahip. Film ismi Üniversitenin diğer tarafı yani üniversiteye gitmeyen gençlerin neler yaptıklarını anlatmaya çalışmış bunu yaparken biraz fantastik biraz müzik kullanmış olan bir film. Film için puanım 6,7. Keyifli seyirler dilerim. 

Latince “işte insan” anlamına gelen “Ecce Homo” bir çok ressama konu olmuş,ben olayı en sevdiğim Ciseri tablosu üzerinden anlatmak istiyorum.İsa Romalı askerler tarafından yakalanır başına dikenli taç giydirilir ve akıl almaz işkencelere maruz kalır..Ve en sonunda cezası verilmek üzere Roma eyalet valisi Pontius Pilate'nin karşısına çıkarılır. Pontius İsa'yı dinler ve onun suçlu olduğuna da çok inanmaz..Ancak özellikle Yahudi liderlerin ve din adamlarının İsa'nın en ağır cezayı alması gerektiği yönündeki baskısı büyüktür. Hakkında yöneltilen ve bir çok önde gelen kişinin onayladığı suçlamalar ciddidir; halkı sapkınlığa sevk etmek ve ayaklanmaya sevk etmek..Pontius biraz istemeyerek de olsa kararı vermek zorundadır.. İsa'nın çarmıha gerilerek öldürülmesini emreder. Roma da halkı ayaklandirmanin cezası dikenli bir taç ve paslı çivilerle geniş bir çarmıhtır.İşte bu tablo bir çok ressama esin kaynağı olmuş o anı; Pontius'un İsa'yı Kudüslülere gösterdiği anı betimlemiştir.. Şöyle seslenir Pontius Pilate Kudüs halkına elini İsa'ya doğru doğrultmuş halde; “Ecce Homo..!! - İşte İnsan..!!” İki anlamda etmiştir bu sözü.. Birincisi işte,ölümünü  istediğiniz adamı yakaladık burada..Pontius iki kelimeyle hem halk ayaklanmasını dindirir hem de aslında İsa'nın masum olduğuna inandığı mesajını verir;Ecce Homo..İşte İnsan.. Aynı zamanda da şu mesajı içerir bu iki kelime; İsa'nın işkenceden perişan olmuş bedenine işaret ederek karşınızdaki insan..sadece bir insan.Kaldı ki Pontius İsa çarmıha gerildikten sonra tüm halkın önünde adeta işlediği günahtan arınmak istercesine ellerini yıkayacak ,ve herkesin duyabileceği bir sesle şöyle söyleyecektir; “İsa'nın kanı hepimizin ve çocuklarımızın üzerinde olacak” Ciseri'nin bu resmini olayın benim en sevdiğim tasviri olmasını sağlayan ve özel yapan şey şu bence; Ressam bizi duruma odanın içinden ve uzaktan baktırmış Kana susamış olan halkın galeyanından uzak ve sakin bir açıdan..Ne İsa'nın ne de Pontius Pilate'nin yüzlerini görüyoruz, ama beden dilleri o kadar güzel yansıtılmış ki yüzlerine gerek kalmıyor. Pontius halka doğru eğilmiş işte insan diye haykırırken bir yandan da bedeni ve sol eli ona bu yapılanlar yetmez mi dercesine duruyorİsa ise tüm yaralarına ve halkın galeyanına rağmen sakin ve vakur.. Her hangi bir korku ifadesi yok ancak ne olacağını biliyor ve ölüme göz kırpıyor. Ciseri'nin bu ünlü tablosunun orijinalini Floransa'da Pitti Sarayı'nda bulunmaktadır.

Black Mass filminin Türkçe altyazılı fragmanı yayında!

Güney Boston bölgesinin en azılı suçlularından olan Whitey Bulger, aynı zamanda eyalet senatörünün de erkek kardeşidir. Kendisini temiz çıkartmak için, bir mafya ailesine karşı FBI muhbiri olmayı kabul eder…

Filmin başrollerini Johnny Depp, Dakota Johnson ve Benedict Cumberbatch paylaşıyor.

