Ramades

İki haftadır teyzemle konuşmuyordum, merak ettim. Normalde haftada iki kere arar, sorardı; bir şeyi mi var diye korkup az evvel çağrı attım, geri aradı. Bi on-on beş dakika konuştuk. Ağırlık kaldıramadığından bahsetti. O öyle gülerek anlatıyor ama benim burada içim çok kötü oldu. Ses tonuma yansımasın diye çok uğraştım, umarum başarabilmişimdir.
 Anneannem geçenlerde teyzeme “Beni İzmir’e götürün.” demiş. Böyle yaşlı insanlar bir şey istediklerinde ki salak saçma filmlerin etkisiyle onların “son istek”leri imiş gibi bakıyoruz bu isteklerine, onu yerine getirmek için seferber oluruz ya hani, teyzem de demiş “Şu an G.’nin okulu var anne, bitince götürürüm seni.”. “Sana yük olunsun istemem Oğuzcum.” diye ekliyor bir de konuşmasına teyzem. “Sınavın var biliyorum. Sen bize seni etkileyemeyeceği bi zaman ver, biz ona göre hazırlayalım kendimizi.” diyor. Ben de dedim, “Matematik sınavından sonra gelebilirsiniz diğeri o kadar sorun değil.” diye. Hem onların gelmesi evdeki ruh hâllerimizi de değiştiriyor, eve ses geliyor en azından. Bu gelişin dönüşünde beni Ankara’ya götürmeyi istediğini de söyledi ama yalnızca ben, babamı bırakıp nasıl geleyim ki diye düşünüyordum ki anladı hemen, “G.’ye örnek olmanı istiyorum.” dedi. Ailede ve çevremizde sen ve ablan gibi hedefinde okuyup didinme olan kimse yok. Çevresi kötü etkiliyor G.’yi ama bilirsin sizi çok sever. Ablanı örnek alır küçüklüğünden beri, sana da gönülden aşık. Siz ne yaparsanız onu yapar. Bir tek siz ona yardımcı olursunuz bitanem.” dedi. Birilerine örnek olarak gösterilmek, hele ki bu şekilde sevdiğim biri tarafından olması gururlandırdı, sevindirdi beni.  
Normalde Ankara tarafıyla bağımın kesilmiş olması gerekirken benim Muğla tarafıyla bağlarım daha zayıf. Teyzem de, anneannem de, büyükamcam ve dayılarım da çok sahiplendiler. İnsan garipsiyor bazen ama gerçekten son birkaç senede yaşadıklarım tabiri caiz ise maymunun gözünün açılmasını sağladı.
Kim dost, kim düşman gördük.
Güzel insanlar, güzel ve sağlıklı bir ömür geçirsinler. Hatta ölmesin onlar hiç; çünkü onlardan birini kaybedersem bir kere daha eksilirim. 

Çocukluğumdan kalan yüzümün çizgilerini kimse sevmedi benim. Kalbime yapışan merhameti kendi çıkarlarına kullandılar hep. Kurmaya korktuğum ne kadar cümle varsa hepsini tek tek yaşattılar. Ne kadar susarsam o kadar fazla yaşayacağıma, kimi ne kadar seversem, o kadar sevileceğime inandım. Ne derlerse inandım. Yaşımın kaldıramadığı suratla, ne kadar sigara içersem o kadar iyi olurum gibi bi his doğurdu inandıklarım içimde. 

