ettie!

Ey benim deli gönlüm
Seveyiken sordun mi
Bu sevdaluk ne etti
Yüreğume gördun mi

Ben bi sevda kuşiyim
Dal ararum konmaya
Ey sevduğum var misun
Benum ile yanmaya

Yağmur yağdi üstume
Yağdi islatti beni
Habu ander sevdaluk
Gene ağlatti beni

Sardi dağlari duman
Çise yagayi çise
Dağlarda kar olurum
Sevduğum güneş ise

Umur Talu:
Bir yargı, emniyet, güvenlik ve istihbarat düzeni; “ortak menfaatleri, dirlik ve huzuru, herkesin güvenliğini, hakkını, hukukunu, kanun karşısında eşitliği bile” gözetmekten ziyade, artık iktidarın, hatta iktidarın iktidarının “gözetlemesi, gözaltına alması, gözdağı vermesi”ne kilitlenmiş adeta.

Mesela sadece oy almak değil; bir de gönül almak var oysa.

Öteki saydığının, karşıda olanın da hakkını bilebilmek.

Yok ki öyle bir şey!

***

“Cumhurbaşkanına hakaret suçu”tamamen “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu” halinde; gazeteciye saldırıyor, avukatı hakimlik sınavında hakim marifetiyle içeri alıyor; asistanlar, öğretmenler tutuklanıyor.

Yok, halay çekerken annesi şey etti, yok okula giderken şunu etti diye bebeklerden çocuklara, cezaevi yolu kazılıyor durmadan.

“Zaytung haberi” paylaşan, yani bir espriyi beğenene de hapis isteniyor; bir karikatürü çizene de.

En kıymetlisinden bir “barış umudu”bile, yok Ağrı provokasyonuydu, yok yine Uludere-Roboski gözdağlarıydı, yok“terör örgütünün sözcüsü” diye, sanki“süreç”i yürütmüş olan iktidar değil de, uzaylılarmışçasına, “Barajlar Kralı” için yarı yolda yere düşürülüyor!..

itiraf-

ortaokulda anneme çok kızdım bileğime su sürüp kırmızı kalemle boyadım kapımı kilitleyip balkonun perdesini açıp ölü gibi yattım. uyuyakalmışım sonra her şey eskisi gibi devam etti kimse fark etmedi.

Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Tai’ye derler ki:
- Kendinden daha cömert birini gördün mü?
- Evet gördüm.
- Kimmiş o?
- Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. Koyunun bir yeri çok hoşuma gitti. Yemin ederek (burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum:
- On koyunun onu da kesilir mi?
- Sübhanallah bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu? Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sorarlar:
- Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi? Hatim-i Tai der ki:
- Verdim ama pek mühim sayılmaz.
- Ne verdiniz?
- Üç yüz deve ile beş yüz koyun.
- O halde sen ondan daha cömertsin.
- Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o malının tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi?
10

Choi Young Do olmak, Choi Young Do gibi sevmek.. O benim aşık olduğum ilk ve tek hayali karakter. Gerçek olmamasına rağmen her zaman deli gibi özlediğim tek insan. Acaba şuan ne yapıyor, hayatında yeni ne gelişmeler oldu, başına gelen olaylara karşı hangi zeki cevapları verdi, yeniden aşık oldu mu ? Hepsini deli gibi merak ediyorum. Komik ama sanırım her insan hayatında en az bir kez bir hayali karaktere aşık olur. Benimki de O. O kadar ilginç ki, Young Do'ya hayat veren oyuncuyu tamam başka biri, Young Do'yu tamam başka biri olarak kabul etti zihnim. Bu konuda sanırım Kim Woo Bin'e büyük bir alkış düşüyor. Young Do-ahh, seni özlüyorum..

Trenin hareket saati gelmişti. Bir memur vagon kapısını örtüyordu. Maria Puder merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek, yavaş bir sesle, fakat tane tane:
“Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırsan gelirim…” dedi.

Evvela ne demek istediğini anlamadım. O da bir an durdu ve ilave etti:
“Nereye çağırsan gelirim!”

__Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

ulan ben kaç kere söylücem bilmiyorum bugün iki genç kavga etti keşke onu videoya falan çekseydim yani ne bu

Hatırlıyordu. Otel odasının yatağı üzerine bırakılmış ruj izli, parfüm kokulu mektup hakkında konuştu o gece. Ne kadar içerse, o kadar konuşacaktı. 
Yatak örtüsü lacivert ve siyah; mektup tek renk. El yazısı düzenli ama oda dağınık. Mektubu bırakan ellerin uzun tırnakları, yazıları okuyan gözlerin kısa kirpikleri var. O güzel, ben çirkin. 
“O kadınla tamamen zıttık.” diye anlatmaya devam etti. Masalar ve bardaklar aynı anda boşalıyorlardı. Ayrıca içlerinde viskiye dair sadece koku kalmış olan bardaklar kadar boştu dinleyenlerin bakışları. Umursamadı. “Biz siyah ve beyazdık, biz güneş ve ay. Biz, biz değildik. Ben vardım, bir de o kadın. Dünya zıtlıklar dünyası, ve biz başroldeyiz.”

