:'O

youtube

Emmanuel and Phillip Hudson- Manti Te'o

youtube

Come iniziare bene il 2015 ♥♥♥

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/makale/o-gun-ruhlar-bedenlerine-kustu.html

O Gün Ruhlar Bedenlerine Küstü

O Gün Ruhlar Bedenlerine Küstü

Turan Eser

ERTELENMESİN YÜZLEŞME

Yüzleşmeden ve utanarak yaşamanın ardından tam 6363 gün geçti.

Madımak katliamı yüzleşmek istiyor. Bedenlerine küsmüş ruhları buluşturmak, umursamaz vicdanları titretmek için. İnsanlık Anadoludan vedalaşmasın diye..Bu topraklar Mevlanayı, Hacı Bektaşi Veliyi, Nesimiyi, Pir Sultan Abdalı ve daha nicelerinin insanlık yoluna çerağ olduğuna tanık oldu. Yıl 2010 ve ruh bedene küsmesin…İnsanlık terketmesin bu toprakları..

Madımak katliamında, aklımıza ve yolumuza ÇERAĞ olan 35 canla birlikte çok şey kaybettik.

17 yıl sonra vicdan, Yunus’laşır ve der ki; “gelin tanış olalım”.

İnşa edelim yeniden kardeşliği, müzeye dönüştürelim Madımak otelini. 

Şimdi vicdanları aklama zamanı.

Çocuklarını kaybetmiş ruhlara, çocuklarını bahşedelim.

Şimdi ruhumuzu temizlemenin zamanı.

Suç ortaklığının unutulmaz acısını, bunca yıl taşıyan bedene el uzatalım.

Bedeniyle kavgalı ruhu şimdi barıştıralım.

Çünkü Madımak mutsuz ve ruhsuz.

Madımak ruhuyla buluşsun. 35 Fidan dikelim etrafına, 35 resim, 35 hayat, 35 kardeşlik hikayesi…

Müzeleşsin otel, korkmasın bakan göz, insanlığın utancıyla yüzleşmesinden.

Yüzleşsin vicdanlar, ruhumuzu karartan karanlıkla.

Zehirli sis dumanlarının çöktüğü  odalarda tükenen nefesleri hissetsin yürekler.

Dolaşsın insanlar müzenin her bir odasını, kendisini Metin Altıok sanarak, Nesimi Çimen’i hissederek. Koray gibi tebessüm ederek.

Öğretmenler öğrencilerini getirsin bu Madımak Utanç Müzesi’ne, “Çocuklar dersimiz insanlık ve utanç” diyerek. Kül haline dönmüş, 39 numaralı yanık ayakabının sahibini merak etsinler.

Yanık sazın üstüne sinmiş  ozanın ten kokusunu hissettirsin çocuklara.

Hollandalı Carina Thuijs’ın yarım kalan ‘Türk kadınları’ tezini okusunlar, yanık raflar arasında.

Özellikle 1993 yılında  Yavuz Sultan Selim İlköğretim Okulu adıyla Sivas’ta açılan okulun öğrencilerini gezdirelim ilk kez bu müzede.

Alevi çocuklarının her gün atalarının katleden bir padişahın adının verildiği okulda, Alevi olmanın katli vaciplerin adresinde olduğunu öğrensin tarih derslerinde. 

40 bin Alevi Kızılbaşı katleden bir Yavuz Sultan Selim’in adının, Madımak katliamının da ne anlama geldiğini öğrensin, zihni teslim alınmış çocuklarımız.

Şimdi bu korkunç dünden ders alma zamanı. 

Bugün çocuklara örnek olma zamanı, barışın gündelik hayatımızın bir paçası haline getirme zamanı. 

Bir Cuma günü, her bir gözün bakışları  altında işlenen kültür ve insan katliamına ve utancına karşı, şimdi  Türkiye Sivas, Sivas Türkiye içinde bir vücut olsun, 17 yıl sonra yine bir Cuma günü, Madımak Utanç Müzesi olsun..

Temmuz 2010'da, katliamının on yedinci yıldönümünde, ‘Madımak trajedisini’ insanlık tarihinin sonsuzluğuna kadar “izleyin, düşünün, ibret alın, ders çıkarın” mesajı asılsın, müzenin kapısına.

