eklin

20 days later and I’m back in the States. Jet lagged. Inspired. Undoubtedly aged for the worse.

Generally speaking, the tour was an amazing time. John and I experienced our fair share of misfortune - we ran out of gas twice, destroyed a rear view mirror, kind of crashed into a toll, almost got hit by a bus in Newcastle on a one-way, etc., etc. - but on the whole, I made it out alive with some new friends and plenty of great (usually hazy) memories. I was also exposed to some exciting music along the way from Plug, Man With Feathers, Eklin and others.

On a work related note: Driving was a test at times with some record-breaking hangovers (Thanks Berlin and Hamburg!) and I’m certainly not in a hurry to sell merchandise again. Because guys, I don’t know where the fucking bathroom is andI don’t speak on John’s behalf about the manner of his live performances but he’s probably doing something right if you’re angry and confused and you’re the type of person who would berate the bewildered, drunk merchandise guy about it.

At the moment, I’m back in Minnesota zeroing in on my next move. I had a phone interview today with a company in Minneapolis and I have a writing assessment with a proctor tomorrow for a company based out of Madison, Wisconsin. The world doesn’t wait around for you while you’re away so I’m fortunate to have these opportunities after my three-week long gallivant.

It was nice to be forcibly disconnected from the Internet and my phone for so long but now it’s time to get back to work. As I sift through countless emails and search for a new apartment I realize that the time for tiddlywinks is through. It was a blast while it lasted.

Cheers to everyone I met along the way. Thanks for the conversations, drinks and the occasional mattress on the floor.

Onwa - Eklin

Eklin mp3 download


DOWNLOAD

Onwa album:

  • Artist - Eklin mp3
  • Album - Onwa mp3
  • Year - 2010
  • Genre- Other

Tracks:

  • Osra
  • De Woe
  • Douglas
  • Belled
  • Futen
  • Kokon
  • Rodehouse
  • Erth
  • Polan
  • Onwa

Download Onwa

3) Quick chart drawing speed. ONWA The Graduate School Neurosciences Amsterdam coordinates the training program of the Ph.D-students, organizes courses, lectures, annual meetings in the field of. The Ontario Native Women’s Association (ONWA) is a not for profit organization that empowers and supports Aboriginal women and their families in the. High stability GPS receiver. Huayang Technology(HK)Co.,Ltd - 1) High resolution 5.6 inches day-view LCD display. All eligible voters are being given another. 2) Works with C-map Max NT Chart (SD) and Onwa K-Chart. onwa - Service Manuals - TV Service Manuals - Monitor Service. Digital art, skin art, themes, wallpaper art, traditional art, photography, poetry / prose. onwa-tenshi on deviantART Art - community of artists and those devoted to art


Various Artists | Romantic Jazz Vol. 4 albums
deluxe double fold - a night people records compilation

grab this nice compilation of upcoming releases on night people records.

here’s the tracklist:

we shave - creme dream blues ii
dirty beaches - don’t let the devil find you
dan melchior und das menace - pretty torn up
yves son ace - style promotion
son of salami - fat city
street gnar - without blue
coppertone - year of the tiger
goldendust - after the smoke grew thick
cellophane spill - zaj mak ta
blanche blanche blanche - heroes of the microphone
ela orleans - i know
eklin - polan
three legged race - china bull
chrome dome - cma
ryan garbes - moistpop
lantern - get out of my mind
trailblazer - don’t need it anyway
canterbury rams - simple mind
white woods - groundswell

nevermind, if you’re not particularly familiar with the above names. i’m sure you agree to give credit to someone who says the following about his relation to music in a recent interview:

"i don’t listen to music on the computer or through [digital] devices. i want music to be as dictating of my attention as possible. music is like religion to me, like scripture, so i take it seriously."