Sokaklar diyorum, ne kadar orospu varsa, attığım her adımda yeni bi piç peydahladılar inandıklarımdan. Şimdi kime, neye nasıl inanacağımı bilmeye lüzum görmüyorum. Belki bi bisikletle çıkarım yola çünkü sokaklar, elini cebine koyup, başını yere eğerek yürüdüğün hüznü anlamayan insanlarla dolu biliyorum. Susacağım, beynime saldıran cümleleri ciğerlerimden duman yapıp damıtacağım ama bir cümle dahi kurmayacağım ağzımdan. Mutlu olun. thisisbatmanbitch

“Ne ölüm, ne de hayat!
Hiç biri kovalamıyor beni rüyalarımda.
Hiçbirinin eli bana değmiyor.
Çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar.
Varlığıma nedensizlikten delirdim ben.
Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan.
Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı.
Hepsi dar geldi.
İnansaydım herhangi birine,
uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim.
Okyanuslar kırmızı olurdu.
Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi.
Ama inanamadım.
Bir türlü inanamadım..
Bütün hayat bir ilüzyon.
Benim gibi.
Kayra gibi..”


― Hakan Günday, Kinyas ve Kayra

youtube

beni kimse sevmedi sen gibi içim direnir
senin yokluğundan bu yana gönlüm aşk dilenir
şimdi yüküm ağır,dolu bi dert treni
seni kırdığım için özür dilerim
üzgünüm, sana ayırmadığım saatlere
üzgünüm, sana uğramadığım günlere
kırgınım, eline dökmediğim güllere
kırgınım, yüzüne bakmadığım dünlere

Eve erken geldim ve evde bir Allahın kulu yok NİYE!!!! telefonumu hala yaptıramadıkları için arayamıyorum da kapıyı kitleyip uyuyayım telaş yapsınlar eheuehueheh

İçime, ruhuma, hatta şu koca evrene sığdıramadığım sevgi de boğulup kalmam doğaldı elbet. 
Boşver, ölüm sevgiden olsun. 
Sevgime bir şey olmasın. 

Özlemişim. En çok kokusunu. Ama yalan söylüyor. İyiyim dedi. Rüyamda ağlamazdı iyi olsa. Sarılamadım bu sefer. Saçlarını karıştıramadım. Sadece oturdum yanında öylece. Sustuk. Ama ben onunlaydım. Tıpkı her gece birlikte uyumamız gibi. Ayrılanlar hala sevgili. Ben ve o gibi. Biz olamadan. Ama biz gibi. Yeterdi bana bu. Yetmez mi hiç? Bakması bile güzel. Acıyarak olsa da. Gözlerime bakması güzel. İlerde çok değil bir kaç sene sonra karşılaşırsak sarılır mı. Sever mi yine. Yoksa acır mı yine. Neyse bunları düşünmemin bi anlamı yok. Nasıl olsa ölürüm o zamana kadar. Onuda yormam bakması için. Onu seviyorum. Onsuz ölmek istemiyorum ben gelsin yanıma. Seven gözlerinin baktığı yerde ben olmak istiyorum. Çok mu şey istiyorum amk.
2105