Bugün Türkiye’nin vicdanı sessiz kalmasın Madımak vahşeti karşısında.. 

Çünkü güvenimiz köreliyor, vicdanın sessizliği sürdükçe, karabulutların ardındaki kara tarihe.

O gün ruh bedenine küstü.. Şimdi o ruhu bedeniyle buşuşturma zamanı..

İşte bu nedenle Aleviler diyor ki, “Kara tarihin, kara tahtasını silmek için, kara tahtanın üstündeki önce okumak ve sonra yazmak lazım.”

Bugün 2 Temmuz 2010 güneş şimdi yiğitliğini göstersin, kovsun karabulutları ülkemizin üzerinden. Şimdi idrak edelim. 35 candan çalınmış ömrü uzatmak için.. 17 yıldır aklını kaybetmiş adaletin, aklıyla buluşmasına imkan verelim.

İstismardan ve korkudan uzak bir alanda buluşmak için.. Madımak Oteli Müze olsun, Girişine bir “ayna” koyalım..

Ertelemeden yüzleşmek için….Sadece vicdani değil, hukuksal zeminde adaleti sağlamak için.

KAYNAK : Alevihaber.com – 26 Haziran 2010

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/alevi-haber/mustafa-mutlu-o-milletvekilleri-teshir-edilmeli.html

Mustafa MUTLU : O milletvekilleri teşhir edilmeli!

Mustafa MUTLU : O milletvekilleri teşhir edilmeli! 

Meclis’te yaşanan rezaleti dün okudunuz… Bazı AKP’li milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı görüşülürken dünya demokrasi tarihine geçecek bir skandala imza attılar!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın verdiği bir önergeyi “muhalefetin önergesi” zannederek reddettiler…

Böyle bir hatayı neden yaptılar peki?

Basit… Çünkü önerge görüşülürken Genel Kurul Salonu’nda değildi hiçbiri…

Kimi kuliste çay içiyordu; kimi seçmenlerinin işini takip ediyordu!

“Oylamaya geçiliyor” haberini duyar duymaz koşar adımlarla salona girdiler ve daha yerlerine bile oturmadan birbirlerine bakarak kollarını havaya kaldırdılar:

“Hayır!”

Böyle bir senaryoyu ben yazsaydım, Meclis Başkanlığı yemez, içmez “Meclis’in saygınlığını zedelemeye çalışmak” suçundan hemen hakkımda okkalı bir tazminat davası açardı!

O milletvekillerinin hepsi de tek tek davacı olurdu; büyük bir ihtimalle!

***

Bu skandal bana geçen yıl Van’ın Gevaş ilçesinde intihar eden 450 koyunu hatırlattı!

Hani; sürünün en önde gideni, uçurumdan aşağı bırakmıştı kendisini de, diğerleri de onun arkasından atlamıştı!

Büyük bir ihtimalle Meclis’te de böyle oldu:

Salona ilk giren AKP’li vekil (kimse), baktı ki muhalif partiler “Evet” oyu kullanıyor, her zamanki gibi tersini yapması gerektiğini düşündü ve “Hayır” oyu verdi…

Tabii; arkasından gelen arkadaşları da onu izledi!

Biliyorum; AKP’li vekillerin bu davranışını, intihar eden koyunlarla kıyaslamak, koyunlara haksızlık oldu!

Çünkü onlar “koyunluklarının” bedelini canlarıyla ödediler…

Bizimkiler ise hiçbir şey olmamışçasına “başlarını sallamaya ve maaşlarını almaya” devam edecek!

***

Oysa; aktörü oldukları rezaletin affedilir yanı yok!

Beyinleri sadece “parti disiplini”yle güdülen, oyladıkları yasanın ne getirip, ne götürdüğünü umursamayan bu adamların ne Meclis’e hayırları olur, ne de millete! Bu yüzden AKP Grup Başkan Vekilleri’ne bir çağrıda bulunuyorum:

Bardağı taşıran bu son skandalla, Atatürk’ün ve kahraman arkadaşlarının kurduğu Meclis’in güvenilirliğini zedeleyen, saygınlığını tartışma konusu haline getiren “şaşkın” milletvekillerinizin kimliklerini açıklayın!