Sende en çok neleri seviyorum, biliyor musun ? Seni anlatırken yapabildiğim masalsı benzetmeleri, Seninleyken imkansızın bile imkansız olmayışını… …Çünkü yerin öyle farklı ki hayatımda, Çok eskiden görüp de gerçekleşen bir rüya gibi, Yazmayı yeni öğrenen bir çocuğun ilk harfi gibi, Öyle bir hikaye ki bir tek benim dinleyip anladığım; Ben gülüşüne, bakışına, sesine bile değil, Kelimelerin sende hayat buluş şekline aşığım…

-yüzünde okuyamadığım kelimeler vardı. konuşurken sanki dilinin ucuna ağırlık bağlamışlar gibi isteksizdi. konuşmasa bile neden bahsettiğini anlayabiliyordum ama yüzünde okuyamadığım bir sürü kelime saklıydı.
göz çukurları sanki tüm acılarını içlerine biriktirmişçesine derindi. kirpiklerinin ucuna sevdâlar asmıştı. göz damarları belirgin ve kırmızıydı. ki bundan anladığım; bazı şeylere ağlamamak için gözlerini çok sıktığıydı. göz bebeklerinde hayret edecek sayıda ölü vardı. gözünün siyahıyla göz altlarındaki morlar sonsuz bir uyum içindeydi. bunu ona söylecekken son anda vazgeçmiştim.
elleri öyle güzeldi ki, *dünyanın tüm ellerini bir masaya koysalar, bulabilirdim içinden.*
sanki sırtında görünmez bir kambur varmış gibi görünürdü yürürken. biliyordum, kamburu geçmişiydi. esasında her insanın kamburu geçmişinden ibarettir.
geçmişte ne gizlediyse şimdi hepsi peşinden koşuyordu. geçmişinden kurtulmaya çalışıyordu fakat bu kedinin kendi kuyruğunu kovalamasından farksızdı. her şeyden kaçabiliyordu; ailesinden, arkadaşlarından, fakat geçmişini geçemiyordu bir türlü. bu da onu son derece yorgun kılıyordu.
gülüyorken, yüz kasları “gülmüyorum!” demenin binbir şekline bürünüyordu ve sanırım bunu bir tek ben anlayabiliyordum. bazen insanların ne kadar kör olabildiğine hayret ediyordum.
ben anlamıştım, yetmez miydi?
yetmedi.-

Kadıköy günlükleri 1

Kilise sokağında karşılıklı oturuyorduk. Hemen yanımızda biriken izmaritler, bira şişeleri ve ikimizle alakası olmayan kalabalık. Aslında çok güzel şeyler anlatıyordun. Anlamanın yanı sıra konuşurken heyecanlandığında sesindeki desibelin değişimini farkına varmaya çalışıyordum. Soluklandığın anda sigarandan içtiğinde dudaklarındaki süzülüş şekline ondan sonra nasıl bir hal aldığını dikkatlice izliyordum. Beden dilinin vücudunla nasıl örtüştüğüne kadar irdeliyordum. Birden ‘’Ben senin yazılarını beğeniyorum’’ dedin. Ardından ‘’ O kadar gereksiz bir popülerlik var ki bunlar çok boktan. Senin bunların arasında işin yok biliyorum. Seni sen yapan da bu zaten’’ diyerek, o sıra tesadüfen telefonumun saatine bakmıştım.  6.45 sigarasını hiç düşünmeden yaktım. Konuya nereden devam edeceğimi biliyordum. Fakat susarak o bekleyişindeki gülümsemeni izlemek daha hoş geliyordu. Tam suratını somurtup, etrafı izlemeye başlayacakken ‘’Elbette öyle’’ diyerek, gözlerinle odaklandın bana. ‘’Bir şeylerin olmasını ben de istiyorum. Ama bunun için fazla umursamazım. Bazı geceleri yatarken komedinin çekmecesindeki biriken yazılarımın beni rahatsız ettiği de oldu. Bir şekilde bu umursamazlık rahatsız olduğum durumlarımın önüne geçip, ertelememe neden oldu. Sonuca gelecek olursak, zamanı geldiğinde bir şeyler olur’’ diyerek, ne sigaramdan içtim ne de biramdan bir yudum aldım. Pür dikkat bir güvercinin kanat çırpışındaki sese odaklanmış gibi bekliyorum. ‘’Ben sana inanıyorum’’ diyerek, gökyüzüne doğru yükseldin. O sıra kafamı kaldırıp, içimden ‘’Ulan gökyüzü’’ diyerek, ardından bakışlarımı yavaş yavaş indirerek, yüzüne ve gözüne bulandım…

