izmir’deysen zaten görmüşsündür bu harika afişi; peki ya yarın deprem olsa? 

peki sen ne yapıyorsun? her zamanki gibi bunu görünce ”aaa, evet evet! ilk yardım çok önemli” deyip ertesi günü unutuyor musun, yoksa ertelemeyi bir kenara bırakıp bir şeyleri yapmaya başladın mı? 

biraz uyan ve biraz bilinçlen. ya yarın deprem olsa?

nasuh mahruki ve harika ekibi akut olmasa biz daha arama-kurtarmanın ne olduğunu bilemeyecektik.

ayrıca kızılay’ın arkasında o kadar devlet desteği varken hiçbir afiş hazırlamaması ama akut’un sadece gönüllüler yardımıyla böyle harika şeyler yapması. sözün bittiği yer, iyi ki varsınız.

17 ağustos’u unutmadık!

Empati kuramayacağınız tek şey “depremdir…”

Annesini, babasını, kardeşini, en yakın arkadaşını, ailesini, şehrini, mahallesini, top oynadığı sokakları, bakkalını, manavını ve evini kaybetmiş bir depremzedenin yerine koyamazsınız kendinizi.

Geçen yıllar sadece yaranın kabuğunu sertleştirdi. Kabuğun altında hala yangınlar devam ediyor…

17 Ağustos depreminin üstünden tam 13 yıl geçmiş. Dün gibi hatırlıyorum o kötü geceyi. Umarım bir daha yaşanmaz. Depremde hayatını kaybeden insanlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Gölcük’te yaşıyorum ben… Ben bu depremi merkezinde yaşadım.
Öyle bir şeydi ki; kıyamet kopuyor sandım.
Evlerin yıkılma, camların kırılma sesleri insanların seslerini bile bastırıyordu.
O kadar çok ses vardı, o kadar çok ses birbirine karışmıştı ki, annemin babamın bana seslenişlerini bile zor duyuyordum.
Deprem durdu, evden aşağıya indik… inanamadım!
1 saat önce uyumadan, balkondan baktığım Gölcük yerle bir olmuştu, sağlam bina göremiyordum… Ne acı di mi? Ama daha da acısı;
“Ölü kokusu” denilen şeyin ne olduğunu öğrendim, o gün, orada, o yaşta.
Depremde o kadar çok “canım” gitti ki… o kadar çok canım yandı ki…
Geçmiyor, bitmiyor, unutulmuyor…

17.08.1999
03:02
Belki geçmişte kaldı ama hiç geçmedi.

Marmara bölgesinde 17 Ağustos 1999’da meydana gelen yıkıcı ve öldürücü depreminden üzerinden tam 13 yıl geçti. Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi olarak isimlendirilen 7,5 büyüklüğündeki deprem yerel saatle 03:02’te başta İstanbul olmak üzere tüm Marmara’yı sarsmıştı. 

Marmara Depremi’nin yıl dönümünde elimizden gelen; böyle bir felaketin bir daha yaşanmaması için dua etmek ve kaybettiklerimize rahmet dilemek…

Ne çok yıldız vardı 15 yıl önce bugün gökyüzünde. Ne çok çığlık vardı, ne çok insan öldü. İnsan hayatının betondan, demirden, çimentodan daha önemsiz olduğunu gösteren bu günleri unutmayalım hiç.

"Sesimi duyan var mı?"

12 sene önce ve bugün, Yalova

O sabaha gözlerimi kaldırımda açmıştım, gerçi ufak depremler yüzünden doğru düzgün uyuyamamıştık korkudan… Bizim bina az hasarlı olarak atlatmıştı depremi fakat hemen bitişiğimizdeki teyzemlerin apartmanı ağır hasarlıydı. Korkudan bir seneden fazla çadırlarda, barakalarda yaşayacağımız dönemin ilk sabahıydı..

O gece… bir kaç gündür deprem söylentileri vardı, fakat depremin ne olduğunu bilen yoktu.. Çocuktuk her gece olduğu gibi gece yarılarına kadar sokakta oynamıştık.. Bir çocuk vardı “biz deprem olcakmış lan” diye dalga geçerken o ağlayarak hep eve kaçıyordu.. daha önceden bir şeyler yaşamıştı belli ama çocuktuk anlamazdık ki. Evlere dağıldık uyumak üzere, daha derin uykulara dalamadan belki de deprem vurmuştu, annemin babamın bağrışlarını hatırlıyorum, sonra apar topar dışarıya çıkarıldım zaten..

Küçüğüm diye babamlar beni hiç bir yere götürmemişlerdi o yüzden aklımda kalan enkaz görüntüleri yok ama kulaktan dolma bir sürü hikaye anlatabilirim. İyi ki de yok çünkü o tarz görüntülerden çok fazla etkilenen birisiyim. Daha sonra aklımda kalanlar , kızılay çadırları, mahalleye gelen erzak yardımları, yemek yardımları, okulun bahçesinde kurulan çadırlarda ders görme, hayatımın ilk karını barakada kalırken görme…

Dün gece… öyle hem yürüyüş için hem de bi bakınmak için yalova sahildeki deprem anıtının oraya gittik, önde bir meşaleli grup vardı, biz onlara yetişene kadar deprem anıtına aynı anda varmış olduk.. varır varmaz megafonla bir adam “sesimi duyan var mı?” diye üç kez peşpeşe bağırdı.. tüylerim diken diken oldu da bu da neydi ki ? neden buna sebep olmak zorundaydı ki ? zaten oraya kadar gelenler depremi unut(a)mayanlardı.. onun sesi kesilince alttan ağıt tarzı acı verici bir müzik çalmaya da başladı.. tam tuz biber oldu yani. gözlerim doldu da buna da ne gerek vardı ? bi anlam veremedim daha fazla bu acılara dayanamayıp oradan ayrıldık.. şaşkındım!

image

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video