Açıklayın ki hem bütün AKP’li vekiller töhmet altında kalmasın; hem de bu arkadaşların yüzü kızarsın!

Gerçi onlarda kızaracak yüz olsa, “teşhir” edilmeyi bile beklemeden istifa ederlerdi ya!

*****

VALİ BEY!

Bingöl Valisi İrfan Balkanlıoğlu isyan etmiş:

“26 Mart 2008 tarihi itibariyle Bingöl nüfusunun yüzde 77’si yeşil kartlı. Altında son model cipi olan bir vatandaşın da yeşil kart aldığını tespit ettik. Haksız yere yeşil kart alanlar hakkında inceleme başlattık.”

İlahi Sayın Vali; senin görevin mi zengin yeşil kartlıları bulmak?

Atlayıp kamyonun şoför mahalline, kömür dağıtsana paşa paşa!

Yoksa koltuğundan mı olmak istiyorsun?

*****

GÜNÜN SORUSU

Necmettin Erbakan, Refah Partisi’nin “Kayıp Trilyon Davası”nda sahte evrak düzenlemekten suçlu bulundu ve evinde de olsa hapis cezasını çekmeye başladı.

İyi de… “Kayıp Trilyon” ne oldu? Buharlaştı mı?

*****

Topbaş’a büyük ayrıcalık!

VATAN hafta içinde yılın habercilik başarısına imza attı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, sahibi olduğu Saray Muhallebicisi’ne, Fatih’te koskoca bir sokak tahsis ettirdiğini ortaya çıkardı!

Habere göre; üç katlı Saray Muhallebicisi binasının yan yolu ‘hidrolik engel’le trafiğe kapatılmıştı. Engelleri kaldıran tek kumanda cihazı ise Saray yöneticilerinde bulunuyordu!

İşin ilginci, VATAN dışında hiçbir gazete ve televizyon, Kadir Topbaş’ın bu pervasızlığını haber yapmadı… Belki de yapamadı!

AKP’li yöneticiler de bu müthiş istismarı, “Bal tutan parmağını yalar” diye değerlendirmiş olmalılar ki; Topbaş hakkında soruşturma açtırmaya bile gerek görmediler!

Lütfen düşünün:

Diyelim ki Topbaş, AKP’li değil de CHP’li olsaydı, iktidar ve medya yine kendisine bugünkü kadar “hoşgörülü” mü davranırdı, yoksa çarmıha mı gererdi?

Mustafa Mutlu

<!–
var prefix = ‘ma’ + 'il’ + 'to’;
var path = 'hr’ + 'ef’ + ’=’;
var addy94334 = 'mmutlu’ + ’@’;
addy94334 = addy94334 + 'gazetevatan’ + ’.’ + 'com’;
var addy_text94334 = 'mmutlu’ + ’@’ + 'gazetevatan’ + ’.’ + 'com’;
( ’‘ );
94334 );
( ‘
‘ );
//–>n
<!–
( ’‘ );
//–>

<!–
( '’ );
//–>

VATAN – 06 Nisan 2008

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/video-2/o-meshur-at-oldu.html

O Meşhur At Öldü

image

<!–
var jsval = “;
writethis(jsval);//–>

O Meşhur At Öldü

Bayrampaşa’da bulunan Ada Park’ın açılışı sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı üzerinden atan Cihan isimli at, uzun süre medyanın ilgi odağı oldu. Atlı Kafe’ye gelen ailelerin çocuklarını 1.5 YTL karşılığında bindirdiği at Pazartesi günü öldü. Atın sahibi Murat Cemilgil, ‘İyice yaşlanmıştı. Rahatsızlandıktan sonra getirdiğimiz veteriner bağırsak düğümlenmesinden öldüğünü söyledi. Ölümüne kadar küçük çocukların hizmetindeydi. Başbakan’ı düşürdükten sonra çok ilgi gördü. Bu ilgi ölümüne kadar devam etti.’ dedi. Yıllarca yarış atı olarak koşan Cihan’ın 4 yıl önce Ada Park’a getirdiği belirtildi.