anonymous asked:

o kadar sıradansın ki pale takılmalar herkesin dinlediği müzikleri dinlemeler konuşma şeklin uzaylı emojileri, karakterin yok ama farkında değilsin bu tip bloglar cidden sinir bozucu

hemen unfollow tuşuna basmalısın👏

anonymous asked:

Seni sevmiyorum. Bana kötü kişileri hatırlatıyosun. Konuşma şeklin çok yapmacık. Sana bu mesajı attım çünkü herkez sana hayran . Herkez seni seviyo. Fazla sinir bozucu. Neyse bilki senden nefret edenlerde var.

Oh be.. ohh yemin ederim ben rahatladım bu cümleyi okuyunca. Olabilir. herkes beni sevicek diye birşey yok.

İşaret Çocukları

Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.

Cahit Zarifoğlu

6

. -TÜRKÇE VE KIZILDERİLİ DİLLERİ-

Kızılderili dillerinden örnek olarak verilen kelimelerle Türkçe kelimeler arasındaki fonetik, morfolojik ve semantik yakınlık dikkat çekmektedir. Yazar, Amerika’daki çeşitli Kızılderili kabileleriyle Türk lehçeleri arasında genetik ortaklık olduğu kanaatine varmıştır.Sui-Dakota dili Ural-Altay dil ailesinde özellikle Türk-Tatar diline yakındır, onların ataları Büyük Asya’dan göçüp gelmiş olmalıdırlar sonucuna ulaşılır.

Morfolojik incelemeden görüldüğü kadarıyla Sui-Dakota dilinde sıfatın üstünlük derecesi Tatar Türkçesindeki gibiymiş. Sui-Dakota dilinde “ap-pak (apak)”anlamındaki ifade “sap-sarı” şeklinde söyleniyormuş. Bulunma hâli eki Sui-Dakota dilinde Tatar Türkçesindeki gibi ta-te, da-de şekline karşılık geliyor.

Siu-Dakota dili Siu-Xoka denilen Kızılderililer dili grubuna bağlıdır. Bu gruba Siu, Yuki, Xoka, Vappo, Keres, Tunika, Keddo, Çerekez, Muskoçi ve başka kabile dilleri girer. 17-18. yüzyıllarda Missouri nehri havzasından başlayıp Büyük Bozkırlara, Mississippi’den başlayıp Kayalı Dağlar’a, Kaliforniya’dan başlayıp Arkansas’a kadar Siular yaşamıştır (Siu dili kendi içinde Dakota-Assinboyn, Mandan, Vinnebago, Xidatsa, Apsaraka vb. gibi ağızlara ayrılır).

