buyucu

Limpia buyusu!

Kusura bakmayin cok ara oldu… Nunulankaya ozel, yeni ilustrasyon cizicek vakit bulamadim son zamanlarda ama hikayeleri yeniden duzenli olarak yayinlamaya karar verdim. Ilustrasyonlu yada ilustrasyonsuz :) 

//

Meksika Buyuculeri - #2

“Başka neler yapıyor teyzen?”

“Bir de annemin hasta olduğumuzda çabuk iyileşelim diye yaptığı bir şey var, ama cadılıkla alakası yok onun. Pagan geleneğinden gelen bir şey.”

Kulaklarımı açmış Mar’ı dinliyordum artık. Anlattıkları ilgimi çekmeye başlamıştı.

“Nasıl yapılıyor? Bana hemen anlatman lazım!”

Mar kendi kendine gülümsedi.

“Tanrım! Sana bunlardan bahsettiğime inanamıyorum. Annem sana bunları anlattığımı duysa, onu deli sanacağın için beni öldürür!”

Bir kahkaha attım. “Ay Mari, zaten bana ailen hakkında anlattığın onca hikayeden sonra pek normal olduklarını düşünmüyorum!”

“Tamam tamam anlatıyorum. Annem bunu da teyzemlerden öğrenmiş, adına ‘Limpia’ (temizlik) dedikleri bir tür iyileştirici eylem. Annem hasta olduğumuzda eline bir yumurta alır, yatağımızın başına gelirdi. Yumurtayı başımızın ve vücudumuzun üzerinde gezdirirken içinden hastalığın çabuk geçmesi için dua ederdi. Yumurta hastalığımızı ve kötü enerjileri alacak ve çabuk iyileşecektik böylece. Yumurtayı bütün vücudumuzda dolaştırdıktan sonra yumurtayı bir bardağın içine kırarak yatağımızın altına koyardı. Yumurta, bütün gece, yatağımızın altında hastalığı ve kötü enerjiyi çektiği için, sabah kalktığımızda içinde kabartıları olan, iğrenç bir maddeye dönüşmüş olurdu. Sonra da bardağın içindekini çöpe atardık tabii ki!”

“Ama zaten yumurtayı kırıp, açıkta bıraksan sabaha kadar bozulup çürümez mi Mari?!” dedim. Yumurtanın kötü enerjiyi çektiği için bozuluyor olması pek mantıklı gelmemişti. 

“Yok yok, hiç de öyle değil!” diye atıldı Mar. “Ben de küçükken senin gibi düşündüğümden bunu test ettim. Bir yumurtayı benim yatağımın altına koyduk, diğerini de mutfakta bıraktık. Mutfakta bıraktığımız sabah baktığımızda akşam bıraktığımız gibi duruyordu. İstersen hastalandığımız bir gün deneyebiliriz.” dedi. “Sana yumurtanın kötü enerjiyi çektiğini gösterebilirim!”

“Demek öyle ha! O zaman bir gün kesinlikle deneyelim. Çok merak ediyorum!” dedim. Bu Pagan formülü hoşuma gitmişti. 

“Tamam olur!” dedi Mar. Bu kızda böyle hikayeler hiç bitmezdi. Kim bilir bana anlatmadığı daha nice ilginç anıları vardı. 

İlerleyen yıllarda yumurtalı iyileştirme yöntemini denemek için çok fırsatımız olmasına rağmen, hiç aklımıza gelmedi. Yine de eğer çok merak ediyorsanız, deneyin derim. Ama sonra işe yarayıp yaramadığını bana da bildirin!

Guadalajara’da Mar’ın annesinin yaptığı güzel yemeklerle karnımızı doyurup, şehrin eski ve tarihi binalarının olduğu bölgeleri gezdiğimiz birkaç günden sonra New York’a dönmek üzere yola çıktık. Kemiklerimizi D vitaminiyle doldurmuş, tenlerimizi Meksika’nın sıcak güneşiyle renklendirmiş ve ruhumuzu biraz olsun Meksikalılaştırmış bir tatil sonrasında New York’a döndüğümüzde yapraklarını yeni yeni açmaya başlamış, filiz yeşili ağaçlar, baharın sonunda New York’a ulaştığının habercisiydi!