30 Temmuz 2003’te parkın açılışı için gelen Erdoğan, bindiği Cihan isimli at şaha kalkınca kum zemine düşmüştü.

28 Aralık 2007

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/tarih/tutengil-hoca-hala-o-asfaltta-yatiyor.html

Tütengil hoca hala o asfaltta yatıyor!

derkenar: PROF. DR. CAVİT ORHAN TÜTENGİL'İ 7 ARALIK 1979'DA ÖLDÜRDÜLER: Tütengil hoca hala o asfaltta yatıyor!   

Yıl 1979… 7 Aralık sabahı, saat 07.45… Levent Sülün Sokak sakinleri o sabah silah sesleriyle uyandılar. İETT durağına doğru giden İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji Enstitüsü Başkanı ve Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, dört faşist katil tarafından öldürüldü.

Sokağın tam ortasında dört ayrı silahtan çıkan on iki kurşunla can verdi. Yüzükoyun asfalta düştü cansız bedeni… Gözlükleri gözünde, çantası yanı başındaydı. Üzerini beyaz bir çarşaf ile örttüler. Prof. Dr. Cahit Orhan Tütengil hâlâ o asfaltta yatıyor!..

Tütengil Hoca hâlâ o asfaltta yatıyor… Çünkü katilleri bulunamadı, yargılanamadı! Çünkü o faşist katillere emir verenler ortaya çıkarılmadı. Resmi kayıtlara ve resmi tarihe “kimliği belirsiz kişilerce” vurulduğu yazıldı. “Faili meçhul” bir cinayet olarak girdi dosyalara. Onu alçakça öldürenler, kaçmadan “Ne Amerika Ne Rusya, Bağımsız Türkiye. Savaşımız sürecektir. Anti Terör Birliği / ATB” yazılı bir not bıraktılar.

Tütengil Hoca öldürüldüğünde 58 yaşındaydı. İlerici, demokrat, aydmlanmacı kimliği ile tanınan Tütengil, profesör olmadan önce çeşidi liselerde felsefe öğretmenliği yapmış, Köy Enstitüleri'nde ders vermişti.

CENAZE TÖRENİNDE OLAYLAR

 

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, 20 Kasım 1979'da öldürülen Prof. Dr. Ümit Doğanay'ın cenazesine katılmıştı. Eşine “Onu öldürenler bizi de öldürebilir” diyordu. Ne yazık ki, Tütengil Hoca haklı çıktı ve Doğanay'ı öldürenler onu da öldürdüler. Tıpkı Abdi İpekçi'yi, Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu'nu, Doç. Dr. Bedrettin Cömert'i, Doğan Öz'ü öldürdükleri gibi…

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil'in cenazesi iki gün sonra, 9 Aralık'ta Şişli Cami'nden kaldırıldı. İktidarda Adalet Partisi Azınlık Hükümeti vardı. Demirel yine başbakandı!.. Cenazenin büyük bir protesto yürüyüşüne dönüşeceğinden kaygılanan (!) hükümet, önlemler alacaktı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı cenazeye sadece ailenin katılmasına karar verdi ama bunu duyurmadı. 9 Aralık günü, binlerce kişi cenazeye katılmak için yola çıktı. Ancak yollar kesilmişti. Teşvikiye'de barikat kuran askerler tarafından durdurulan öğretim üyeleri, öğrenciler, işçiler cenazeye katılmak için beklemeye başladılar. Bir süre sonra askerler tarafından dağıtılmaya başlayan kitle Dolmabahçe'ye doğru yürüyüşe geçti. Asker ve polislerin havaya ateş açmalarıyla birlikte ortalık birden karıştı. Direnenler dipçiklerle dövüldü, olaylarda bir işçi yaşamını yitirken 8 kişi yaralandı. 61 kişinin gözaltına alındığı olaylarda yaralananlardan biri de daha sonra yine faşist katiller tarafından öldürülecek olan yazar Ümit Kaftancıoğlu'ydu…

n Aralık 1979'da Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesinde olup bitene şu satırlarla isyan edecekti: “Ölenler, her biri şimdi birer mezar taşı olan bu insanlar, yalnızca ve yalnızca namuslu olmanın cezasını ödediler. Bu altın yürekli bilim adamlarının dirilerini korumasını bilemeyen bu devlet, onların cenaze törenlerini bile düzenleyemedi. Cavit Orhan Tütengil'in mezarına birer kürek toprak atacak olan arkadaşları, öğrencileri dipçiklerle dövülüp yaralandılar. Devlet bu mu? Bu mu devlet!.. ”