Black Mass, 25 Eylül 2015 tarihinde sinemalarda!

Nükleer santral kazasından sonra Pripyat

Büyükeceli neresi biliyor musunuz?

Peki ya Pripyat?

Belki de, bu iki ismi neden aynı cümle içinde kullandığımı merak ediyorsunuz..

Bilenler vardır mutlaka, ama ben bilmeyenler için anlatmak istiyorum biraz. [1. Bu yazıyı hazırlarken internet ortamındaki birçok kaynaktan yardım aldım. Bunlardan bazıları; Çernobil ve Pripyat haberlerini içeren gazete yazıları, nükleer santraller ile ilgili daha önceki tarihlerde televizyonda yayımlanan tartışma programları, Vikipedi, Ekşi Sözlük, Pripyat ve Büyükeceli fotoğraflarını içeren çeşitli internet siteleridir.]

Büyükeceli’den başlayayım:

Büyükeceli, Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı, Mersin-Antalya sahil yolu üzerinde, Mersin şehir merkezine 140 km uzaklıkta, 2011 yılı verilerine göre yaklaşık 1300 nüfuslu bir beldedir.

Masmavi denizi, tertemiz havası, doğal güzellikleri ve bakir koylarıyla, sırtını Toroslar’a dayamış, huzur kaynağı şirin, sımsıcak bir yerdir Büyükeceli.

Gelelim Pripyat’a :

Pripyat, Ukrayna’nın kuzeyinde Kiev oblastında [2. Slavca bir kelimedir. Eyalet ve bölge anlamına gelmektedir.] yer alan ve 1970 yılında Çernobil Nükleer Santrali çalışanlarının ve ailelerinin yaşaması için kurulmuş kenttir.

26  Nisan 1986 gecesi saat 01:23 sularında, Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı  reaktöründe yaşanan patlamadan sonra, 10 kilometrelik “tehlikeli alan” çemberine giren ve yaklaşık 50 bin kişinin yaşadığı Pripyat şehri, 30 saatlik bir çalışma sonucunda çevre illerden gelen otobüsler yardımıyla tamamen boşaltılmıştır.[kutu]Nüfusu yaklaşık 50 bin olan kent, en iyi ihtimalle, 2 binli yılların sonuna kadar yeryüzünün en büyük “hayalet şehri” olarak kalacak. Tabii bu zaman içinde dünyanın herhangi bir yerinde başka bir nükleer faciası yaşanmazsa![/kutu]

Bilimsel açıklamalara göre, Pripyat’ta “tekrar yaşanılabilecek radyasyon düzeyine” yaklaşık 1000 yıl sonra erişilecek. Radyoaktif partiküllerin doğadan tamamen yok olması içinse 48 milyon yıl geçmesi gerek!

Faciadan önce nüfusu yaklaşık 50 bin olan kent, en iyi ihtimalle, 2 binli yılların sonuna kadar yeryüzünün en büyük “hayalet şehri” olarak anılmaya devam edecek. Tabii bu zaman içinde dünyanın herhangi bir yerinde başka bir nükleer faciası yaşanmazsa!

Büyükeceli ve Pripyat’ı bu yazıda buluşturan ortak nokta ise; kamuoyunda “Akkuyu” adıyla bilinen Türkiye’nin ilk nükleer enerji santralinin Büyükeceli’de kurulacak olması.

Birçoğumuzun yıllardır “Çernobil” diye bildiği yer aslında “Pripyat. Tıpkı “Akkuyu” diye bildiğimiz yerin aslında “Büyükeceli” olduğu gibi.

Ben bu ülkede yaşayan “sade” bir vatandaş olarak bu iki yerleşim yeri ile ilgili az buçuk bir şeyler yazdım yukarıda. İnternetten edindiğim fotoğrafları ekledim.