Şekil ve anlam bakımından Türk lehçelerine benzer onlarca kelime bulduk.Bu sözlükler ayrıntılı incelendiğinde, kelimelerin çok anlamlılığı, ses değişmeleri dikkate alınarak karşılaştırma yapılırsa bu gibi benzer, yakın kelimelerin sayısı daha da artacaktır. Meselâ, Siu dilindeki “basdi” kelimesine bakalım. Siu dilinden birebir tercüme edildiğinde “basıp kesilmiş”, “basıp kırılmış” anlamını verir. Oysa Tatar Türkçesinde “basdi” kelimesi, “basıp girdi”, basıp aldı” anlamına yakındır. Karagas Türkçesinde “bajs”, “yara”, “yaralanmak”; Türkmen, Türkiye Türkçelerinde “bas”, “yara”, “yaralanmış” anlamına karşılık gelir. Siu dilindeki “basdi” kelimesi ile karşılaştırılan Türk lehçelerindeki “bajs”, “bas”ın Tatar Türkçesindeki “bastı” ile şekil ve anlam bakımından yakın olduğunu sezmek zor değildir. Hatta Türk lehçelerini bilmeyen bir kişi için de Rusçaya geçen “baskak” kelimesinin bu “baskin” kelimesi ile ortak olduğunu anlamak zor değildir.

Florida eyaletinde Siu kabileleriyle komşu olarak yaşayan Timuça Kızılderilileri var. Jon Swanton (Swanton J. R., Terms of Relation in Timuca, Washington 1916) Timuçaların dili “Siu Kızılderililerinin dilinden tamamen ayrılır” diye, yazıyor. O, kendi eserinde akrabalık kelimelerinden örnekler veriyor.Bu örneklerden Timuça dilindeki akrabalık adları ile Türk lehçelerindeki akrabalık adları arasında ortaklık olduğu göze çarpıyor. Siu ve Timuça dillerindeki yapım ekleri Türk lehçelerine özgüdür. 

Zengin yazılı mirası bulunan Kızılderililerden yalnızca üç el yazma eser kalmıştır. Bunlar Mayaların meydana getirdiği “Çilan-Bilim”, “İ Çol Kin” ve “Popol Vux” adlı kitaplardır. Bu eserler Avrupa dillerine tercüme edilmiştir. “Çilan-Bilim” adlı kitabın “Çilan” kelimesi (bazı bilginler tsilan şeklinde de transkribe etmişlerdir), bizdeki “cılan”, “yılan” kelimesini, “bilim” kelimesi ise “bilim/bilgi” kelimesini karşılar. Biz, bu eserlerin tercümelerinde geçen Maya kelimelerinden ve Kızılderililer hakkında yazan seyyahların anılarından Türk lehçelerine yakın kelimeleri toplamaya çalıştık.

Mayaca kelimelerin anlamını birebir tercüme edemediklerinde farklı kelimelerin anlamını anlatıp verme yoluyla da tercüme ediyorlar. Meselâ, Mayaca “koş” kelimesini Knozorov “vid ptitsı” (kuşun bir türü) diye veriyor. Yukatan’daki bir çayırlık “yaşçilan” diye adlandırılıyor; bunu da “mestnost” (yer, arazi) diye tercüme etmişler. Bir başka yerde de bunu “mestnost yaşçilan” (yaşçilan yeri, arazisi) diye veriyorlar. Halbuki bu “yaşçilan” kelimesini Tatar Türkçesinde anlamak zor değil; “yeş cılan (yılan)” denen çayırlık demek oluyor.

Mayaca ve Siu dilindeki kelimeleri karşılaştırmaya başlayınca, bu iki dilde şekil ve anlam bakımından denk veya benzer kelimeler olduğunu gördük. İki dilde de per (bir), iki, ooç (üç), aak (ak), bin-min (bin), iç, vb. kelimeler var. Bu benzerlikleri Amerikalı filologlar nasıl görememişler acaba? 

Amerika Kızılderililerinin dilini Türk lehçeleriyle karşılaştırmalı olarak incelemeye dayanan başka kaynakların varlığından haberdar değiliz. Amerikan dilcilerinin niçin bu ortaklığı görmediklerine dair bir soru sormuştuk. Bunun cevabı yalnızca şu olabilir: Kızılderililerin diliyle ilgilenen bilginler arasında Türk lehçelerini bilenler olmamıştır. Türk lehçelerini bilen birisi, Maya, Siu, Keçua Kızılderililerinden herhangi birinin arasına katılsaydı, bu benzerliği görmemesi mümkün değildi. Biz bunu O. Rerig, S. Vikander’in eserlerinden hareketle söyleyebiliyoruz. Bu bilginler, Türk lehçelerini bilen kişiler olduklarından gayrı ihtiyari Kızılderili dilindeki bu duruma mecburen görmüşlerdir.