bazen içimde durdurulamaz bir anlatma isteği oluyor. neyi anlatacağımı da bilmiyorum, yakalasa ne yapacağını bilmediği arabaların peşinden koşan köpekler gibi. anlatacak birilerini arıyorum can havliyle. çünkü herkese anlatılmaz şeyler anlatacak oluyorum, çünkü sanki evet işte bak her yerde aradığım gözlük meğer kafamda takılıymış. çünkü bak ben sonunda buldum oh be, hadi sen de oh de, külodunun belinde bıraktığı izi kaşı, sütyeninin kopçasını çöz, çoraplarını çıkart ya da. çünkü bak buldum ben sonunda. oh be.
anlatmak istiyorum, ben bu noktaya nasıl geldim, o günler nasıl geçti, o günleri nasıl geçirdim, ben nasıl ölmedim, ben nasıl yaşıyorum. ben nasıl hala yaşayabiliyorum, halimin nasıl kalmadığını, gözlerimin nasıl acıdığını, kafamı nasıl kaldıramadığımı hatırlıyorum. o insanlarla neler konuşurdum halbuki önceden, hiç uzanmaz hep otururdum, hep uyanık olurdum hatta daha da uyanık olmak isterdim, daha da uyanık olsam ne mutlu olurdum. daha çok konuşmak, daha çok tüketmek, daha çok tükenmek isterdim. kendimi yollara atmak harcanmak isterdim. aşık olmak ağlamak yıpranmak isterdim. her şey dolu dolu olsun, ortalama olacağına hiç olmasın isterdim. hiç olmazsa diye korkumdan hep otururdum. hep konuşurdum. hep anlatırdım. hep dinlerdim. neler biriktirmiştim.
bütün bu anıları toplayıp toplayıp kutulara koymaya ne zaman başlamıştım. her şey birbirini kovalamıştı, bir taş yıkılmıştı sonra bütün domino taşları birbirinin ardına yıkılmıştı. bunu izlemekten de nefret ederdim. hala ederim. bile isteye bir taşı yıkıp hepsinin yıkılışını izlemek, çünkü en sonunda ortaya güzel bir görüntü çıkacakmış. ne saçma bir uğraş. kabil de öyle demiştir belki. ben bu cinayeti işliyor ve bu döngüyü başlatıyorum ama tüm dünya işlediğinde ortaya çok güzel bir görüntü çıkacak.
sürüleri anlatmak istiyorum, çobanları, kınalar yakmak istiyorum. bütün öyküleri dinlemek ve bildiğim ne varsa anlatmak istiyorum. 40 gün 40 gece anlatsam, dilim damağım kuruyana, ses tellerim yırtılana kadar anlatsam. her şey bittiğinde de uyanmamak üzere bir uykuya dalsam. hep uçurumun kıyısındayım demiştim bir keresinde. her an düşecek gibiyim. ama düşmüyorum. düşersem diye korkar da tutunursam düşmemeyi unuturum. hiçbir şeye tutunmuyor, hiçbir şeye bağlanmıyorum. ben hep uçurumun kıyısındayım.

keşke her şeyin bir anlamı olsaydı umduğum gibi. keşke her şeyin zaten bir anlamı olsaydı da ben bütün bu anlamlarla kalmasaydım bir başıma.

23.5.15

Uzun zaman geçer geçmişin üstünden , zaten geçmiş iyi olsa geçmezdi. Bir gün gelir gözünün önünden geçer . Zorunda kalır . Ama ne Önemi var ki ? Sen okadar içime işlemişken. Ben olmuşken. Sen öperken. Ben mutluyken. Sonra bir gurur hissi , zafer tebessümü işte. Birdaha baktım sana. İyikilerimin baş rol oyuncusu. Ruhuma dokunabilen tek gülücük. Daha çok sarıldım. Daha çok karışalım diye. Düğüm olsun hatta. en köründen. Hani şu herkesin Gözünü korkutanlardan.uğraşan kimsenin ayıramadığından. Gözlerin de olsun. Gözlerimde. Hani hep seni izledikleri yerde.

Güzelli bir filli gömlek aldım. Fotoğraflarımızı henüz çıkarttıramadım ama çıkarttırıcam. Çiçeği de almayı düşünüyorum. Onun haricinde henüz bişey şey yapmadım düşünme halindeyim. Kafamda daha farklı şeyler vardı ama Hayırlısı bakalım ya. En çok lens kutusuna üzüldüm 😳

Yaşamak, birden fazla seçimi olan yollar gibi. Biz de hangi yoldan gitmek istediğimize hiçbir zaman karar veremedik.

Bu yüzden hep durduk. Bekledik. Birinin bizi alıp, doğru yoldan götürmesini bekledik.

Ama yanlış yolda yürümenin, doğru yolda durmaktan daha iyi olduğunu hiçbir zaman bilemedik.

Daha okyanusa yeni açılmışken yorulduk. Kürek çekmek güç geldi her zaman. Rüzgar bizi gideceğimiz yere götürsün istedik.

Ama rüzgarı arkamıza alacak kadar bile güç sarf etmedik. Ona gücümüzün olmadığına inandırdık hep kendimizi.

Kendimizi mutlu olabileceğimize inandıramadık. Bu yüzden başkalarını mutlu olduğumuza inandırmaya çalıştık.

