@nansan

Günah Çıkarmak

Oğlum, işte hepimiz maymundan gelmişiz niye inat ediyorsun” dedi. Kalın çerçeveli gözlüğünü çıkarıp masaya koydu. Bütün evren rastlantıdır dedi. Organizmalar birbirleriyle birleşerek canlılar, türler, doğa, evrim… Hepsi bu şekilde işte ne Tanrısı dedi.

Sen dedim, bana sevdiğim bir fıkrayı anlatıyor gibisin: Patron uşağa, uşak şöföre, sonra hepsi şöföre…

Sen beni ciddiye almazsan ben seni bilime ikna edemem ki Teoman.

-Lan oğlum bir kere de sor niye inanma gereği duyuyorsun diye. Ben bilim adamlarına değil şiir yazanlara inanıyorum

-İnansan ne olacak? Senin o çok sevdiğin Tanrı aynı zamanda tüm kötülüklerin babası değil mi?

-Senin düşündüğün şeyleri ben de çok düşündüm. Sonra bir sabah uyandığımda katil olmayı istedim. Yani sen müthiş bir yalancısın Salih. İkiyüzlünün daniskasısın. İnancın yoksa katil olursun

Niye ne alakası var? dedi şaşırarak. Dünyanın güzelliğini insanoğluna ve yine doğaya bağlamayı isteme çabası son bulmuş, kendini savunmaya geçmişti

-Ben dedim, bu dünyadan başka bir dünyanın varlığına inanmasam, yapılan kötülüklerin layıkını bir şekilde alacağına inanmasam, elime bir silah alır, senin o bahsettiğin boktan dünyadaki boktan insanların hepsinin kafasına sıkardım. Madem ortada bir kanun yok, kendi kanununu niye yaratmıyorsun? Sonra çok cesur insanlarmışsınız gibi gelip burada bunları anlatıyorsunuz

Bak o gün o kadar yalnız uyandım ki. Kendime dedim, yok dedim ya kimsem yok. Ailem, arkadaşlarım, sevgilim, Allah hiçbiri yok. Yalnızlıktan ölecek gibiydim.

-Eee din politika falan. Tüm büyük savaşlar Allah yüzünden çıkmadı mı?

-Hayır dostum. Tüm büyük savaşlar insanlar yüzünden çıktı. Suçu Allah’a atmak en kolayı. 

- İyi de sen kendi teorini baltalıyorsun Teo. Ben de sizin gibileri anlamıyorum. Günah olduğunuz her şeyi yapıp yapıp Allah’a sığınıyorsunuz. İnsanları da kendinizi de kandırıyorsunuz. Demek ki en büyük günahkar sizsiniz.

-Ya bi siktir git Salih ya. Bana şimdi cumaya gidiyorsun ama içki de içiyorsun safsatalarını yapmayacaksın değil mi? Benim derdim burada sana kelime-i şaadet getirmek değil. Ben sana burada bir din’den bahsetmiyorum ki. Ben olaya duygusal açıdan bakıyorum. Kimse yalnız kalmayı haketmiyor. Hele sen hiç Salih. Burada bunları söyleyip akşam eve gidip yalnızlıktan ağlıyorsun. Kolundaki façalara bak. Darvin mi söyledi sana iyi geldiğini. 

Sustu, gözlerini aşağıya eğdi. Yine aynı şeyi yapmıştım. Belden aşağısına vurmuştum onun. Arkadaşımı bir rakip gibi görüp, onu halt etmek istemiştim. Aslında derdim bu değildi. Kendi derdimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Egoma, kinime yenik düştüm. O benden daha akıllıydı. Ben de hiçbir şeyi inkar edecek güç yoktu. Araştıracak cesaret de yoktu. Söz konusu burada kimin doğruyu söylediği de değildi. Bir kelimenin altına saklanmış onun vicdanının üstüne oynuyordum. Pişman oldum. Dediğim her şeye. Yalnız kalma Salih diye götümü yırtarken, onun tek arkadaşı olan ben, ben onu iyice yalnızlaştırmıştım.

-Özür dilerim Salih. Basit yaşa be oğlum. Yani yaşayalım. Zaten her şey çok karışık. Bu dünyada nasıl mutluysak öyle yaşayalım. dedim. 

Günah çıkartıyordum.