Zamanında Asya ile Amerika arasında Atlantida gibi Mu adlı bir kıta olduğu ve Amerika’ya geçmek için bu kıtanın köprü olarak kullanıldığı şeklinde teori de bulunmaktadır (Bu teori Asya’dan Amerika’ya Okyanusya üzerinden geçildiği hakkındaki teorinin yeni varyantıdır).

Yine ilginç bir teoriyi hatırlatalım. Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han (1216-1294), 800 gemiye bindirilmiş önemli sayıda askeri ile Japonya’yı ele geçirmek için Çin taraflarından Japon adalarına doğru yol alır. Fakat bu askeri güç âdeta yer yarılmış da içine girmiş gibi kaybolur. Sonra Kubilay Han’ın 800 gemiden oluşan askeri ile Amerika’ya gitmiş olduğu yönünde bir teori ortaya çıkar. Sonuçta bu filonun kuvvetli fırtınaya yakalanıp yok olduğu belirtilir.

İşte yüzlerce yıldır Hint-Avrupa, Altay, Türk dillerinde konuşan halklar farklı coğrafi ve sosyal şartlarda yaşıyorlar. Ayrıca Avrupa, Asya’da meydana gelen savaşlar, halkların göçü, siyasi, askerî, ekonomik bağlantıların etkinliği bu halkların yalnızca günlük yaşamlarında değil, dillerinde de önemli değişiklikler meydana getirmiştir. İşte bu gibi sebepler arkasında 10-15 bin yıl Eski Dünya’dan ayrılıp yaşamış Amerika Kızılderililerinin dilinde Türkçe veya başka dillerle benzer beş on kelimeye rastlanması beklenilmeyen bir durum, sansasyon olarak yankılanmalı şeklinde bir durumu ortaya çıkarıyor. Biz, Kızılderililerin dilinde Türk lehçelerindeki kelimelerle benzer olan yüzlerce kelime olduğunu gördük, o dillerin fonetik, morfolojik, sentaks bakımından da gayet yakın olduğuna inandık. Bizim gördüğümüz Kızılderililerin dili de Türkçe gibi eklemeli dil, onlar da ses uyumu kurallarına uyuyorlar, kelimelerdeki vurgular da son heceye düşüyor…

İşte bunlardan sonra Hint-Avrupa dil bilimi ekolünün “her dil iki bin yıldan sonra
tanınmayacak derecede değişir” şeklindeki görüşüne katılamıyoruz. Belki bu teori Hint-Avrupa dilleri için doğru olabilir ama Türkçe ve Kızılderili dilleri için geçerli değildir.

Başkurdistan’ın Devleken tarafındaki eski mezarlıkta kazı çalışmalarında bulunan insan kafatası dikkati çekiyor. O kafatasını antropolog-ressam M. Gerasimov restore ediyor. Gerasimov’un, restore ettiği bu kafatasını görünce, G. Matyuşin şaşırıyor:

“Fenimor Kuper’in romanlarının sayfalarından çoktan beri aşina olduğumuz, korku bilmez, bizon avlayan avcı bize bakıyor!