HER NASILSA TAHLİYE EDİLMİŞTİR…

Katiller tıpkı yine sırra kadem basmıştı… Sessizliği 12 Eylül darbesinden sonra, Doğu'nun Başbuğu" Yılma Durak bozdu. Ümit Sezgin'in 1986'da Yeni Gündem dergisinde yayınlanan “Aydınlanmamış Cinayeder” başlıklı yazısından bir bölümü birlikte okuyalım: “Durak'ın anlattığına göre, Aydınlanmamış Cinayeder’ dosyamızın baş aktörlerinden İstanbul ÜGD [Ülkücü Gençlik Derneği] Başkanı Recep Öztürk bir gün gelip ‘üniversiteden bir hocanın öldürülmesini planladığını’ söylemiş, kendisi de 'muvafakat etmiş'ti. Ertesi gün Tütengil öldürülmüştü. Yılma Durak ayrıca, Recep Öztürk'ün cinayetten sonra da olayı kendisine anlattığını belirtmişti.

Durak'ın ifadesi üstüne zaten Ümit Doğanay cinayetiyle de ilgisi görülen Recep Öztürk'ün aranmasına derhal başlandı ve Recep Öztürk yakalandı. Sonra ne oldu dersiniz? İnanılmaz bir biçimde tahliye edildi ve yurt dışına kaçtı! (…)

Şükriye Tütengil, eşinin katillerinin bulunması için çok uğraştı. Ama boşunaydı. İstanbul'dan 'Dosyayı Ankara MHP davasına gönderdik’ demişler, bunun üzerine Şükriye Tütengil Ankara'ya gitmiş, 'Dosya bize gelmedi’ cevabını almış, Ankara-İstanbul arasında mekik dokumaya başlamıştı. 'En sonunda’ diye anlatıyor Şükriye Tütengil, 'bazı yazılar geldi. Yazıların birinde 'Tütengil'in zanlısı Recep Öztürk olarak kabul edilmiş ve tutuklanmışsa da her nasılsa tahliye edilmiştir.’ deniyordu.” [1]

Evet, her nasılsa yakalanmış olan zanlı yine her nasılsa tahliye edilmişti… Kaybolan dosya bulunamadı, cinayetle ilgili ifadesi alınamayan zanlı yakalanmışken tahliye edildi. Her nasılsa, bir el cinayetin üzerini örtüyordu….

Tütengil Hoca öldürüleli 28 yıl oldu… Henüz kayıp dosya bulunmuş, katiller yakalanmış değil. Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, hâlâ Levent'te öldürüldüğü asfaltta yatıyor! O fotoğraf, 28 yıldır belleklerde. Türkiye, bu fotoğrafın utancından ancak katiller yakalanınca kurtulacak!..

[1] Yeni Gündem dergisi, 2-8 Kasım 1986, Sayı: 35.

* * *

Büyü de baban sana
Büyü de
Acılar alacak
Büyü de baban sana
Büyü de
Yokluklar alacak
Büyü de baban sana
Büyü de
Bitmez işsizlikler açlıklar alacak
Büyü de
Büyü de baban sana
Baskılar işkenceler alacak
Kelepçeler gözaltılar
Zindanlar alacak
Büyü de
Büyüyüp onyedine geldiğinde
Büyü de baban sana
idamlar alacak

Gülten Akın, 42 Gün, 1986.

ERDAL EREN, 13 ARALIK 1980'DE HENÜZ ON YEDİ YAŞINDAYKEN İDAM EDİLDİ: “Büyüyüp onyedine geldiğinde…”

Fransız ordusunda yüzbaşı olan Yahudi asıllı Alfred Dreyfus'un Almanya için casusluk yaptığı iddiasıyla 1894'de yargılanıp idama mahkum olması, yakın tarihin en büyük hukuk skandallarından biri olarak bilinir. Dreyfus'un suçsuzluğunu savunan Emile Zola ve çok sayıda aydının hukuk ve adalet mücadelesi sonucunda Dreyfus yeniden yargılanır, 1906 yılında Cumhurbaşkanı tarafından af edilir.