Pripyat’ın fotoğraflarına bakarken içim sızladı. Yeryüzünde hangi insan, hangi toprak parçası böyle bir sonu hak eder diye düşündüm.

[Tweet “”Nükleer Santrale Hayır!””]Bundan yıllar sonra, dünya üzerinde belki de bizim hiç tanımadığımız, Büyükeceli’yi tıpkı bizim Pripyat’ı duyduğumuz gibi bir olayla duyan birinin, Büyükeceli ya da Akkuyu için böyle bir yazı kaleme aldığını, yöreye dair böyle fotoğraflar eklediğini kurguladım.

Tüylerim ürperdi.

Sokak röportajlarında, televizyonlardaki tartışma programlarında, daha da basite indirgersek dost meclislerinde herkes birbirine şu soruları soruyor genelde:

  • Ülkenin elektrik ihtiyacının yalnızca %10’luk bir kısmını karşılayacak bu santrali kurmak şart mıdır?
  • Elektrik açığı, “Yenilenebilir Enerji Kaynakları”[3. Yenilenebilir enerji kaynakları, sürekli devam eden doğal süreçlerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerjidir. Bu kaynaklar güneş ışığı, rüzgâr, akan su (hidrogüç), biyolojik süreçler ve jeotermal olarak sıralanabilir] kullanılarak kapatılamaz mıydı?(ki ülkemiz bu açıdan dünyanın pek çok coğrafyasından daha verimli.)
  • Dünyada daha önce denenmemiş bir reaktör modeli neden Akkuyu’da deneniyor? (Bu noktada şunu özellikle belirtmek isterim ki; Akkuyu’daki santrali inşa edecek firma ile Çernobil’i yapan firma aynı.)
  • “Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulacağız!” diyerek tanıtılan nükleer santrali çalıştıracak uranyum Türkiye’de yok. Rusya’dan ya da dünyanın başka bir ülkesinden alınacak. Bu nasıl “dışa bağımlılıktan kurtulmak” oluyor? Ayrıca bunun maliyeti nasıl karşılanacak ve bu uranyum alımıyla kimlerin cebi dolacak?

[kutu]“Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulacağız!” diyerek tanıtılan nükleer santrali çalıştıracak uranyum Türkiye’de yok. Bu nasıl “dışa bağımlılıktan kurtulmak” oluyor? Ayrıca bunun maliyeti nasıl karşılanacak ve bu uranyum alımıyla kimlerin cebi dolacak?[/kutu]

Üstelik;

  • Türkiye, 2015 yılında, hâlâ doğalgazdan ölümlerin olduğu bir ülkeyken!
  • Nükleer santralin kurulacağı bölgenin önünden Ecemiş Fayı geçerken! (Bu, bölgede yaşanacak olası bir depremde, 17 Ağustos 1999 depreminde yaşadığımız Tüpraş yangınının binlerce kat fazlası demek en iyimser yaklaşımla.)
  • TTB’nin, Çernobil’den sonra başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere tüm Türkiye’de, kanser hastalıklarında ciddi oranda artış olduğuna dair sayfalar dolusu açıklaması varken!
  • Henüz, tüm ülkeyi etkileyen 8 saatlik elektrik kesintisinin sebebini bile açıklayamamışken!

Bu sorular da, “üstelikler” listesi de uzar gider. Eminim ki bu yazıyı okuyan herkes yeni bir soru, yeni bir üstelik ekleyebilir.

Çernobil faciasından sonra dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral, elinde çayla ekranlara çıkmış, “İçiniz rahat olsun!” diyerek çay içmişti hatırlarsınız. Hatta muktedirler bununla da yetinmemiş; dönemin Başbakanı Turgut Özal, “Radyoaktif çay daha lezzetlidir!” diyerek basına poz verirken, Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise, “Radyasyon kemiklere yararlıdır!” demişti pişkin pişkin. Yaşı yetenlerimiz anımsayacaktır.