Beyond the Beard sayfasi olarak birlikte calistigimiz Ìtalyan markasi @siamoises 2015 koleksiyonu icin yine bizi tercih etti. Umarim yeni urunlerini sizde bizim kadar begenirsiniz. Erkenden siparislerinizi @siamoises ten yapabilirsiniz. #echelon #retro #turkey #turkishfollowers #igers #istanbul #instanbul #oyuncu #protein #actor #acting #akbati #denim #fashion #fitness #crew #creatine #vintage #barba #beard #beards #bearded #nutrition #menstyle #menshealth #marmarapark #musclepharm #moda (at Beylikdüzü MarmaraPark AVM)

Yaşayan Ölüler

İnsanlar Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hayırdan sorarlarken ben (vuku bulacak) şerlerden sorduğum hâlde siz benden bir şey sormayacak mısınız? Yaşayan ölüleri sormayacak mısınız? Muhakkak ki Allah Nebisi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i gönderdi, O da insanları dalâletten hidayete çağırdı. Kimisi inkâr etti, kimisi de davetine uydu. Davetine uyanlar ölü iken hak ile dirildiler. İnkâr edenler de diri iken bâtıl ile öldüler. Sonra nübüvvet sona erdi. Ardından nübüvvet metodu üzere (raşidî) hilafet oldu. Ardından ısırıcı krallıklar (hilafetin saltanata dönüşmesi) oldu. (Halk zulme ve haksızlığa uğradı.) İnsanlardan bazıları kalbiyle, eliyle ve diliyle onları inkâr edip tanımadı ve hakkı tamamladı. Bazıları kalbiyle ve diliyle reddedip elini bundan çekti ki hakkın bir şubesi terk edilmiş oldu. Bazıları kalbiyle inkâr edip elini ve dilini tuttu. Böylece hakkın iki şubesi terk edilmiş oldu. Bazıları da ne eliyle ne diliyle ne de kalbiyle inkâr etti. İşte yaşayan ölüler bunlardır. 

(İman Ahmed bin Hanbel, Müsned)

İşte geçende dersten çıktım aşağı iniyorum merdiven katındaki camdan sevdiğim çocuğu gördüm arkadaşlarıyla oturuyo dışarda. Hadi dedim belki gülüşünü falan görürüm durdum izlemeye başladım. Bunun kas hayvanı bi arkadaşı var beni gördü hemen işaret etti benim olduğum yeri. Çocuk kafasını benden tarafa çevirene kadar ben o heyecanla okulu terkettim. Bu da böyle bi anı asdgjk. 😂😂✌
3

IŞİD, Suriye’nin Humus kentinde eşcinsellikle suçladıkları iki kişiyle infazdan önce kucaklaşıp helalleştikten sonra, taşlayarak vahşice infaz etti. IŞİD yandaşları tarafından örgütün “Günâhkarlara karşı ne kadar şefkatli olduğunun bir kanıtı” şeklinde yorumlandı. Militanlar bu vedalaşmadan sadece saniyeler sonra kurbanları yarım ay şeklindeki kalabalığın önüne getiriyor ve yumruk büyüklüğündeki taşlarla katlediyor.

Off arkadaş evde tek basına sigara keyfi yapayım derken kardeşim gelip yalnızlık saçmalamarımı sabote etti. Ayrıca pizzama çöreklenip bilgisayarımı götürdü. Ağlayabilir miyim efenim ? Ben film izleyecektim ama :/

Camın ardındaki resme takılı kalmıştı gözleri. Hiç kıpırdamadan öylece bakıyordu. Saatlerin akıp gittiğinin farkında bile değildi.  Sonra  usul usul ellerini uzattı resme dokunmaya başladı. Dokundukça camın arkasındaki küçük kare büyüdü büyüdü odanın içini kapladı. Resmin ellerini tuttu, uzun bi süre öyle kaldı. Yanağındaki gamzesine dokunurken elleri titriyordu. İncitmekten korkuyordu gülümseyen gamzesini. Upuzun kirpikleriyle tek tek konuşurken gözlerindeki o derin hüznü avuçlarının içine aldı. Avuçlarına baktı baktı…Ne çok özlemişti. Daha önce hayalinden resmini çizmişti ama bu  çok başkaydı. Gözlerindeki o derin hüznü tuvaline bi türlü yansıtamamıştı. Çünkü elleri çizerken ağlıyordu, yanlış bir dokunuş yapmaktan korkuyordu. Bütün gece resme baktı ve dokundu. Onunla konuşurken  mevsimler bitmiş yeni bir mevsim başlamıştı. Güneş ilk ışıklarını küçük odasına göndermeye başladığında zamanın farkına vardı. Gece resme bakarken sona ermişti. Uzaklardan gelen gamzeli bir türkünün sesi, odanın içini saran şiirle kucaklaştı. Söylenecek söz kalmamıştı. Sözcüklerin hepsi çok özlemekti. Çok özlemek bi de derin bi sızı. Camın arkasındaki resme orda olduğu için teşekkür etti. Ellerini arkaya uzattı yalnızlık oyunu oynarken odasına çoktan yağmur yağmaya başlamıştı bile. Öyle işte…