Emile Zola'nın Cumhurbaşkanı Felix Faure'a 13 Ocak 1898'de yazdığı “J'Accuse – İtham Ediyorum!” başlıklı açık mektup tarihe geçecektir. Zola mektubunda Dreyfus'u neden savunduğunu şu sözlerle anlatır: “Şimdi daha büyük bir kesinlikle yineliyorum: Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır. Herkesin aldığı durum bugün açıkça belli olduğuna göre, dava ancak bugün başlamıştır: Bir yandan gerçeğin gün ışığına çıkmasını istemeyen suçlular, öte yanda her şeyin aydınlanması için yaşamlarını vermeye hazır olan adaletseverler. Daha önce söyledim, yine söylüyorum: Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün, kendisiyle birlikte pek çok şeyi havaya uçurur.”

12 Eylül 2007'de Vatan gazetesinde Tülay Şubatlı'nın “12 Eylül'ün 17 Yaşında İdam Ettiği Genç” başlıklı haberini okuduğumuzda aklımıza “Dreyfus Davası” geldi. Yargıtay 3'üncü Dairesi üyesi emekli Hakim Albay Ahmet Turan, Tülay Şubatlı'ya: “Eren'in er Zekeriya Önge'yi kasten öldürdüğüne dair vicdani kanaatim yoktu. Eren önden ateş etmiş, asker sırtından vurulmuştu. Kurşunun da o tabancadan çıktığına dair kanıt yoktu.” diyerek, 28 yıldır bastırdığı vicdanının sesini serbest bırakıyordu…

28 yıl sonra gelen bu itirafla, Albay Ahmet Turan; Erdal Eren'in idamının haksız bir karar olduğunu söylüyordu. Erdal Eren belki de tarihin en hızlı görülen davasında idama mahkum oldu. Ve henüz 17 yaşında olmasına rağmen idam edildi. Mahkeme kemik testi yapılmasına izin vermedi. “Asmayalım da, besleyelim mi?”

Erdal Eren'i idama götüren yargılama süreci 2 Şubat 1980'de yakalanmasıyla başladı. 30 Ocak 1980'de Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi, ODTÜ öğrencisi Sinan Suner'in MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in koruması tarafından öldürülmesinin ardından 2 Şubat'ta düzenlenen gösteride çatışma çıktı. Çatışma sırasında er Zekeriya Önge öldü. Erdal Eren ile birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Erdal Eren adeta “jet hızıyla” yargılandı ve 19 Mart 1980'de idama mahkum oldu.

Askeri Yargıtay 3. Dairesi idam kararını iki kez “delil yetersizliği"nden bozdu. 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte, "Asmayalım da, besleyelim mi?” diyen Konsey üyeleri tarafından idam cezası onaylandı. “Bağımsız yargı” kararını verdi: “Beslemeyelim, asalım!..”

Öncelikle, Erdal Eren idam edildiğinde henüz 17 yaşındaydı. Dava boyunca tıpkı Dreyfus gibi o da suçsuz olduğunu söyleyip durdu. Öldürülen asker sırtından vurulmuştu, Erdal Eren önden ateş ettiğini söylüyordu. Erdal Eren'in tabancası ile askeri öldüren merminin balistik incelemesi yapılmamıştı…

Dava üzerinde daha bir çok soru işareti vardı. Ama karar verilmişti. 12 Aralık 1980 günü Kenan Evren başkanlığında toplanan Konsey, Erdal Eren'in idam kararını birkaç dakikada aldı. Zabıtlara, idam kararıyla ilgili Kenan Ev-ren'in bir cümlesi yazıldı: “Kabul edilmiştir. Allah taksiratını affetsin.”