Aradan 29 yıl geçti…

Bizi yönetenlerin sadece adı değişti. Zihniyet aynı.

Hatta şimdikiler işi daha da ileri götürdüler, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, tüm dünya nükleer santralleri kapatırken, tuttular memleketin en güzel iki beldesinde nükleer santral kurmaya kalktılar.

Ayrıca, bizde henüz böyle bir facia yaşanmamışken bile “yukarılardan” yapılan açıklamalar akıllara zarar! “Evinize o zaman Aygaz tüpü de koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Bunların az veya çok bir bedeli olur.” derecesinde hem de!

Ben bu açıklamalardan sonra, eğer benzer bir nükleer felaket Akkuyu’da yaşanırsa ekranlara çıkacak yetkililerin halini şöyle canlardım gözümde:

Oturmuşlar basının karşısına; önlerinde muz, mandalina, portakal ve diğer narenciye ürünlerinden oluşan kocaman bir meyve sepeti. Biri muz soyuyor, diğeri portakal. Afiyetle yiyorlar, birbirlerine ikram ediyorlar. Ağızlarını şapırdata şapırdata şu açıklamayı yapıyorlar:

Sevgili Vatandaşlarımız, içiniz rahat olsun! Çoluğunuza, çocuğunuza gönül rahatlığıyla yedirebilirsiniz muz, mandalina. Hiçbir şey olmaz Allahın izniyle. Hatta bunları yiyerek alacakları miliremdeki radyasyon gelişimlerine yararlı olacaktır. Korkmayın! Yiyin, yedirin…”

Uzun lafın kısası; Akkuyu’nun bir “ihtiyaç” değil; çevreye, insanlara, ekilir-biçilir verimli topraklarımıza kısacası geleceğimize vurulmuş bilinçli bir darbe, “siyasi bir tercih” olduğunu çok iyi biliyoruz.

Varın siz, “Akkuyu Nükleer… ‘Güçlü Türkiye’nin Yeni Enerjisi’ “ masallarıyla bizi uyuttuğunuzu sanın.[son]

Büyükeceli, Pripyat olmasın Büyükeceli neresi biliyor musunuz? Peki ya Pripyat? Belki de, bu iki ismi neden aynı cümle içinde kullandığımı merak ediyorsunuz..
Yeni Haberler için Halkın Habercisi - Bağımsız Habercilik

Haber Adresi:http://www.halkinhabercisi.com/akplilerin-yarisi-bile-baskanlik-istemiyor

AKP’lilerin yarısı bile başkanlık istemiyor

Haziran 2015 Seçimlerine Giderken Kamuoyu Dinamikleri Araştırması’nın sonuçları açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’nin başkanlık sistemiyle daha iyi yönetileceğini düşünenlerin oranı tüm seçmenler arasında yüzde 27’de, AKP’li seçmenler arasında da yüzde 43’te kaldı.

 

Açık Toplum Vakfı, Koç Üniversitesi ve ABD Ohio Devlet Üniversitesi’nin desteğiyle Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’nun liderliğinde yapılan Haziran 2015 Seçimlerine Giderken Kamuoyu Dinamikleri başlıklı karşılaştırmalı seçmen eğilimleri araştırmasının sonuçları dün İstanbul’da açıklandı.

 

Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Selim Erdem Aytaç ile Ohio Eyalet Üniversitesi’nde Doç. Dr. Erik Nisbet tarafından kurgulanan araştırmaya, hazırlık aşamasında Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile Yrd. Doç. Dr. Özge Kemahlıoğlu da katkıda bulundu.

 

Saha çalışmaları Frekans Araştırma tarafından 19 Mart – 26 Nisan 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen araştırmada 49 ilde 2 bin 201 katılımcı ile yüz yüze görüşüldü. Katılımcılar Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden rastgele örneklem ile seçildi. Sonuçlar; 2002, 2007 ve 2011 yıllarında aynı ekip tarafından aynı metodoloji ile gerçekleştirilen araştırmalarla karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.