Kendimiz olduğumuz için özür bile diledik. Kendimizi kimseye layık göremedik.

Konuşursak eğer kimsenin bizi dinlemeyeceğini biliyorduk. Sadece dinliyormuş gibi yapıp kendi konuşma sırasının gelmesini bekleyecekti.

Bu yüzden susmak, konuşmaktan her zaman daha değerliydi bizim için.

Hiç uğraşmamak, bize göre çaba sarf edip alamamaktan iyiydi her zaman. Ama istediğimiz şeyi elde edebileceğimiz ihtimalini de düşünmedik. 

Başarmaktan korktuk.

Bu hayattaki her şeyin dış güzellik üzerine kurulu olduğunu biliyorduk. “İç güzellik benim için her şeyden önemli” diyenler sadece kendilerine yalan söylüyorlardı.

Dışarısı harabe olan bir kentte kimse yaşamak istemezdi.

Dünya'yı ele alalım. Üzerinde yaşam olmasının tek sebebi, yaşanabilecek bir dış güzelliğe sahip olmasıydı. Evrenden gezegenlere baktığınızda; Dünya, olabildiğince mavisi ve yeşiliyle sizi cezbedecekti. Ama içerisindeki açlık, yoksulluk, savaş, ölümler dışarıdan bakan birinin umurunda olmayacaktı. Dünya ona göre hep güzeldi.

Birini sevebilmek güçlü olmayı gerektirirdi. Sevip acı çekmekten korktuğumuz için güçlü olmadığımıza ve başaramayacağımıza inandırdık kendimizi. Bu yüzden birine değer vermekten hep kaçtık.

Gerçek mutluluğun yaşandığı aşkların yalnızca filmlerde olabileceğini düşündük. Oysa ki, filmler de gerçek hayatın birer uyarlamasıydı sadece.

Bu hayattaki koşumuza kimseyi dahil etmek istemedik. Çünkü koşarken düşersek eğer yanımızdakini de düşüreceğimizi düşündük.

Ama biriyle el ele koştuğunuzda o size her zaman destek olacaktı. Ayağı takılan, yorulan, tuttuğu el sayesinde bu koşudan kopmayacaktı.

Biz duygusal ilişki yaşayamayacak kadar duygusal çocuklardık. Duygusallığımız zaten her şeyin önüne geçmiş durumda. Duygusal bir ilişki için biçilmiş kaftan olduğumuz düşünülebilinir. Ama inanın o kadar duygusaldık ki duygusal bir ilişkiyi kaldıramazdık.

Geçmişte yaptığımız hatalarımızdan nefret ettik. Onlardan utandık. Yeni başlayacak olan her şeyde bu hataları tekrarlayacağımızı düşündük.

Ama hatalarımızın birer tecrübe olduğunu aklımıza getiremedik.

Okumaya o kadar bağlandık ki, ondan başka bir şey yapamaz olduk. Kitaplardaki gibi değildi hiçbir şey. Kitapların verebileceği duyguları bize verebilecek bir insan yoktu.

Ama kendi hayatımızın da bir kitap olduğunu düşünmedik hiçbir zaman. Her gün yeni bir sayfaydı. Bu sayfaların arasına girebilecek bir ayraca izin versek onun sayesinde soluklansak farklı olabilirdi. Güzel bir kitabı tamamlayan şey güzel bir ayraçtan başka bir şey değildi.

Güzel başlayan her şeyin kötü biten bir sonu vardı. Biz kötü sonlara o kadar çok aşinaydık ki. Bir kötü sonu daha kaldıramazdık.

Sizi en çok seven insan bile olsa bir gün bırakacaktır sizi. Gerek kendi isteğiyle olsun, gerekse tamamen sizden bağımsız nedenlerden dolayı olsun.

İnsanlar gider, alkol biter, pakette sigara bile kalmaz kimi zaman. Saat gece üçü geçmiştir. Yalnızlıktan başka sizi anlayacak hiçbir şey yoktur bu saatten sonra.