Erdal Eren, 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Cezaevi'nde idam edildi. İlk idam edilen devrimci Necdet Adalı idi. 7 Ekim 1980'de idam edilen Ada-lı'nın ardından, 25 Ekim 1980'de devrimci Serdar Soyergin idam edildi. 13 Aralık'ta idam edilen Erdal Eren'den sonra da idamlar devam etti. 1980 ile 1984 yılları arasında tam 50 kişi idam edildi. İdam kararını verenlerden Kenan Evren, yıllar sonra bile kararlarından pişmanlık duymadığını gururla anlatıp durdu kameralara… Erdal Eren, ne yazık ki Dreyfus kadar şanslı değildi. Eren yaşamını yitirirken, Dreyfus yıllar sonra özgür olmuştu.

Emekli Hakim Albay Ahmet Turan'ın itirafı ile artık bizim de bir Dreyfus davamız var. Fransa, Dreyfus Davası'ndan yüz yıl sonra, 2006'da tarihine sürülen bu lekeyi temizledi. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Dreyfus ve Zola'dan özür dileyerek Dreyfus'un suçsuzluğunu teslim etti.

Sıra bizde…

FEZA KÜRKÇÜOĞLU

<!–
var prefix = 'ma’ + 'il’ + 'to’;
var path = 'hr’ + 'ef’ + ’=’;
var addy42651 = 'fezakurkcuoglu’ + ’@’;
addy42651 = addy42651 + 'birgun’ + ’.’ + 'net’;
var addy_text42651 = 'fezakurkcuoglu’ + ’@’ + 'birgun’ + ’.’ + 'net’;
( ’‘ );
42651 );
( ‘
‘ );
//–>n
<!–
( ’‘ );
//–>

<!–
( '’ );
//–>

BİRGÜN – 09 Aralık 2007

Alevi Haber ve Sizin Haber Siteniz

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/alevi-kurumlarindan/abf-sabah-gazetesi-yoneticileri-bu-adami-o-kosede-tutacak-misiniz.html

ABF : Sabah Gazetesi yöneticileri, bu adamı o köşede tutacak mısınız?

ABF : Sabah Gazetesi yöneticileri, bu adamı o köşede tutacak mısınız?

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU BASIN AÇIKLAMASI:

Sabah Yazarı EMRE AKÖZ sordu:

“Savcının dediği mezhep hangisi?”

Biz yanıt verelim: Alevilik.

23 Temmuz 2009 günü Sabah Gazetesindeki köşesinde Emre AKÖZ adlı kişi yazısına böyle bir soruyla başladı.

S Haber’deki bir programa atıfta bulunarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nun uzun yıllardır sistemli bir biçimde siyasallaştırıldığını, bazı kararların mezhepsel kaygılarla alındığını, bu yönde bir kanaat olduğunu aktararak sorular sordu:

“- Gerçekten Yüksek Yargı bir mezhebin hakimiyetinde mi?”
 
- Yüzde 15 nüfusa karşın: HSYK’daki koltukların yüzde 50’sinin bu mezhep mensuplarından oluşması normal mi?

Hele hele bir de CHP’ye oy veriyorlarsa, Cumhuriyet mitinglerine katılıyorlarsa, Ergenekon’a inanmıyorlarsa…”

Biz istediğimiz kadar; insan olmaktan, insani değerleri ön plana çıkartmaktan, eşitlikten, kardeşlikten, barıştan yana sözler söyleyelim, laikliğe, demokrasiye vurgu yapalım, eşit yurttaşlık hakkı isteyelim, bu ülke hepimizin diyelim… Ne yaparsak yapalım; Muaviye soylulara yaranamıyoruz. Emre Aköz benzeri aklı mı kıt, kalemi mi kirli, zihniyeti mi bozuk, vicdanını mı kiralamış belli olmayan bir yezit çıkıp, bu çağda yukarıdaki soruları sorabiliyor. Gözünü kırpmadan ayrımcılığın daniskasını yapabiliyor.

Emre Aköz gibi bir zat-î muhterem; Hukuk Fakültesine nasıl girilir, nasıl mezun olunur, Hakim ve Savcı olabilmek için hangi süreçler yaşanır, sonrasında nasıl terfi edilir, hangi makama kim nasıl seçilir?… Bunları bilmiyor olabilir mi? Hadi kendisi bilmiyorsa, kaynak kişi olarak gösterdiği, Yargıtay Cumhuriyet emekli Savcısı Ahmet Gündel de mi bunu bilmez.