 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE EKONOMİ

 

Araştırmaya göre 2011’de yüzde 44 olan Türkiye’de ifade özgürlüğü sorunu olduğuna inananların oranı 2015’te yüzde 56’ya yükseldi. Son 1 yılda “ekonomi kötüye gidiyor” diyenler yüzde 30’dan yüzde 48’e yükseldi.

 

EN ÖNEMLİ SORUN

 

Türkiye’nin en önemli iki sorunu sorulduğunda yüzde 39 ile “işsizlik” ve yüzde 13 ile “ekonomik kriz” ilk iki sıraya yerleşti, “ekonomik kriz” sorununu dile getirenler 2011’e göre iki kat arttı.

 

HÜKÜMETİN BAŞARISIZ OLDUĞU ALANLAR

 

AKP Hükümeti’nin “icraat başarısı” sorulduğunda 2011’e göre olumlu görülen alanlar; “türban ve başörtüsü sorunu, sağlık hizmetleri, kentsel dönüşüm ve terörün azaltılması” olarak öne çıktı. Hükümetin performansının 2011’e göre olumsuz bulunduğu alanlar ise “yoksulluğun azaltılması, Kuzey Irak-Suriye politikası, rüşvet ve yolsuzluk, ekonomik büyüme, AB üyeliği, Kürt sorunu çözüm/barış süreci, işsizlik, hukukun üstünlüğü, kadın hakları, çevre koruma ve eğitim hizmetleri” şeklinde sıralandı.

 

SEÇİMLER ADİL OLMAYACAK DİYENLERİN ORANI

 

Seçmenlerin yüzde 43’ünün “seçimler adil olmayacak” dediği belirlenen araştırmada, yolsuzluk algısında önemli bir değişiklik gözlenmediği dile getirildi.

 

ÇARKOĞLU: EN ÖNEMLİ SORUNLAR EKONOMİ ODAKLI

 

Prof. Çarkoğlu, gazete ve televizyon temsilcilerinin davetli olduğu dünkü toplantıda araştırma bulgularıyla ilgili olarak şu değerlendirmeleri yaptı:

 

“Seçmenlere göre bugün Türkiye’nin en önemli sorunları ekonomi odaklıdır. İşsizlik, geçim sıkıntısı, yoksulluk, enflasyon, ekonomik kriz gibi kaygıları Türkiye’nin en önemli sorunları olarak dile getiren seçmenlerin oranı yüzde 56’dır. Bu oran 2007 ve 2011 seçimleri öncesindeki ölçümlere oldukça yakındır.”

 

SORUNLARA EN İYİ ÇÖZÜM HANGİ PARTİLERDE?

 

“Seçmenlerin Türkiye’nin en önemli sorunlarına en iyi çözümü hangi partinin getirebileceği konusundaki görüşleri konu başlıklarına göre farklılık gösterse de, genel olarak AK Parti muhalefet partilerinden daha yetkin görülmektedir. 2007 ve 2011 seçimleri ile bugünü karşılaştırdığımızda ise seçmenler CHP ve MHP’yi Türkiye’nin sorunlarını çözmede belirgin derecede daha yetkin görmektedirler.”

 

DEMOKRASİNİN İŞLEYİŞİNDEN MEMNUN OLMAYANLAR ARTTI

 

“Bugün Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnun olmayanların oranı yüzde 45’tir. 2006 yılından beri takip ettiğimiz bu gösterge 2011 yılında yüzde 33 ile en düşük seviyesine geriledikten sonra sürekli artış göstermiştir.

 

İfade özgürlüklerine dair değerlendirmelerde 2007 yılından bu yana önemli bir değişim gözlenmese de, buradaki değerlendirmelerin 2015 yılı itibariyle oldukça kutuplaşmış olduğu göze çarpmaktadır.

