efendy

BACILAR TOPLANSIN BİŞİY DİCEM

bakın aranızda ufak tefek sürtüklükler yapanlar var ama hayata dair abinizden bi tavsiye

hayatında ”şarapçı ağbi” si olmayan elemanla evlenmeyin, hiçbir ad altında birlikte olmayın

yolda giderken çekip sigara isteyen dayılardan bahsetmiyorum, şarapçı ağır abilerden bahsediyorum

o adamlar denizi olan şehirlerde sahil kısımında, olmayan şehirlerde popüler bi mekanda varoş elbisesi ile çöker bi köşeye marizlenir kimseye karışmaz.

bu adamlar hayatın en ağır darbelerinden yemiş, her türlü pisliği görmüş geçirmiş adamlardır.

hea şimdi bu adamlarla diyaloğu olmayan ”efendi çocuklar” vardır elbet. öylesini bulursanız zaten getirin beni düdüklesin aq bu çağda efendi bebe mi kaldı ?

neyse bu adamlardan tecrübe almayan, akıl danışmayan eleman tayt kot giyer, elinde pahalı telefonu, kulağında küpesi çalışmak nedir ev geçindirmek nedir bilmez.

Bu adamın adı berkçandır. Bu adam sizi 5 kızla aldatır. Çocuk yapar ”aldrsk mı yhaa bn bkmm” der. Baba olacak göt yoktur bu elemanda evlenince..

Etmeyin bacılar.

Ya da edin yaa. siktirin kendinizi sonra terketsin bunalıma girip intihar edin bana ne aq. 

Şarapçı abiniz miyim sanki aq ?

Tapma-Tiksinme Döngüsü Üzerine.

Son zamanlarda aklıma hep Social Network filmindeki o replik geliyor “İnsanlar mağaralarda yaşadılar, evlerde, apartmanlarda yaşadılar şimdi de internette yaşayacaklar.” Gerçekten her bir insanın internet üzerindeki tonla değişik profili ve her profilde sergilediği kişiliği sanal bir yaşama geçiş sürecini tamamladığımızın işaret. Facebook’ta efendi, Twitter’da marjinal Tumblr’da kültürlü gözükme çabaları sosyal ağ mantığının esas işlevi dışına çıktığını ve birer vitrin işlevine ulaştığını gösteriyor. Tam bu noktada akla Aylak Adam’ın sözleri geliyor elbet: şu bir nesnenin işlevi dışında kullanılmasına dair sözleri. Kitabı okuyanlar hatırlayacaktır.

İşte sosyal medyanın vitrinleşme sürecinin getirilerinden biri bu tapma tiksinme döngüsü. Vitrinlerinde kendini herkesten farklı gösterip alıcı kazanmak isteyen ürün/insanlar pek az kişinin bildiği güzel bir şey (şair, yazar, müzisyen, film vs vs) keşfettiklerinde Mısır’daki yengelerinden miras kalmışcasına bir görmemişlikle o şeyin üzerine saldırıp çok ince, çok marjinal, çok entelektüel beğenilerini o kişi üzerinden tanımlıyorlar. Bu süre. işin tapma kısmını oluşturuyor. Tapma eğilimine bugüne kadar maruz kalan kişiler arasında Mabel Matiz, Ah Muhsin Ünlü, Turgut Uyar başta olmak üzere tüm 2. Yeni şairleri, Afilli Filintalar kadrosu sayılabilir.

Hayatını sosyal medyada geçiren ürün/insanımız bir süre sonra bu taptığı kişi ve nesnelerin müridinin çoğaldığını görmeye başlıyor bugüne dek az bilinir olmasından dolayı ekmeğini yediği sanatçıların ve eserlerin artık avamlaştığını görünce ister istemez soğuyor bu sefer o kişiler sosyal medyada yerin dibine sokuluyor, haklı haksız milyonlarca eleştiriye maruz kalıyor, dalga konusu oluyor. Bu da işin tiksinme kısmını oluşturuyor. Yukarıda Tapma eğilimine maruz kaldığını söylediğim herkes tiksinme durumuyla da karşılaşmıştır dikkat ediniz. 

Bir de işin en acınası tarafını oluşturan sadece tiksinme sendromu yaşayıp bundan ekmek yemeye kalkan arkadaşlar var. “2. yeni şiiri şiir mi zaten yaa” diye dolaşan “Ezginin Günlüğü çok abartılıyor abi iyi müzik yapmıyorlar” diye kendini yerden yere vuran “Murat Menteş okuyanın amk ben” şeklinde çıkışlarla marjinal, ilginç vs vs gözükmeye çalışan acınası insanlar var. 

Ve ben alayınız için çok üzülüyorum. Sosyal Medya insan ilişkilerinin içine etti.

  • Niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz?
  • Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm…
  • Bir insanın diğer bir insanı , hemen hemen hiçbir şey yapmadan , bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?
  • İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.
  • Ve bir gün her şey bitti… O kadar basit , o kadar katı bir şekilde bitti ki, ilk anda işin azametini anlamak benim için mümkün olmadı… Yalnız biraz şaşırdım , bir hayli üzüldüm ; fakat bu hadisenin hayatım üzerinde bu kadar büyük, bu kadar değişmez bir tesiri olacağını asla düşünmedim.
  • Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.
  • Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum; fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhulü, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkum ediyordu.
  • Bütün bunlara rağmen kafamda, onun hatırasını kirletecek bir şey yoktu.
  • Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!
  • Bu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak… Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…
  • "Şimdi ben gidiyorum fakat ne zaman çağırırsan gelirim…" dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım… O da bi an durdu ve ilave etti: - Nereye çağırırsan gelirim!
  • Ne olur? Anlaşamayacağımızı anlarsak veda eder ayrılırız. Bu o kadar mühim bir felaket mi? Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
  • Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğumuzu zannetmektir ki, ne kendimiz bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.
  • Kendimi bildim bileli bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım.
  • Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum.
  • Kaybedilen en kiymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘bu böyle olmayabilirdi!’ düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

You can meet someone who’s just right, but he might not be meant for you. You break up, you lose things, you never feel the same again. But maybe you should stop questioning why. Maybe you should just accept it and move on.
—  Winna Efendi, Melbourne: Rewind