Bal gibi bilirler.

Ama amaç; AKP’nin henüz Yökleştiremediği, Kütükleştiremediği, HSYK olunca, konuyu bir mezhebe getirerek, bu mezhebi ve onun mensuplarını karalayarak, belki daha kolay olur  yolunu seçmek, belden aşağıya vurmanın da ötesinde Muaviye zihniyetinden başka bir şey değildir.

Emre Aköz ve benzerleri şunu bilsinler ki, bizler uzun tarihimiz boyunca; bu tür hakaretleri, aşağılamaları, iftiraları çokça yaşadık. Efsunluyuz artık.

Önerimiz şudur:

Yeni bir yol bulun.

Daha önce denenmemiş olsun.

Şimdi biz de kimi sorular soralım:

İlk soru Emre Bey’e;

Nüfusun %15’i kastettiğiniz o mezhebe mensup ise eğer;  81 validen, 1000 kaymakamdan, onca müsteşardan, generalden, emniyet müdüründen, müfettişten, daire müdüründen, okul müdüründen, kendi gazetesindeki köşe yazarlarından, muhabirlerden, hatta çaycılardan kaçı Alevidir acaba?..

100 bin personele mensup DİB’de bir Alevi Çaycı-Odacı var mıdır acaba?…

Hangi seçmenin hangi partiye oy verdiğini, kimin hangi mitingde yürüdüğünü merak etmek, bunu bir eleştiri konusu yapmak, demokrasi anlayışıyla mı bağdaşır daha çok, faşistlikle mi?

Sabah Gazetesi yöneticileri, bu adamı o köşede tutacak mısınız?

Siz Aleviler-Sünniler, birbirine kardeş diyen laik, demokrat, vicdan sahibi, sağduyu sahibi, toplumumuzun bir ve bütün olduğunu savunan, farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak değerlendiren gönlü geniş, engin yurttaşlar; Emre Aköz ve benzerlerini okumaya, yazdığı gazeteyi satın almaya devam edecek misiniz?…

Saygılarımızla.

Ali BALKIZ
Genel Başkan

KAYNAK : Alevihaber.com – 24 Temmuz 2009

Alevi Haber ve Sizin Haber Siteniz

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/basinda-aleviler/o-cemevi-karanlikta-kalabilir.html

O cemevi karanlıkta kalabilir

O cemevi karanlıkta kalabilir

Cumhurbaşkanı Gül’ün önceki gün ziyaret ederek semah izlediği Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği’ne bağlı Cemevi 2004’ten bu yana elektrik borcunu ödeyemiyor. Devlet tarafından ibadethane statüsü tanınmadığı için cemevleri giderlerini kendi imkanlarıyla karşılaşıyor. Ancak, Tunceli Cemevi yönetimi yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle elektrik faturalarını ödeyemediği için beş yıldır biriken borç 55 bin TL’yi buldu. Devletin yasal olarak ibadethane kabul ettiği camiler ise elektrik ve su parası ödemiyor.

Fırat Elektrik Dağıtım Şirketi’nin Tunceli İl Müdürlüğü, borcun tahsilatı için 26 ekimde Cemevi yönetimine ihtar gönderdi. Borçlarını ödeyemediklerini belirten Cemevi İkinci Başkanı Celal Karagöz, “Elektriğimiz her an kesilebilir” dedi. Karagöz, Türkiye’de bütün cemevlerinin benzer sorunlar yaşadığını belirterek, ibadethane statüsü kazandırılarak bu sorunun çözülmesini istedi.

Borcu Gül’e de anlattık

Karagöz, Cumhurbaşkanı Gül’e verdikleri dosyada Alevi toplumunun taleplerine yer verdiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinin aslında cemevlerinin devlet tarafından tanınması anlamına geldiğini belirten Celal Karagöz, “Dosyada cemevlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara da dikkat çektik ve buna örnek olarak da 55 bin TL’lik elektrik borcumuzu anlattık” dedi.

Taraf/ERGÜLEN TOPRAK / ANKARA – Istanbul – 7 Kasım 2009