 

Muhalefet partileri seçmeni yüzde 75 oranında ifade özgürlüğü olmadığı kanaatinde iken AK Parti seçmeninin -yüzde 28’i ifade özgürlüğünde sorunlar olduğunu belirterek- görece daha iyimser bir değerlendirme yaptığı gözlenmektedir. Bu bağlamda devletin insan haklarına saygı göstermediğini dile getirenlerin oranı da 2007’den bu yana sürekli artmış ve 2015 itibariyle yüzde 45 düzeyine ulaşmıştır.”

 

BAŞKANLIĞI AKP SEÇMENİ ÇOĞUNLUĞU BİLE İSTEMİYOR

 

“Araştırmada Türkiye için başkanlık sisteminin parlamenter sisteme göre daha iyi bir yönetim biçimi olduğunu düşünen seçmenlerin oranı yüzde 27 olarak saptandı. AK Parti seçmenleri arasında da başkanlık sistemini destekleyenlerin yüzde 43 düzeyinde olduğu ortaya çıktı.”

 

YENİ ANAYASA TALEBİ

 

“Seçmenlerin yüzde 60’ı Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu ifade etti. Bu oran HDP’li seçmenler için yüzde 80 düzeyine kadar ulaştı. Seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin (yüzde 66) yeni anayasa için iktidar ve muhalefet partilerinin anlaşması gerektiğini düşündüğü belirlenen araştırmada, Meclis’te çoğunluğu olan partinin istediği düzenlemeyi yapabilmesini savunan seçmenlerin oranı ise sadece yüzde 18 olarak ifade edildi. Bu oranın AK Parti seçmenleri arasında da yüzde 31’e çıktığı kaydedildi.”

 

YÜZDE 60’A GÖRE, KÜRT SİYASİ HAREKETİNİN HEDEFİ BAĞIMSIZLIK

 

“Kürt sorunu tartışmalarında, çözüm için yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi, Anayasa’daki vatandaşlık tanımının daha kapsayıcı hâle getirilmesi, genel af, kamu kuruluşlarında Türkçe dışında hizmet verilmesi ve ilköğretimin Türkçe dışında dillerde de yapılabilmesi gibi önerilere desteğin yüzde 50’nin altında olduğu gözlendi. Seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ı Kürt siyasi hareketinin nihai hedefinin bağımsız bir devlet kurmak olduğunu düşünürken, bu oran HDP’li seçmenlerde yüzde 33 seviyesinde gözlendi.”

 

HÜKÜMETİN BAŞARILI VE BAŞARISIZ GÖRÜLDÜĞÜ ALANLAR

 

“Seçmenlerin ekonomik değerlendirmelerinde belirgin bir kötüleşme gözlemlenmektedir. Ekonominin durumu hakkında olumsuz görüş bildiren seçmenlerin oranı 2013 yılında yüzde 24 iken, 2014 yılında yüzde 30’a, 2015 yılında ise yüzde 48’e yükselmiştir.

 

Seçmenlerin AK Parti iktidarının geçmiş 4 yıllık icraatını düşündüklerinde iktidarı en başarılı bulduğu üç konu ‘türban/başörtüsü sorunun çözülmesi, sağlık hizmetleri ve kentsel dönüşüm’dür. İktidarın en başarısız bulunduğu üç konu ise “işsizliğin azaltılması, Suriye politikası ve rüşvet ve yolsuzluğun azaltılmasıdır.”

 

SEÇMENE GÖRE SEÇİMLER ADİL OLACAK MI?

 

“Araştırmada önümüzdeki seçimin adil bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği, sandık oy sayımlarının güvenilir olup olmayacağı konusunda iktidar ve muhalefet partisine yakın seçmenler arasında çok sert bir kutuplaşma ortaya çıktı. AK Parti seçmenlerinin yüzde 78’i sandık ‘oy sayımlarının doğru yapılacağına’ inandığını belirtirken, bu oran muhalefet partileri seçmenleri arasında yüzde 23’e düştü.”