Aşağı Ural boylarında Kızılderili? Evet. Sadece o değil, bu pro-Kızılderili (böyle demek uygun olur), bütün dış görünüşü ile sadece Amerika’daki kabiledaşları ile değil, Avrupai tipteki kişiler ile de çok benzeşiyor. Devleken tarafında yapılan bu keşif, Yeni Dünya’nın Paleonid, Amerikanoid insanlarının şekillenmesinde yalnız Asya’dan giden kişilerin değil, Avrupa kişilerinin de katkısı olduğunu anlamamıza yol açıyor”

Kaynaklar:

1- BİR HİPOTEZİN İZİNDEN* E. E. KERİMULLİ Çev. Ercan ALKAYA**
2- Matyuşin G., İndeets na Urale, “Vokrug sveta”, 1969, No: 10, 30 b.
3- A. K. Timirgalin - Bir Gipoteza İzinnen - s.102-126

"Kör olmak ölmek değildir ama ölmek kör olmaktır." dedi, oturduğu dümen koltuğundan balıkçı. Sonra da aniden kör oldu. "Kör oldum!" diye bağırıyordu yanında duran az önce buruşuk suratını gördüğü ama artık gözünden silinen o adama. Yaşlı adam bir kahkaha attı ve bırak bu kör oldum şakaları manasına gelen bir yüz ifadesine büründü. Ta ki yol almaya devam eden teknenin kayalıklara doğru gitmeye başladığını fark edene kadar. Yüzündeki buruşuk ukala tavır yok oldu birden ve dümeni iki eliyle kavrayıp kayalıklardan uzaklaşmaya çalıştı. Bu esnada kör olan balıkçı iki elini yüzüne kapatmış ve delirmiş bir insanın yüz şekline bürünmüş, sessiz çığlıklar atıyordu. Yaşlı adama isyan eder gibiydi, "Kör olmak ölmek değildir." dediği için. Yaşlı adam kayalıklardan uzaklaştıktan ve tekneyi durdurduktan sonra balıkçının kolundan tutup "şöyle oturmalısın." diyerek çekiştirdi. Denizin ortasında düşmemek büyük başarıydı, o peynir kutusu kadar teknede. Oturduktan sonra saati gelmiş tren gibi hemen sordu yaşlı adam; "Nasıl oldu?" Balıkçı henüz gözlerinin bir şeyleri görebildiği zamanlardan kalmış alışkanlıkla dudağını garip bir şekle sokup yüzü buruşuk suratlı yaşlı adamın olduğunu düşündüğü tarafa doğru, haykıran puntolarla yazılmış gazete başlığı gibi "Bilmiyorum." dedi. İkisi de olayın şaşkınlığını henüz üstlerinden atamamışlardı fakat yaşlı adamın aklına ilk gelmesi gereken şey en son gelmişti, "Hadi seni hastaneye götüreyim" dedi ve balıkçının yanından kalkıp tekneyi kullanmaya başladı. Yaklaşık dört mil gitmişti ki o da "Kör oldum!" diye bağırdı. Balıkçı sesin geldiği tarafa bakmadan önce yerinde beş santim yüksekliğe kadar hopladı çünkü ihtiyar neredeyse tüm şehri ayağa kaldıracak şekilde bağırmıştı. Kör olmanın şaşkınlığını bir an olsun atlatmış olacak ki hemen yine kayalıklara çarpmamak için aklında kalan yerde olduğunu düşündüğü kolu indirdi ve anahtarı çevirdi. Sonra da bıraktığı yerde olduğunu düşündüğü balıkçının yanına oturup ona konuşma fırsatı vermeden şöyle dedi; "Kör olmak ölmek değildir ama ölmek kör olmaktır demiştin, kör olduk, ölmedik ama burada açlıktan ölüp kör olacağız. Balıkçı uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra ihtiyara doğru döndü ve "Boşversene dostum, düşündüm de aslında görürken de kördük en azından şimdi bir bahanemiz var." dedi ve gördüğünü sanıyor gibi içten bir gülümseme attı o buruşmuş surata.

Aslında saçlarının uzun olmasını isterdin ama saçların hem başka bir kalbin sevgiyle bıraktığı öpücükleri kaldıramayacak kadar hassas ve kırgın hemde bu senin tüm dünyadan saklanma şeklin. İşler sarpasarınca o güçlü görüntünün altındaki kırgın ruhunu birileri görecek diye ödün kopuyor ve saçlarını, herkesin girmeye can attığı ama cesaret edemediği bir dükkanın kepenkleriymişçesine örtüyorsun yüreğine. Bu seni eşsiz yapıyor.