Meksika Büyücüleri

Mar’ın anlattığına göre Guadalajaralıların bir çoğu, koyu Katolik olmalarına rağmen, Meksika’nın her yerinde olduğu gibi aralarında ‘cadı’lara da rastlanıyordu. ‘Cadı’ dedikleri bu insanlar, aynı filmlerde olduğu gibi ilginç karışımlar veya büyüler yaparak insanların hayatlarını etkiliyorlardı. İyi cadılar bitki özlerini kullanarak, iyileştirici merhemler ve ilaçlar yaparken –bir nevi alternatif tıp da denebilir – kötü cadılar güçlerini kara büyüler üzerinde geliştiriyordu. 

Mar ile ilerleyen yıllarda ev arkadaşı olduğumuzda, bir gece Mar’ın annesi bizi arayıp yanlarındaki eve cadıların taşındığını korkuyla anlattığında Mar’la nasıl tepki vereceğimizi bilemedik. Ben cadılara inanmayı lisede bırakmıştım ama açıkcası Mar’ın anlattıklarını görmek isterdim. 

Bir akşam üzeri, yan evin bahçesinden garip kokular geldiğini hisseden Mar, ikinci katın balkonuna çıkıp, yeni taşınan komşularının bahçesine bir göz atmak istemiş. Gördüğü manzara karşısında ise neredeyse küçük dilini yutacakmış; komşular siyahlar giyinmiş, evin bahçesinde horoz ve tavuk kesiyorlarmış!

“Aaa! Biz de ilk taşındığımız evin garajında koyun kesmiştik!” dedim Mar’a, “Gelenektir, taşındığın evde sana bir şey olmasın diye adak adarsın. Belki de cadı değil, Müslümanlardır!” 

Söylediklerimi sindirmesi birkaç saniye almıştı Mar’ın. Doğru kelimeleri bulmaya çalışıyordu.

“Koyunu keserken, şarkılar söyleyip, garip kokulu tütsüler yakıp, sonrada kurbanın kanını içmiyorsunuz herhalde!”

Cevabın ‘hayır’ olduğunu tahmin etmesine rağmen, şüpheli gözlerle sormuştu sorusunu. Garip huylarım olduğunu biliyordu!

“Aslında keserken dua okuyoruz!” diye kıkırdamıştım. “Ama kanını içtiğimizi sanmıyorum!”

“Hmm… Yok yok, bizim komşular gerçek cadı. Yere kanla şekiller çizip, etrafında toplanıp şarkı söylüyorlarmış. Annem de yan eve sürekli girip çıkan farklı insanların ne yaptığını merak ediyordu. Anlaşılan büyü yaptırmaya geliyor insanlar!”

“Şu filmlerde gördüğümüz cadılardan mı yani? Ben gerçekten büyü yapılabileceğine hiç inanmıyorum!” dedim. (Tamam, kabul ediyorum, lisede kendimi ruh çağırma ve tarot bakma işine fazla kaptırmış olabilirim ama bilinçli olarak büyü, fal gibi şeylere pek inanmıyorum artık!)

“Evet, gerçekten cadılar. Filmler boşuna yapılmıyor hayatım, gerçekten böyle şeylerle uğraşan insanlar var! Hatta benim teyzelerimden biri de cadı. Ama o genelde bitkileri karıştırıp, iyileştirici merhemler yapıyor. Hatta bütün akrabalara, kötü yaraları iyileştirsin diye bir tane merhem dağıtmış ben küçükken. Benim bir kere omzumdan aşağı bir çaydanlık kaynar su dökülmüştü! Çaydanlığın hepsi koluma boşalmıştı yani. Annem hemen o merhemi bütün koluma sürdü. Üç güne hiç izi bile kalmadan düzeldi. Ben de inanmazdım ama annem ve teyzem arada böyle şeyler yapmaya başlayınca inanır oldum.” dedi.

“İlginçmiş!” dedim. Alternatif tıp gibi bir şey olduğu için, ilgimi çekmişti anlattıkları.