 

Araştırma sonuçlarına göre 2007’de yüzde 28, 2011’de yüzde 30 olan “seçimler adil olmayacak” diyenlerin oranı, 2015’te yüzde 43’e çıktı.

“Seçimler adil olacak” diyenler de 2007’de yüzde 70, 2011’de yüzde 57 iken 2015’te yüzde 48’e düştü.

Seçimlerin adil olup olmayacağı konusunda AKP ile muhalefet seçmenleri arasında 10 kata yaklaşan farklılıklar dikkat çekti.

 

 

Taraftar sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu

Brezilya’da Ceara ve Fortaleza takımları arasında oynanan şampiyonluk maçında son dakikada yedikleri golü sindiremeyen Ceara taraftarı sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu. Ceara eyalet liginin son maçında şampiyonluk için mücadele eden Ceara ile Fortaleza Castelao stadında karşı karşıya geldi. Maçta son dakikaya kadar 2-1 üstünlüğü koruyan Ceara karşısında uzatmalarda attığı gol ile beraberliği yakalayan Fortaleza takımı […]Taraftar sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu
http://habervizyonu.com/2015/05/05/taraftar-sahaya-indi-sandalyeler-havada-ucustu/ http://dlvr.it/9gg06R

Taraftar sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu

Brezilya’da Ceara ve Fortaleza takımları arasında oynanan şampiyonluk maçında son dakikada yedikleri golü sindiremeyen Ceara taraftarı sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu. Ceara eyalet liginin son maçında şampiyonluk için mücadele eden Ceara ile Fortaleza Castelao stadında karşı karşıya geldi. Maçta son dakikaya kadar 2-1 üstünlüğü koruyan Ceara karşısında uzatmalarda attığı gol ile beraberliği yakalayan Fortaleza takımı […]

Taraftar sahaya indi, sandalyeler havada uçuştu
http://habervizyonu.com/2015/05/05/taraftar-sahaya-indi-sandalyeler-havada-ucustu/

Futbol terörü sahaya indi

Futbol terörü sahaya indi

Brezilya Eyalet Şampiyonası Finali’nde Fortaleza ve Ceara taraftarları birbirine girdi.
Brezilya’da şiddet olaylarına bir yenisi eklendi. Eyalet Şampiyonası Finali’nde Fortaleza ve Ceara takımları karşı karşıya geldi. Fortaleza’ya kupayı kaldırmak için beraberlik yetiyordu. Karşılaşma 1-1 berabere devam ederken normal sürenin son dakikasında Ceara’nın golü geldi. Her şey bitti derken Fortaleza…

View On WordPress

O polisler cinayetle yargılanacak

Eyalet Savcısı Marilyn J. Mosby, polislerin ‘ikinci dereceden cinayet’ suçu ile yargılanacaklarını açıkladı. Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK, (DHA) ABD’nin Maryland eyaletine bağlı Baltimore kentinde, gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitiren 25 yaşındaki siyahi genç Freddie Gray’i, yasadışı olarak gözaltına alan 6 polisten 5′i, tutuklandı, bir polis için de arama emri […]O polisler cinayetle yargılanacak
http://habervizyonu.com/2015/05/01/o-polisler-cinayetle-yargilanacak/ http://dlvr.it/9dKJss

O polisler cinayetle yargılanacak

Eyalet Savcısı Marilyn J. Mosby, polislerin ‘ikinci dereceden cinayet’ suçu ile yargılanacaklarını açıkladı. Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK, (DHA) ABD’nin Maryland eyaletine bağlı Baltimore kentinde, gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitiren 25 yaşındaki siyahi genç Freddie Gray’i, yasadışı olarak gözaltına alan 6 polisten 5′i, tutuklandı, bir polis için de arama emri […]

O polisler cinayetle yargılanacak
http://habervizyonu.com/2015/05/01/o-polisler-cinayetle-yargilanacak/