Karşımdaki insana kibar davranıp onu insan yerine koyuyorsam kendini bir bok zannetmeyecek lan asalet bende sana böyle davrandığım için yoksa bir şeklin olduğundan değil
4

Güneşi Tutamadım. Tutkunlarına özel bir çalışma.. Bir adet MR ile güneşin ay ile kavuşumunu çok zor şartlar altında goruntuledim. Aslında görülmesi gereken şeklin ayın ilk dördün haline benzer bir şey olması gerekirdi. yani ben öyle bir şey gözlemledim. Bi dahakine karaciğer röntgeni kullanmam gerek galiba. Omurilik MR’ ı çok sakat argadaşlar. Şu kainatın mükemmelliğine bakar mısınız ama ya? Nasıl çalışıyor.

anonymous asked:

selam ben seni seven biri. şimdi yanlış anlama aslında sevdiğim birisi var ama onunla daha önce hiç konuşmuşluğumuz yok bu yüzden nasıl biri fazla bilmem herneyse. ben senin düşüncelerina aşığım. kendini ifade etme şekline, duygularını anlatmanı seviyorum. biliyorum şuan sürtük gibiyim ama bunu sana söylmeek istedim yine de.

teşekkür ederim düşüncen için 

Deli kızım,Uyan!

Gece geçmez,gün olmaz.
Can bu dünyaya dayanmaz.
Neden?
Haykırdım dağlara,duymaz.
Bekledim günlerce,
Yok ki gelen.

Şebnem Ferah’a ait bir şarkının sözleri aslında bu yazdıklarım.İçleri dağlayan, insanı buruk bırakan da bir hikayesi var. Ablası çok ağır hastalandığı vakitlerde ona yazmıştır bu şarkıyı.Benim için son bir çırpınış ve vazgeçememedir bu şarkı. 

Ne zaman bir insandan,bir andan kopsam ve sonu aslında başlangıcı ile bir olan zaman diliminde sıkışıp kalmış olduğumu hissetsem bu şarkı çalar.İlk olarak bilinçaltımda duyarım notaları.Rüyalarım kabuslarıma,günlerim gecelerime karışır. Yüzüm güler ellerim titrer. Sarılmak ister,dokunmaktan korkarım.Zamanla titreyen ellerime kayar gözlerim. O zaman şarkının sözleri yavaşça dolar göz bebeklerime. Her kelimeyi kazırım parmak uçlarıma. Bulunduğum noktada gerçekliğimin ötesine geçer,sıyrıldığım bedenimden kaçmaya çalışırım. Hangi yöne doğru koştuğumun anlamı yok ya da ne kadar koştuğumun.Gidebildiğim en uç noktaların oluşturduğu şeklin merkezi bu beden.Gerçeklik ondan ibaret.Gerçekliğim kaçtığım şeylerden ibaret.Birkaç mısra daha duyarım sonra.

Deli kızım uyan,söylenenler yalan.
Deli kızım uyan,bir tek sensin duyan.

 Zaman kavramında bir yırtılma daha gerçekleşiyor ve sesini duyuyorum. Bana hararet ile bir şeyler anlatıyorsun.Okulundan,sınavlarından,arkadaşlarından bahsediyorsun.Belki de o ana dek aklımdan geçmeyen şeylerin farkına varıyorum. Herkesin neyden bahsettiğini anlıyor ve bu kadar göz önünde olmasına rağmen anlamama şaşıyorum.Titreyen ellerime bakarken buluyorum kendimi.Yine.İşte o zaman anlıyorum başladığım ve son bulduğum anın aslında seni sevdiğimi anladığım ilk an olduğunu.